« Önceki |

Cuma, Nisan 10, 2009

Uzunca Bir Ara

Kendime yeni bir blog alıp orada yeni yazılar yazmaya karar verdim.Bu blog da bu yüzden bir süreliğine askıda duracak ve belki bunun sonunda da hiç bir yere varmayacak, yani ilgilenmeyebilirim de.Açıkçası buraya yazmak, bazı eski şeylere devam etmek içimden gelmiyor.Bir kaç yazımı orada paylaşabilirim, özellikle de Gölge Prens, Karanlığın Kılıcı, sonra De-Mon ve film incelerime oradan devam edeceğim.Beni takip eden (veya daha sonra bu bloğa devam ettiğim takdirde takit etmeye devam edecekler) kişilere yazılarımı okudukları için teşekkür ediyorum^^ Sanırım hayatımda yeni bir sayfa açmak diye ben buna diyorum Uyku o zaman kadar....

~Caelo

Not: Yeni adresimi buradan vermeyi düşünmüyorum, tamamen kişisel sebeplerden.Kimsenin alınmasına gerek yok Göz Kirpiyor

Cuma, Nisan 10, 2009

Beni Sevmeyin!! (Desem de İnanmayın)




Sana seni sevemem demiştim
Onlarca kez, binlerce kez, yapamazdım
Sevemezdim, çünkü......

Şarkılarımda umutsuzluk verdim sana
Sözlerimle geri püskürttüm
Çizdiğim resimlerde acı, sözlerimde nefret vardı
Ben sevgi insanı değilim, ben sevgiyi bilmem demiştim
Dinlemedin, hep bir umut taşıdın içinde
Sevemezdim, çünkü.....

Şimdi uzaktan uzağa bakıp, iç çeken
Hani dokunamadığın nadide bir çiçek gibi
İzlerken beni yüreğin sökülür ya en derinden
Hani bir elini uzatsan dokunacaksın
Ama aslında dokununca dökülüp toprağa karışacak ya
Ölüm kadar sert, ve dağ çiçeği kadar özgür
Gözlerinde korumacı bir tavır ile daima yanımda
Ama ben senden bir yıldız kadar uzakta
Demiştim ben sana
Bana bulaşma, kötü olursun diye
Dinlemedin
Sevemezdim, çünkü....

Gizli gizli ağladığını biliyorum
Derinden derine soluyorsun
Sıkıntıların üst üste binmiş ama tek bir umut yeter sana
Benden gelecek bir olumlu yanıta bakıyorsun
Ama o asla gelmeyecek
Bunu da okumayacaksın biliyorum
Yine de ısrarla diyorum
Benden uzak dur
Çünkü ben doğru kişi değilim
Ben sevemem çünkü.....

Çünkü
seni sevmiyorum.

çünkü
ben sevgiye inanmıyorum.

çünkü...

*******************************
*******************************
yazıp öylece bıraktığım bir yazı.Sadece sonuna bir çünkü ekledim tamamladım, tamamlanmış oldu-_- hangi duyguyla ve kime yazdığıma, o anda aklımda neler olduğunu bunların hiç birisini hatırlamasam da beğendim ve bu yüzden de yayımlıyorum^^

Salı, Şubat 24, 2009

Açıklama

Bu kategoriyi uzuun zaman önce açmalıydım.O zamanlarda bu blog bile yoktu, ne kadar uzun zaman öncesinden bahsediyorum ki? 2006 yılının yaz ayları olabilir sanırım yanlış hatırlamıyorsam.Bu aslında Tuğçe'nin bir fikriydi, bir çoğumuz onu Anita Blake olarak da tanıyoruz.Bu, onunla bir hikayemiz olacaktı.Bir türlü gerçekleşmedi.Şimdi onu bilinmeyen bir cd de bulduğumdan beri aklımda bu hikayeyi tasarlamak ve yazmak var.Tasarı derken aslında temeli hazır yani konusu.Sadece bana geliştirmek düşüyor, ve bu işi mükemmel bir biçimde yapamasam da hiç değilse bir şekilde uğraşmış olacağım.Ben ona "ikizim" diyordum bir zamanlar ve o benim için hala öyle^^Umarım bu hikayeyi okur ya da bir gün söyleme fırsatım olur (yani cesaretim olur =D).

***************************************

Hikaye 16 yaşındaki Loran hakkında.Hikayenin kahramanı.Anne ve babası, o zamanların zalim kara prensi Lord Tehon tarafından katledilmiştir.(Neden Loran'ın sağ kaldığını ben de bilmiyorum henüz-_-) Bu Lord, dünyanın yarısını elinde tutmaktadır ve karşısında duracak güç yoktur. (eh tipik hikayeye benziyor ama hikaye orijinaldir aslında, zaten taslağın hazırlanması neredeyse 3-4 sene öncesine ait olduğu için günümüzdeki popüler filmlerden esinlenme olmadığına dikkat çekiyorum-_-) Lord Tehon'un görünürde bir zayıflığı yoktur ama o bir zamanlar bir ölümlüye aşıktı. (buradan da Lord Tehon'un ölümsüz olduğu anlaşılabilir).Lord Tehon'un bir sürü takma adı vardır ve en sık kullanılanı Gölge Prens'tir. (Hikayenin adı ilk başta buydu, fakat bazı sebeplerden ötürü bu ada ben karşı çıkmıştım.Şimdiyse Tuğçe'yle bu konuyu enine boyuna konuşamayacağımız için adı değiştirme gibi şansımı da yitirdim!Tamam adamın adı aynı kaldı, hiç değilse hikayeninkini değiştirebildim.)

***************************************

Bir sürü işim olduğu için bu hikayeye umduğum kadar ağırlık veremeyeceğim.Yine de elimden geleni yapacağım.İyi bir şey olmasını istiyorum.Aceleye lüzum yok.Blog benim, keyif benim, zaman da benim.Gerekirse 20 yılımı da alabilir sorun etmiyorum, yeter ki o kadar ömrüm olsun.Bakacağız....

+Caelo+

Salı, Şubat 17, 2009

Merak Etmek



Merak ediyorum gökkuşağı
Neden sadece yağmur yağarken gözükür diye
Yağmur damlalarının yansıttığı
Karanlık bulutların arasından süzülen güneş ışıklarının etkisiyle
Tıpkı karlar arasından açan kardelenler gibi
Fakat merak ediyorum neden sadece
Yağmur yağarken gösterir kendisini
Kar yağarken, veya güneşli havada
ya da istediğimiz zaman, istediğimiz yerde
Keşke istediğimiz şekilde yağmuru yağdırabilseydik
O zaman gökkuşağını yanımızda taşımak zorunda kalmazdık

Merak ediyorum gökyüzü
Neden en mavi rengine sadece yazın bürünür diye
Dünyanın açısı, gelen güneş ışınları geçin tümünü
Anlatmayın bana coğrafya kitabından kelimelerle
Yine de merak ediyorum işte
Dayanılmaz, ruhumu derinlemesine saran bir merak
Sebepsiz, öylesine, ve masumane bir şekilde

Aslında merak ettiğim çok şey var
Yanıtlarını bile aramadığım
Fakat tek bir şeyi biliyorum
En güzel şeyleri yaşamak için
En kötüyü görmek lazım
Eğer gökkuşağını aramak istiyorsan
Yağmuda ıslanman lazım
Eğer mavi gökyüzüne bakmak istiyorsan
Güneşin o kavurucu sıcağına katlanman lazım
İyi bir şeyler yapmak istiyorsan
En kötü şartlarda bunu gerçekleştirmen lazım
Eğer iyi insanları korumak istiyorsan
En acımasız insanlara katlanman lazım
Eğer iyi biri olmak istiyorsan
Aslında en kötüsüne dönüşmen lazım
O zaman göreceksin
İnsanların gerçek yüzlerini, belki de pişman olacaksın
Ama doğruyu görmek için
Önce yalanı yaşayacaksın, bu yalan
İnsanlar olsa bile...

***********************************
Hiç bir şey düşünülmeden, sadece içimden geldiği için yazılmıştır.Arada böyle geliyorlar bana işteÇimdik

Pazartesi, Şubat 16, 2009

Jumper




Günümün nasıl geçtiğini anlatayım.Paris'te kahve içtim, Maldivlerde sörf yaptım ve Kilimanjaro Dağı'nda biraz kestirdim.Ha, bir de Polonyalı bir kızın telefon numarasını aldım.Sonra NBA finallerinin son çeyreğine sıçradım.Saha kenarına tabi.Bunların hepsi öğle yemeğinden önceydi.Anlatmaya devam edebilirim ama işin özü şu: Dünyanın zirvesindeyim.


............................................
"Jumper" filminin özeti aslında yukarıdaki alıntı cümlelerden kolalylıkla anlaşılıyor.Dünyada istediğiniz yere istediğiniz saniye gidebilmek, hem de bunu büyük sıçramalarla yapabilmek.....Her şey David'in,  sevdiği bir kıza aldığı minik bir hediye ile başlıyor.Hediyenin donmuş akarsuya fırlatılması (atan sevdiği kız değilUyku) onu alayım derken David'in sulara gömülmesi, donmuş nehirden dışarı çıkayım derken kendini bir anda ıslak bir şekilde bir kütüphane zemininde yatar halde bulmasıyla bu çocuk sıradan bir insan olmadığını fark ediyor.Tabii tüm özel güçlere sahip kahramanlar gibi, sevgili (adayı diyelim) elindeki hediyeyle öylece bırakaılır gidilir, bu sefer tek kelime dahi edilmez.Tek fark, bizimki pek kahraman değildirMutlu Kahramanlar bankalardan para çalmazlar, değil mi? Ya da elinde sörf tahtasıyla piramitlerin tepesinden ekmek arası da yemez, artık ne yiyorsa!


Dedektif rolünde Samuel. L. Jackson ve başrolde ise Hayden Christensen'in oynadığı muhteşem(! =P) bir aksiyon filmi.Bir de Max Thieriot'a dikkat etmek lazım.Hayden'den önce, David'in çocukluğunu canlandıran oyuncu.Onu "Komanda Dadı" nın Seth Plummer'ı olarak da tanıyorsunuz.Oldukça büyümüş ve bence giderek daha da yakışıklı olmuş diyebilirim^^ Çocukken bile bunu belli ediyordu ya neyse.(tabii bu yakışıklılık kavramı görecelidir, herkesin zevki kendine...)

Fena film değil ama muhteşem olduğunu da söyleyemem.Aslında sadece iki sebepten ötürü bu filmi izliyorum.Sıradan kahramanlık hikayelerinden bıktığımdan değişiklik olsun diye bir de bana bunu bir kişi ısrarla tavsiye ettiğinden.Oyuncuları bile filmi izlerken öğrenmiş olup ufak çapta bir mutluluk yaşamış bulunmaktayım.Yine de izlemenizi tavsiye ederim, bence saçma sapan romantik veya absürd korku filmlerinden çok daha iyi olduğu şüphesiz.








Çarşamba, Şubat 11, 2009

Nox Arcana & Michelle Belanger ~ Bitter Ashes



Standing here in the dust of dreams
Can't recall my name
Whispered voices calling
Standing here on the darkened street
Can't remember years
Swirled like bitter ashes
Standing here on the dust strewn streets
All my memories are just bitter ashes
Day and night searching empty dreams
In the end we find only bitter ashes
Standing here stripped of everything
I have lost my faith it's all bitter ashes
Standing here as the waters rise
All my memories swirling down the gutter
Standing here on the dust strewn streets
All my memories are just bitter ashes

Day and night searching empty dreams
In the end we find only bitter ashes
Where are we going now
What will become of us
What does the future hold
Having forsaken us
Where are we going now
What will become of us
What does the future hold
Having forsaken us
Standing here in the fucare
Can you hear my voice I'm just shadows falling

Çarşamba, Şubat 11, 2009

No Reservations - Aşkın Tarifi

14 Şubat yaklaşıyor, hiç sevmesem bile bugünü, bari biraz havasına gireyim dedim, yoksa olan yine bana olacak! Neyse....Catherine Zeta-Jones ve Aaron Eckhart mutfakta bir araya gelirse ortaya nasıl bir yemek çıkar.Ben son derece ilginç, leziz ve bir o kadar tatlı bir film umuyorum.

**********************************
**********************************
Aşkın Tarifi


Bir restoranda baş aşçı olan Kate (Catherine) mutfağında inanılmaz düzenli, disiplinli biridir.Üstelik yemeklerinin beğenilmemesi durumunda müşterinin restorandan gitmesine neden olacak kadar mükemmelliyetçidir.İş hayatındaki bu mükemmel tutumu ev hayatına da aynen yansıtmış ve benim filmi izlerken sinirlerimin gerilmesine neden olmuştur.(bu kadar mükemmeliğe dayanamıyorum-_-) Hayatında pek çok kyral vardır, mesela aynı binada oturduğu kişilerle çıkmamak gibi.Üstelik patronunun zoruyla gittiği terapistine bile yemek pişiriyorUyku

Bir trafik kazası, kardeşiin ölmesi ve yeğeni Zoe'nin hayatına girmesiyle ufak ufak bu mükemmel hayatı sarsılmaya başlar.Ve restoranına gelip, opera dinleyip, etrafla şakalaşıp duran Nick ise olaya tuz biber olur.Aslında restoranın ihtiyacı olan birisidir.(Aslında gayet şirin birisiMutlu Benim hoşuma gitti ama bakalım Kate ne yapacak?)

Filmin sakin müzikleri eşliğinde ve nefis kokulu bir mutfak ortamında güzel bir film izleyip beyinlerini boşaltmak isteyenler için birebir film.Her şeyi geçtim de Catherine Zeta-Jones zaten benim beğendiğim bir oyuncu, onu yemek pişirirken izlemenin keyfi de bambaşka.

**********************************












Çarşamba, Şubat 11, 2009

Step Up 2 - Sokak Dansı

Uzun zamandır film incelemesi yapmıyorum.Üstelik o zamandan bu yana bir sürü film izlememe rağmen...Sanırım bu benim istememle ilgili ve bu sefer incelemelerime devam etmek istedim.Bu filmin birincisini de almıştım ama izlemedim.İkincisini ise bana bir sürü kişi olumlu şekilde izlememi söyleyince hadi izleyeyim dedim.Hatta şu anda izlemekteyim.

********************************
Sokak Dansı


Dans, dans ve dans...Çılgınca danslar, çılgınca müzikler ve çılgın insanlar.Zaten sıradan danslar olsaydı bu filmde sıradan bir film olurdu.Dans ederek polislerden kaçmak varken neden bir dans kursunda dans edesiniz ki?Sokak Dansının güzelliği burada zaten.

Annesinin en iyi arkadaşı tarafından bakımı üstlenilen Andie'nin iki seçeneği vardır ya Teksas'a gidecektir ya da MSA (Maryland Sanat Okulu)'na.Elbette ikincisini seçer.İlginç bir okuldur burası, sanat okulu işte.Şarkıcı, dansçı, hatta bale bile vardır işin içinde.Bir sokak dansçısı aralarında ne yapabilir ki? Eh izleyip görün işteGöz kırpOkulu yüzünden 410 gurubundan da atılır ve kendi gurubunu kurar.(410 iyi dans ediyor olabilir ama sevmemiştim zaten onlarıUyku)Bakalım kim daha iyiymiş...

Dans sahneleri çok güzel.Özellikle Chase'i dans ederken izlemekten ben zevk bile aldığımı söyleyebilirim.(Yine de benim favorim MooseMutlu)Bu dans tarzı pek benim tarzım olmasa bile yaptıkları tehlikeli ve güzel hareketlerden dolayı onlara hayran kalmamak elde değil.











Pazar, Şubat 8, 2009

Karanlık ve Melankoli



Tek başıma...

Boş anılarım, hayal meyal geçmişim ve
Asla olmayacak geleceğim.
Parlamayacak yıldızlar üzerimde
Soğuk nefesini hissetmeyeceğim rüzgarın ensemde
Çamurda yıkanıp güneşle doğmayacağım
Solup gidecek ışığım her geçen gün
Tıpkı karanlık bir bulut gibi çökecek üzerime
Korkularım, hayal kırıklıklarım, yaptıklarım
Hepsinin altında ezileceğim
Yok olup gideceğim

 Tek başıma...

Kimseleri sevmeyeceğim
Kimselerin bu buz tutmuş
ölü kalbi canlandırmasına izin vermeyeceğim.
Bir zamanlar herkese ait olanı
Artık kendime saklayıp, derinlere gömeceğim.
Kimse duymasın, kimse görmesin, kimse sevmesin diye...
Dolaşacağım, gezeceğim özgürce ama
Kalbimi hapsedip öyle çıkacağım
Bilinmezlerin ufkuna
Bilmeyecekler beni
Tanımayacaklar hiç bir zaman
Yalan yanlış zamanda ve yerde
Kendi yalanımı yaşatacağım, gerçekmiş gibi
Kimse anlamayacak
Kimse sormayacak
Kimse merak etmeyecek
Kimse umursamayacak
Hatırlamak güç olacak
Aslında kim olduğumu, ve ben bile bilmek istemeyeceğim.
Derinlere gömülenleri asla çıkarmamak gerek
Bunu unutmayacağım
Ölmüşleri, zaten ölüp de fark etmeyenleri
Uyandırmamak gerek
Ve ben asla uyanmayacağım

Tek başıma...

Bir ölü denizdi yüzdüğüm içinde
Kıpırtısız, asla bana yardımcı olmayan
Bir insanlar denizi gibiydi bu durgun sular
Hep ben çabaladım ilerlemek için
Hep ben yüzdüm bu soğuk sularda sırf batmamak için
Kararlılığım boğuldu dalgasız denizde, oysa
Dalgalar vursaydı yüzüme daha kolay olmaz mıydı?
Onları iterek ilerlemek daha zevkli olmaz mıydı?
Hayat oyunu böyle daha zevkli yaşanmaz mıydı?
Sıkıcı
Tekdüze ve monoton belki
Renklerin hepsi aynı
Dünyanın rengi solmuş, deniz bile mavi rengini kaybedip
Gri renge bürünmüş
Güneş siyah renk saçmakta
Gözlerimden kan, yüreğimden ise göz yaşları dökülmekte
Her şey ters dönmüş
Bu ölü deniz diyarında
ve ben burada

Tek başıma...
*****************************************
Nox Arcana sağolsun bu yazı için^^

Cumartesi, Şubat 7, 2009

Sasuke ve Caelo'nun Maceraları - 11 (İhanetin Tohumları ve N

-Köyden dışarıya çıkmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki...
-Evet Caelo, son çıkışında köyü neredeyse bir savaşa sokacağını hatırlatırım sana.
-Hehe...Güzel günlerdi be!
-Yine ucuz yırttın var ya.Senin yerinde ben olsaydım.................

Caelo, Sakura'nın sözlerinin gerisini dinleme zahmetine katlanmadı bile.Önü sıra yürüyen Naruto ile Kakashi'ye bakarken aklından bambaşka şeyler geçiyordu.En son Sasuke ile ne zaman görüştüğünü hatırlamaya çalıştı.Ama başaramadı.

"Lanet olsun!"

Sakura'nın üzerinde pembe bir kıyafet vardı ve kısa pembe saçlarını Konoha'nın simgesini taşıyan alın koruyucusuyla alnının gerisine atmıştı.Üzerindeki her şey pembeydi.Gözleri hariç.Gözleri duru bir yeşilin rengine sahipti.Kakashi her zaman bildiği üsere sıradan Jounin kıyafetlerini geçirmişti üzerine ve maskesi yüzünün yarısını örtüyordu.Alın koruyucusunu Sharingan gözünü saklayacak biçimde yüzüne çaprazlamasına geçirmişti.Naruto ise hiç değiştirmediği rengi olan turuncu kıyafeti ve sarı saçları ile işaret feneri gibi ortalarda dolanıyordu.Caelo ise en sevdiği renk olan siyahı değil de Kakashi gibi koyu yeşil Jounin giysisini seçmişti.Sırtında içinde silah malzemeleri olan küçük bir çanta taşıyordu.Bütün gece yürüdükten sonra Kakashi ormanın biraz içerisinde kamp kurmaya karar verdi.Yemeklerini ateş başında yemeye başladıklarında Kakashi sessizliği bozdu.

-Buradan beş günlük uzaklıkta Akatsuki'lerin gizli bir yeri mevcut.Anbu takımından geriye kalanlarla orada buluşacağız.Fakat bu ormanı geçtikten sonra hepinizin çok dikkatli olmanızı istiyorum.En ufak bir tehlike belirtisini bile es geçmeyin.

Naruto araya girdi.

-Bizim görevimiz tam olarak nedir, Kakashi-sensei?
-Sizin göreviniz...bir kere kesinlikle Akatsuki'lerle kapışmak değil-
-Ama-
-Dövüşmeye fırsatınız kalmadan ölürsünüz.Özellikle de tek başınaysanız.Bu yüzden sizinle geldim.

Caelo, ateşin kıvılcımları arasında Kakashi'nin yüzünü seçmeye çalıştı ama yüzü karanlığa gömülmüştü.
-Peki bizden tam olarak istenen şey nedir?
Kakashi dosdoğru Caelo'ya baktı.
-Buraya aslında Caelo için geldik.O ve onun ailesi hakkında.

Caelo elindeki yemeği yere düşürdü.
-Ne demek benim ve ailem için geldik?Kakashi-sensei, ben Sasuke'ye ve diğerlerine yardım edeceğimizi sanıyordum.
-Bir bakıma evet, fakat tamamen doğru bir açıklama değil.Caelo, sanırım arkadaşlarının da bunu bilmesi gerekiyor.Biz uzun zaman önce ailenin izini bulduk.Ve bu iz bizi Akatsuki'lere kadar götürdü.Sasuke özellikle bu iş için görevlendirildi.Ve o şu anda orada-
-benim ailemle mi çarpışıyor? Ne yani anne ve babamın Akatsuki'lere katıldığından mı bahsediyorsunuz?
-İlk önce biz de öyle düşünmüştük, ama hayır.Sasuke de bu gerçeği araştırmak için orada.Akatsuki'lerin bir destekçileri olabileceğinden şüpheleniyoruz.
-O zaman neden beni, yani demek istiyorum ki, beni neden- Konoha'ya terk edip gittiler!! Neden Akatsuki'lere bulaştılar? Ve neden bunu bana şimdi anlatıyorsunuz?

Kakashi, Caelo'nun çatık ve kararsız gözlerine baktı.
-Şu anda bile her şeyi tamamen bilmiyoruz.Bu yüzden Tsunade sana söylememe kararı aldı.Ayrıca senin ne tepki vereceğini de bilemedi.Yine de bu gerçeği senden daha fazla saklamak sana ihanet olurdu.Şimdi biliyorsun.Tek başına Akatsuki'lerin peşinden gitmeyeceğini biliyorum.Bunu neden yapmaman gerektiğini de sana anlatayım.Sasuke tam gerçeği öğrenebilmek için haftalarca bu görev için canını tehlikeye atıp duruyor.Ve sen ona ve tüm ninjalara ihanet etmeyeceksin.

Sakura yemeğini kenara koydu.

-Şu anda yetişkin bir Jounin olarak alacağın kararlarda sana karşı çıkamam.Yine de seni ailen olmadan tanıdık ve seni seviyoruz.Akatsukiler olsun olmasın, ailenin geçmişi seni bağlamaz.

Naruto da hararetle başını sallayarak onayladı.Pek şaşırmışa benzemiyorlardı, demek ki bu daha önce düşündükleri şeydi, yani ailesinin hain olabileceği ihtimali.Caelo kafasını ellerinin arasına aldı.Kafası karışmıştı.Çantasına uzanıp bir minik bir flüt çıkardı, yavaşça elinde çevirmeye başladı.

-Alimden bana kalan tek şey buydu.Bu minik flüt.Ve benim düşündüğüm şey ise-Arghh keşke onlardan geriye bana kalan şey sadece bu olsaydı.Keşke olmayan anılarımda hayal ettiğim gibi iyi insanlar olsalardı.Keşke-
Kakashi elini kaldırdı.
-Caelo, kızgınsın, anlıyorum.Fakat dediğim gibi tüm gerçeği bilmiyoruz.Bunu neden yaptıklarını da.Sadece seni bizim köye bıraktılar ve çekip gittiler.Hiç bir mantıklı sebep olmaksızın.Bence onları yargılamadan önce bunu düşün.
-Kakashi-sensei, bu flütü ne zaman kullansam bedenimde yaralar açtığını biliyorsun.Ailemden miras aldığım jutsuyu daha doğru düzgün kullanamıyorum bile.Ve bu bana zarar veriyor.Onlardan gelen herhangi bir şeyin benim yararıma olacağını söyleyebilir misin?

Gurup sessizliğe büründü.Kakashi gözlerini ateşe dikmişti, Sakura ile Naruto'da birbirlerine kaçamak bakışlar atıyorlardı.
-Peki yaşıyorlar mı? Yani onlarla karşılaştınız mı?
-Hayır.
-..........
-..........
Yarım satta sonra Caelo flütü sertçe çantasına fırlattı.
-Ben uyumaya gidiyorum.Biraz da düşüneceğim.Bana bunları anlattığın için teşekkür ederim, Kakashi-sensei.Her ne kadar anlatmamanı dilesem de...
-Caelo-
Sakura, Naruto'nun yüzüne vurdu.
-Şimdi sırası değil, Naruto! Her ne diyeceksen...

Caelo uzandı ve düşündü, düşündü, düşündü.Sabaha kadar düşündü.Ondan sonraki günlerde de tek yaptığı şey düşünmek oldu.Ne düşüneceğini de tam olarak bilmiyordu.Ailesini karşısına alıp yüzleşme şansını da yitirmişti.Artık yaşamadıklarına göre neyi, nereden ve nasıl öğreneceğini de bilmiyordu.

***************************
***************************
Ormandan çıkıp yabancı topraklarda yürümeye başladılar.Her biri çevresine çok dikkat ediyordu, ara sıra Kakashi Sharingan gözlerini kullanıyor ve etrafın güvenli olduğundan emin oluyordu.Caelo da ses duyusunu sonuna kadar kullanıyor, artık düşünmekten delirecek hale geldiğinden kafasını başka şeylere vermeye çalışıyordu.Beşinci günün sabahında yavaş yavaş izlere rastlamaya başladılar.Önce bir kaç kırık eşyaydı sonradan bunlar çevredki varlıklara da yansımaya başladı.Kırılmış dallar, yanık otlar, kesilip biçilmiş ağaçlar ve en sonunda kökünden sökülmüş ağaçlar.Naruto derin bir ıslık çaldı.

-Vay be! Çatışmalar epeyce sert geçmiş.Ahh ben de burada olmak isterdim.
Sakura dirseğiyle onu dürttü.
-Kahramanlık yapmanın sırası değil, Naruto.Burada olsaydın büyük ihtimalle ayak altında dolaşıyor olurdun.
-Sakura-chan, ben bir zaman sonra Hokage olacak kişiyim.Benim yeteneklerim-

Caelo elini kaldırdı.Durdular.Başını yana eğmiş dinleme pozisyonuna geçmişti.Kakashi Sharingan gözlerini açtı, Naruto ve Sakura da ellerinde kunailerle beklediler.Caelo fısıldadı.

-Kakashi-sensei, buluşma yeri buraya yakın mı?
-Çok değil, ama burası değildi.
-Biri geliyor.Yaklaşık beş yüz metre önümüzde ve bize doğru yaklaşıyor.
Ağaçların arasına saklanıp beklediler.On dakika sonra diğerleri de ayak seslerini duymaya başlamışlardı.Yavaş ve aksak  adımlar.Çalılar aralandı ve içinden Sasuke çıktı.Caelo nefesini tuttu.Üstü başı kan içindeydi ve giysileri yırtılmıştı.Yüzü bembeyaz olmuştu.Pek iyi görünmüyordu.Kakashi'nin durdurmasına fırsat vermeden ağaçtan yere atladı ve doğruca Sasuke'ye koştu.Naruto ve Sakura ortaya çıkıp bağırmaya başladılar."Neden bağırıyorlar ki, Sasuke yaralandığı için olsa gerek" Caelo'nun aklına bunun bir tuzak olabileceği gelmemişti.Bacaklarına bir şeyin dolandığını hissettiğinde Sasuke bir kaç adım önündeydi.Ona sarılan şey büyük ve pullu bir yaratıktı.Dengesini kaybedip yere düştü, yaratık hala onu sarmaya devam ediyordu.Bu devasa bir boa yılanıydı.En son gördüğü şey kocaman açılmış ağzıydı, ve bir saniye sonra Caelo yılan tarafından yutulmuştu.

********************************
********************************
-Kakashi-sensei, ne yapacağız?
-Naruto sen göreve devam ediyorsun, git ve Sasuke'yi bul.Onu bu yeni durumdan bilgilendir.Sakura sen Anbu üyelerine yardıma gideceksin, şu anda en ihtiyaç duydukları şey bir sağlık ninjası.Ve ben de Hokage'ye haber vereceğim.

Bunu dedikten sonra yok oldu.Sakura ve Naruto Anbu'ları bulmak için harekete geçmek zorundaydılar.Fakat Naruto olduğu yere çakılıp kalmıştı.Hala sahte Sasuke'nin kaybolan görüntüsünü arıyor gibiydi.Gözleri yılanın kaybolduğu yere takıldı, bir kolye duruyordu.Caelo'nun boynundan kopan minik bir kolye, Konoha'nın simgesini taşıyordu.Ellerini yumruk yaptı, kolye canını acıtana kadar avucunda sıktı.Vücudunun etrafında kırmızı kabarcıklar belirdi.Sakura onu sakineştirmeye çalışıyordu.Naruto'nun gözleri,  Orochimaru'nun yılanının kaybolduğu yere bakarken çoktan tilki şeklini almıştı bile.

*********************************
*********************************
Caelo hiç bir şey göremiyordu, sadece bulunduğu yerin ıslak, yapış yapış ve kokuşmuş bir yer olduğunu biliyordu.Yılanın midesindeydi ve bundan hiç mutlu değildi.Ellerini kıpırdatmaya çalıştı ancak vücudu kasılıp kalmıştı.Büyük ihtimalle yılan tarafından sokulmuştu, bedeni zehrin etkisindeydi.Ona saatler gibi gelen bir süreden sonra yılan sertçe Caelo'yu tükürdü.Gözlerini kırpıştırdı, ve etrafına bakındı.Kırmızı kayalardan oluşmuş duvarlara sahip karanlık odayı tek bir mum ışığı aldınlatıyordu.Kuru ve sıcak bir odadaydı.Ses duyusunu sonuna kadar kullandı ama kalın duvarların ötesinden hiç bir şey algılayamadı.Kulaklarındaki basınç ona yerin epeyce altında olduklarını söylüyordu.Yılanın olduğu yerden bir ses yükseldi.

-Nihayet seni buldum! Yuvana hoşgeldin.Bu iş sandığımdan da kolay oldu.

Yılan Orochimaru'ydu.Caelo ağzını zorla oynattı.

-Ne yuvası be? Ne saçmalıyorsun? Nereden çıktın sen?
-Burasını hatırlamaman doğal.Ne de olsa aradan yıllar geçti, en son burasını bebekken görmüştün.
-N-NE?

Orochimaru, Caelo'nun şaşkınlığından mutlu olmuş gibiydi.

-Ahh, demek bilmiyorsun.Bu daha da eğlenceli olacak o zaman!

Arkasını döndü ve ellerini çırptı.Dışardan ayak sesleri yankılandı.Mağaramsı odanın girişinde uzun boylu bir adam belirdi.Siyah saçları vardı ve yüzündebir maske takıyordu.Sırtında büyükçe bir kılıç vardı, fakat bundan ziyade Caelo'nun takıldığı şey....

-Bir ANBU MU? Neler oluyor burada?

Yeni gelen bir Anbu maskesi takıyordu.Elini kafasın götürdü, yavaşça maskesini sıyırdı.Maskesini gerisinden Sharingan gözler ona bakıyordu.Bu gözler soğuktu, acımasızdı, tanıdığı o sıcaklıktan eser yoktu.Caelo bir süre yaşadığı şokun etkisinde kaldıktan sonra cı dolu bir çığlık ağzından kaçtı.

-YOOOOOOOOOOOOOOOOOO......Sasuke! Anlamıyorum...Neden? Sen...Anbu'dansın, buraya beni kurtarmak için mi geldin? Gizlice gelmen gerekmiyor muydu?
-Saçmalama! Seni kurtarmak isteyen kim?

Sasuke'nin sesi tıslar gibi çıkmıştı, gözleri Caelo'nun yüzüne dikilmiş, sanki her mimiği kontrol edermiş gibi görünüyordu.

-Orochimaru-sama, bunu söylemem gereksiz ama bazı ilüzyonları sahiden de güçlüdür.Sıkıntı olmaması için ağzını bağlamanızı öneririm.
-Ah elbette.Ne de olsa onu ben yarattım.Fakat onun ilüzyonlarının benim üzerimde etkisi yok.Gücü benim gücümün çok altında.
-Anlıyorum.
-Sasuke-kun, iyi iş başardın.
-Teşekkürler, Orochimaru-sama.
-Sanırım iyi bir ödülü hak ettin.Ben şimdi gidiyorum, Malum seni Anbu'ların yanında biliyorlar.Onlara senin yokluğunu aratmamak lazım.Hem sen de Caelo'nun gelecek olan muhtemel sorularını cevaplamak isteyebilirsin.Nazik olmayı unutma, ne de olsa bir anda bir sürü şok yaşadı.

Sasuke onayladı.Orochimaru kaybolmuştu.Şimdi ikisi neredeyse karanlık odada, biri toprağın üzerinde diğeri ayakta birbirlerine bakıyorlardı.Sonra Caelo gülmeye başladı.

-Beni neredeyse kandırıyordun.Hadi bana yardım et de geri gelmeden uzaklaşalım.Orochimaru'yu nasıl kandırdın bilmiyorum ama iyi bir iş becerdin.

Sasuke kıpırdamadı.

-Çok safsın.Gerçi bunu zaten biliyordum ama bu derece salaklaşabileceğini tahmin etmiyordum.Her seferinde beni şaşırtıyorsun.
-Sa-Sasuke!! Neler diyorsun ya? Sözlerin çok ağır ben sahiden kırmaya başladın.ve---

Caelo çenesini oynatmaya çalıştı ama bir anda kasılmıştı.Zehirden olduğunu düşünüyordu.Sasuke'nin görüntüsü de titremeye başlamıştı.Gözlerini odaklamaya çalıştı.

-Beni andırdın.Sen benim arkadaşımdın ama hain için çalışıyormuşsun.Bunca zaman herkesi kandırdın.Senden nefret ediyorum!Oysa sen benim için....

Başı yere düştü.Çok zaman geçmeden içeri Orochimaru girdi.Yüzünde yılanımsı bir sırıtışla Sasuke'ye baktı.Sasuke de sırıttı ve yavaşça değişti.Sharingam gözler siyah rengine dönmüştü ve bir gözlük takıyordu.Siyah saçlar ise beyalaştı, uzun boyu bir parmak kısalıp daha da inceldi.Bu Kabuto'ydu.Caelo'nun Sasuke'yle olan arkadaşlığının derinliğini bildiği için özellikle onu taklit etmişti.Orochimaru'nun zekice planlarından birisiydi.

-Ne diyorsun? Kaldığımız yerden devam edecek mi? Yoksa onu öldürmeli miyiz?
-Hazır sayılır.Çok saf, fakat eğitilmeye meyilli.İçine nefret tohumlarını atıp sevdiklerinden uzaklaştırdık mı deneylerimizde kullanabiliriz.

Orochimaru Kabıto'ya küçük bir cisim verdi.Bu Caelo'nun flütüydü.
-Uygun zamanı geldiğinde bunu ona ver.Zamanla kullanmayı öğrenecek, yeter ki ailesi gibi bize karşı koymasın yoksa sonu onlarınki gibi olur.Eğer boyun eğmezse ne yapacağını biliyorsun Kabuto.

Kabuto sırıttı.Elindeki flütü cebine koydu.Planı işe yaramazsa Caelo bu flütü kullanmak zorunda kalack ve kendi kendini öldürecekti.Acılı ve uzun bir ölüm olacaktı.Uyanmayacağını bilse de ihytiyatı elden bırakmamak için yeniden Sasuke kılığına büründü ve bekledi.