Pazar, August 10, 2008

De-Mon (Bölüm 5) ~ Geçiş

Uzun zaman oldu bu hikayeyi yazmayalı, o kadar uzun ki içeriğini bile unuttum-_- Neyse artık umduğumu değil bulduğumu, yani aklıma geleni yazıcam!Bakalım ne çıkacak ortaya....

****************************

Sesler gideli çok olmuştu.Bunun hala bir düş olduğunu düşünse de Marelle kanlı canlı karşısındaydı.Ne yağacağını bilemez bir şekilde etrafına bakındı.Eski kilisenin kırık koltukları ile yıpranmış duvarları arasında ona yardımcı olacak hiç bir şey yoktu.İsa heykeline baktı.Boynunu bükmüş, tahtaya çivilenmiş adamın görüntüsü nedense onu daha da sinirlendirdi.

"Kaybedenlerin Çilesini Çekenler!Kilise, kayıp ruhların mekanından başka bir şey değil.Ne demeye buraya getirildim.Yoksa ben kayıp ruhu aramakla mı yükümlendirildim.Bu Marelle olabilir mi?Ne yapmam gerekiyor?"

Marelle'in kolundan tuttu.

-Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun?
Kız başını iki yana salladı.
-Neden beni buldun?Ne yapmam gerekiyor?
-Ödemek zorundasın.
De-mon anlamadı.
-Neyi ödemek zorundayım?
-....
-Söylesene Marelle.
-Buradan gitmemiz gerek.Geliyor.
-Ne? Kim geliyor?
Kilisenin derinliklerinden bir gürültü koptu, duvarlar sarsıldı.Ardından hafif çan sesleri yükselmeye başladı.Bu çan sesleri kilisenin tepesinden geliyor gibiydiler.Sarsıntı bir daha geldi.Bu deprem gibi değil de sanki ağır bir şeyin yere düşmesiyle oluşan bir tür basınç gibiydi.Marelle'in gözleri irileşti.Fısıldadı
-Geldi bile
 De-Mon kızı da alarak kilisenin dışına çıktı.Az kalsın kilisenin girişinde duran kılıcına çarpıp yere düşüyordu.Oraya nasıl geldiğini sorgulamadan kılıcını eline aldı.Kilisenin görüntüsü değişmeye başlamıştı.Taktalar ve pencereler eğilip bükülüyor, sanki büyükçe bir şeyi artık daha fazla taşıyamacakmış, patlayacakmış gibi görünüyordu.

-Marelle gidelim.
Kız olduğu yerde duruyor, kiliseye bakıyordu.
-Meralle neden duruyorsun?Burada durmak bana hiç de akıllıca gelme-
Kilise büyük bir gürültüyle yıkıldı ve içeri çöktü, çöktü ve çöktü.Çökmesi bir türlü durmuyordu.Şimdi kilisenin durduğu yerde büyük bir çukur vardı.Siyah, düpsiz...Marelle'le birlikte yaklaştılar, sanki kendi iradeleri başka biri tarafından kontrol altına alınmıştı.De-Mon kuyunun sonunda kırmızı bir parlaklık gördü.
-Marelle bu da ne demek?
-Beni kurtarmak istiyorsan...Oraya gitmelisin.
Eliyle aşağısını gösterdi.
-......
-Hem oraya gitmeden aradığın şeyi bulamayacaksın
De-Mon kendisini durduramadan çukura atladı.Siyah pelerini arkasında dalgalanıyor, aşağıdan esen şiddetli bir rüzgara yakalanmış gibi savruluyordu
-Marelle!!!
De-Mon kılıcını sırtına taktı.Etrafına bakındı.Buradan çıkmak için tek çıkar yol burası gibi görünüyordu.Büyük çukur onu yutmak üzere bekliyordu.Tekrar o gümbürtüyü duydu.Aşağıdan geliyordu.İç güdüsel olarak derin bir nefes aldı ve tladı.Sıcak bir rüzgar bedenine çarptı.Bir kaç saniye içinde de gözden kayboldu.

*******************************
Karanlık yutar aydınlığı
Siyahın içinde erir gider ışık
Tüm renkler anlamını kaybeder birer birer
Bir ruhun karanlıkta kaybolması diye bir şey söz konusu değildir.
Sadece karanlık onu görünmez yapar
Böylece yok oldu izlenimi verir
Arayan aradığını bulamaz karanlığın içinde
Eğer aradığı şey ayaklarıne gelmeyi seçmemişse
Marelle de bu yüzden görünmüştü De-Mon'a
Kendisini kurtarması için ondan yardım istiyordu,
De-Mon'da arayışına devam ederken bu kısılıp kaldığı tuzaktam kurtulmak
İkisinin isteği de birdi
De-Mon, Marelle'i kurtarmanın aynı zamanda çıkış yolu da olduğunu biliyordu.
******************************

Pazar, Nisan 18, 2008

De-Mon (Bölüm 4) ~ Geçmişten Gelen

 

 

 



Her kolyenin ve simgenin kendine has özellikleri vardır.Bu kendine has özellikler içerisinde bile değişmeyen tek bir şey vardır; o da kanatlardır.Şeytanların ve iblislerin dünyasında kanat, düşmüş ve lanetlenmiş meleğin simgesidir.Bu kanatla birlikte belirtilen diğer simge de, iblisi simgeler.Yukardaki Gorgon'un simgesi olan ve şimdi De-Mon'un boynunu süsleyen kolye gibi.Tam ortada bulunan kafatası Gorgon'un ölümcül gücünü ve sonsuz yaşamını simgeler, yana ve aşağı doğru açılan yarı melek yarı yarasa kanatları da düşmüş melek olan baş şeytanı akla getirir.Kanatların aşağıya doğru bakması şeytanın evine yapılan ufak bir anmadır.(Eğer bu gönderme meleklere yapılıyorsa kanatlar yukarı dönmüş şekilde belirtilir.)

Bu kolyeden yayılan güç çoğu insan tarafından görülemez, sadece bazıları tarafından kesin olarak görülebilir.Ama duyuları neredeyse sıfırlanmamış her insan tarafından hissedilir.Bu kolyeden yayılan güç kötüdür, güçlüdür, ve herkesi etkililer.Onu bu denli güçlü yapan şey, Gorgon tarafından yapılmış olmasıdır, cehennemin alevlerinde yapılan bu kolye, içinde saf kötülükleri barındırır.Bu kolyeyi takan her kimse, daha önce ne olduğu önemsiz, saf kötülüğün eline düşer, ve yavaş yavaş ya da hızlı bir biçimde değişime uğrar.Ve zaman içinde sahibine hayal edemeyeceği güçler verir.Ne gibi güçler mi?Onu da zaman içinde De-Mon'un keşfedip bize anlatacağını umuyorum.

*********************************
De-Mon'un Amberle'yi öldürmesinin üzerinden günler geçmişti.İki gece üç gün yürüdükten sonra nihayet bir gündoğumu sırasında ormanın sonuna ulaşmıştı.Önünde uzanan dümdüz ovaya bakıp iç geçirdi.Ne bir ağaç ne bir ev ne de insan yapımı bir yol görünüyordu.Kolyesini tuttu ve sessizce mırıldandı;
-Beni nasıl bir yere getirdin Gorgon?Ne yapmam gerekiyor?
Tek duyduğu ses rüzgarın kulaklarındaki hafif melodik sesiydi.Hafifçe iç geçirdi, ve büyükçe bir ağacın dibine oturdu.Ne tuhaftı ki bunca zaman hiç bir şey yememişti ve en ufak bir açlık çekmiyordu.Çantasında taşıdığı yiyecekleri çıkardı.Kurutulmuş etler, kuru meyve ve sebzeler ve elbette hayatın vazgeçilmez maddesi olan su.Yüzünü buruşturdu, yiyecek torbasını kendinden uzağa fırlattı.Kokularını almak bile midesini bulandırmıştı.Kılıcını indirdikten sonra arkasına iyice yaslandı, uzun bacaklarını ileriye uzattı, gözlerini kapadı.Hiç uykusu yoktu, sadece birazcık dinlenmek istemişti.Göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti.Kısa sürede hafif şekerlemesine dalıp gitmişti.



Kendisini uyandıran şeyin ne olduğunu bilmiyordu, sadece hafif bir sarsıntı hissetmişti.Gözlerini açtığında boylu boyunca yere uzandığını fark etti.Üzerindeki kıyafet kadar simsiyah bir gökyüzüne bakıyordu.Her an yağmur yağacakmış gibi bulutlar kaplamıştı her tarafı.Doğruldu.Küçük bir koruluğun içinde, bir kilisenin kapısının önündeydi.Buraya geldiğini hatırlamıyordu.Ayağa kalktı ve istemsiz bir şekilde kolyesine uzandı.Şaşkınlıkla kolyenin yerinde olmadığını fark etti, ne kolyesi ne de kılıcı yanındaydı.
-Gorgon?
Gorgon'un kiliseyle işi olmayacağını bilse de seslendi.Cevap olarak bir kahkaha sesi kulaklarında yankılandı.Rüzgarın taşıdığı bir ses gibi, etrafında yankılanarak, azalıp çoğalarak De-mon'u sarmaladı.Küçük bir kızın gülüşü gibiydi.Ses kiliseden geliyor olmalıydı, sert tahta kapyı itti.Mnteşeler gıcırdayarak içeriye doğru açıldı.Kapının sesini bekliyormuş gibi, kahkaha sesleri birden yok oluvermişti.Şimdi tek yankılanan ses De-Mon'un tahta zeminde yürüken ayakkabılarından gelen tok seslerdi.
Kilisenin içinde birinin varlığını hissettiğinde yolu yarılamıştı neredeyse.Sıraların en ucunda karanlık bi figür.Baştan aşağı siyah pelerinin içinde kaybolmuştu, yüzü zar zor seçilebiliyordu.De-Mon'un kendisini fark ettiğini görnce yavaş adımlarla ona yaklaştı.Herhangi bir silah taşımamasına rağmen De-Mon ondan yayılan güçle geriye sendeledi.Tek isteği oradan uzaklaşmaktı, bu figür kabuslarından bile daha korkunç geliyordu ona.Siyah pelerinli gizemli figür aralarında bir metreden az bir mesafe kalınca durdu.Elini başına götürdü.De-Mon istemsiz bir şekilde elini kaldırdı, gelecek herhangi bir saldırıya karşı kendini korumaya çalışıyordu.Fakat karanlık şekilin tek yaptığı pelerinin başlığını indirmek oldu.De-Mon nefesini tuttu
-Sen...Ama...
O kahkaha sesleri yeniden yankılandı, bu sefer beraberinde çeşitli görüntülerle.Bir sirk panayırı.Akşam şenlik ateşlerinin çevresinde mutlu mutlu dans eden insanlar.Ve çevresinde tıpkı diğer insanlar gibi dans eden bir kız.On beş yaşlarında.
-Sen.....!Nasıl...
Pelerin başlığının altında De-Mon'un görmeyi düşüneceği son kişi vardı.Marelle!Boyunun uzaması dışında neredeyse hiç değişmemişti.uzun kahverengi saçları, pelerinin kıvrımları arasında kaybolmuştu, uzun, incü bir yüzü ve ona bakan yemyeşil gözler!Daha dikkatle bakınca tek değişen şeyin boyu olmadığına karar verdi, eskiden neşe saçan gözleri donuklaşmıştı, De-Mon kızın kendisine mi baktığını anlamıyordu.Marelle konuşmayınca De-Mon sessizliği bozmaya karar verdi
-Marelle..Sen, nasıl geldin buraya?Ben neden burdayım peki?
Kız yine aynı donuk gözlerle kendisine bakıyordu.
-Marelle!Neyin var senin?
Yanına gitmek istedi ama Marelle elini uzattı, durdurdu onu.
-Neden getirdin beni buraya?
De-Mon şaşırmıştı.
-Neden bahsediyorsun sen?Buraya nasıl geldiğini hatırlamıyor musun?Bu çok garip...O zaman bu sen olamazsın.
Marelle'in gözyaşlarını görünce duraksadı.Kız ağlıyordu.Gözlerindeki donuk bakışlar gitmişti.
-Neler oluyor?Hey, ne olu-
Marelle koşup De-Mon'a sarılmıştı.De-Mon'un kulaklarına yine kahkaha sesleri geldi ama deminki gibi çocuk kahkahaları değildi bunlar.İnsan seslerine benzemeyen bu kahkalar, sert ve alaycıydı.
-Haldon, kurtar beni!
Bu adı duymayalı epey zaman geçmişti.Kıza sarıldı.Siyah pelerinin altında sarsılan bedenini hissedebiliyordu.Cevabı duymaktan korkarak fısıldadı;
-Neyden kurtarayım seni?
-Onlardan!
Eliyle etrafını gösterdi.hiç bir şey göremedi De-Mon.
-Bu seslerden mi?Kim bunlar Marelle!Ben kimseyi göremiyorum!
-İblislerden!Beni yine almaya geldiler!Haldon, uzaklaştır onları.
-Ne iblisi?Seni almak mı?Ama seni nasıl alabilirler, sen eğer..Eğer....Hayır, olamaz!Marelle sen...
-Kız başını kaldırdı, De-Mon'un gözlerine baktı.
-Evet.Ben öldüm.Bundan yaklaşık iki buçuk sene önce.Beni bıraktığından beri.....Beni almaya geldiler.bırakma beni onlara!
De-Mon bacaklarının tutmadığını hissetti.Kollarında kızla birlikte dizlerinin üzerine çöktü.Tepesinde duran İsa figürüne baktı.Sanki cevap ondaydı.
-Sen intihar ettin.
Kız başını salladı.
-Evet.
-Neden Marelle?Neden?Seni ben kurtaramam!Kurtaramam çünkü ben zaten lanetlendim.Kendi isteğimle masum birinin canını aldım.Şimdi başkasını ben nasıl kurtarırım?Yapamam....yapamam...

Kıza sımsıkı sarıldı.Yüzünü saçlarının içine gömdü ve öylece kaldı.Kilisenin içindeyken
 şimdilik güvencedeydiler.Fakat sonsuza kadar burada kalamazlardı.

************************************
İki lanetlenmiş ruhtular, kurtuluşu birbirlerinde arayan
Kanayan ruhları, acı içerisinde bin pişman
Biri intiharı seçmiş, sevdiğinin acısı içinde
Diğeri elini masum birinin kanıyla lekelemiş, kanı daha kurumamış ellerinde
Cehennemin kahkası yankılanırken çevrelerinde
De-Mon sarıldı kıza sımsıkı burakmamacasına
Fakat oda bir ölüydü artık, belki kendisi de
Kimin daha canlı olduğuna karar veremedi De-Mon
Kararsızlığın pençesinde kıvrandı durdu aklı, aklında binbir düşünce
Gorgon uzaktan kıvrandı acısıyla
Yardım edememenin, kolyenin yokluğuyla
Çünkü anlamıştı artık
O kadar elde etmeye çalıştığı insanın
Ellerinden kayıp gitmek üzere olduğunu
Bir tek kararına bağlıydı
Yüreğinden kopup gelecek tek bir karara

************************************
Bu bölüm hakkında özel bir yorum yapmak istiyorum.Öncelikle Lanetli Topaklara girebilmek için Amberle'yi öldürebilmiş bu karakterin Marelle'i kurtarmak için tereddütte kalması bana çok eğlenceli geldi!Onun karakterindeki gibi birisinin anında çekip gitmesi gerekirdi, tıpkı daha önce yaptığı gibi(Bakınız: De-Mon'un geçmişi bölümüne).Gerçi Amberle'yi öldürdüğünde kolyeyi takıyordu ama bu onu masum biri yapmıyor ne yazık ki!Acaba Marelle'i kurtaracak mı ben de merak ediyorum!

 

 

 

 

 

 

Pazar, Nisil 27, 2008

De-Mon (Bölüm 3) ~ Uyanış

De-Mon  sırtındaki kılıcını indirdi, büyük bir ağacın yanına bıraktı.Kendisi de yorulan bedenini dinlendirmek için yanına çöktü.Derin bir nefes alıp, bıraktı.Saçları terden ve kandan ıslanmıştı, köüt bir kabustan uyanmış gibi hissediyordu.Ama sakindi.Biraz ilerde duran ceset artık ilgisini bile çekmiyordu.Bu ormana gelmemesi gerekiyordu.Evet, onun büyüsüne kapılmıştı bu kesin.Amberle!Fakat büyülü cazibesinden geriye eser kalmamıştı.Kılıcının tek bir kareketiyle bunu yok etmişti.

******************
-Ben De-Mon!
-Değişik bir isim.Bir anlamı var mı?Siz insan isimlerini anlamakta hep zorluk çekmişimdir.
-Sadece bir isim işte.Anlamı olması mı gerekiyor?
-Bilmem...Sence?
-Anlamları yaratan insanlardır.Bir ismin anlamı olmasa da olur, sen bir anlam yüklemesen bile başkaları senin için bunu yaparlar.Bu yüzden...Belki zaman içinde bu isim bir anlam kazanır.

Amberle omzunu silkti.İsimlere aldırmazdı aslında.Ama De-Mon'da ilgisini çeken bir şeyler vardı...Kendisinin rehberlik etmesi gerekirken, De-Mon'u arkasında kalmış, onun gölgesini izlerken buldu kendini.Sabit bakışları vardı, bir yandan ürküyordu bir yandan da o gözleri görmek için yanıp tutuşuyordu.Fakat bunu yapmak yerine, adımlarını izlemeyi tercih etti.

-Bu yol nereye çıkıyor?
Gorgon ona bu yolu takip etmemesi gerektiğini söylemişti.
-Bilmiyorum.Aslında oradan daha önce hiç çıkan olmadı.Sen ilk olacaksın.Bunun cevabını ben veremem.
-Peki neden geldim buraya?
-Çünkü gelmeyi istedin...Bir şekilde buraya girebildin.Nereye gidiyorsun?
-Kimsenin giremediği bir yere gitmeyi istiyordum.
-Doğru yere geldin o zaman.
De-Mon başını salladı.
-Söylemek istemiyorsun.Israr etmeyeceğim.Fakat sana yolu gösteremem artık.Çünkü ben senin rehberin bile değilim.Sen kendi yolunu çizmişsin bile.Beni takip etmiyorsun.O zaman, insan, sen kendi yoluna devam et.
Durdu.De-Mon'da durdu.
-Lanetli toprakları arıyorum.

Amberle yanlış duyduğunu sandı.Bir insan...Bu insan...Neden?
-La...Lanetli topraklar mı dedin?
-Evet.Orası kimselerin giremediği bir yer değil mi?
-Yanlış yoldasın.
-Ne?
-Buradan git!Senin burada işin yok!Lanetli topraklara buradan asla ulaşamayacaksın.Hem..Sen de kimsin..Gerçekte?
-Orasını biliyorsun...Söyle bana oraya nasıl gidebilirim?
-Oraya giremezsin.Canlı olarak giremezsin.
-Fakat girebileceğim söylendi.Nasıl?
-İmkansız!Oraya canlı girmek imkansız.Ölmen lazım ya da....Masum birini öldürmen lazım.Lanetlenmen lazım.Anca öyle!Fakat kim böyle bir cezayı ister ki?
De-Mon'un gözlerine baktı.Dosdoğru kendisine bakıyordu.Aklından neler geçtiğini bilmek ister ki.
"Demek masum birinin ölmesi gerek, öyle mi?Dünyada bu derece masum biri hala var mı?Fakat..."
-Demek öyle...Anlıyorum.
Amberle'nin yanına gitti, setçe kolunu tuttu.
-Söyle bana...Oraya girmenin tek yolu bu mu?Söyle bana!
-Ne cüretle...
De-Mon büyük bir güçle geriye fırladı ve biraz ilerde br ağaca sertçe çarpıp yere yığıldı.
-Ne cüretle bu şekilde davranırsın bana.Senin...senin iyi biri olduğunu düşünmüştüm.Sana bu yüzden rehberlik etmek istemiştim.Ama senin "Lanetli Toprakları" arayacak kadar deli olduğunu anlayamadım.Ama hayır!Oraya gidemeyeceksin.Sonsuza kadar seni bu ormana hapsediyorum!Bu derece kötülüğün dünya üzerinde dolaşmasına izin veremem.

Kulağına gelen kahkaha sesleriyle duraksadı.Hafif bir sesti ama yine de duyabiliyordu.De-Mon gülüyordu.Amberle'nin içinde büyük bir korku kabardı, tüyleri diken diken olmuştu.Hissediyordu...Yine o güç..Fakat..De-Mon kolyesini çıkarmıştı.Ayağa kalktı ve kolyeyi boynunda geçirdi.Kafatası şeklindeki kolye ormanın loş karanlığında uğursuzca parlamaya başladı.
-O sensin?Ama nasıl...Neden?
De-Mon kılıcını çekmişti.Amberle kıpırdamadı bile.Kıpırdayamayacak kadar şok olmuştu.Kılıç göğsünden girip ciğerlerini delerken  fısıldadı.."Gorgon"
-Hayır!Ben De-Mon....
-Seni aptal!Oraya bu şekilde girebileceğini mi sanıyorsun?
-Ne demek istiyorsun?Az önce sen dedin....
Aberle kan tükürdü.Ciğerlerinden yükselen kandan sözleri boğuluyordu.
-Bu yeterli değil.Değil!
Amberle'nin ölümü ani ve acısız olmuştu.De-Mon kendisine yaslanan bu bedendeki sıcaklığın gittiğini hissetti.Onun ölümüyle birlikte orman karanlığa bürünmüştü.Etrafı ölümcül bir sessizlik kaplamıştı.Kılıcını sertçe çekti, Amberle'nin yarasından oluk oluk kan akmaya devam ediyordu.Üstü başı kan içinde kalan De-Mon Amberle'yi karanlık zemine bıraktı.Fakat yol yok olmuştu.Az önce üstünde durdukları geniş toprak yoldan eser kalmamıştı.Lanetli topraklara girmenin bedeli olarak masum birinin canını almıştı, eğer bu şekilde girecekse daha da can almaya hazırdı.

********************
Yerde duran kılıcını aldı, ve tekrar sırtına taktı.Seslenmesine gerek yoktu, biraz ötesinde karanlığın içinden çıkıp gelen adamı görünce şaşırmadı da.Amberle'nin ölümüyle büyü kalkmıştı, böylece iblisler buraya rahatça girip çıkabiliyorlardı artık.

Gorgo yavaş adımlarla De-Mon'un yanına geldi ve durdu.İhtiyatlı gözlerle ona bakıyordu.De-Mon kendisine rakip olmadığı için mutluydu, zamanı gelince kendisinden daha da güçleneceğini hissetmişti.Daha şimdiden Dünya üzerindeki en güçlü ruhlardan birini öldürmüştü, her ne kadar şansı yaver gittiyse de bu yabana atılacak bir durum değildi.
-Yapman gerekeni yap, ve bana yolu göster.

Gorgon başını salladı.İki adam, biri iblis ve diğeri de iblisin uşağı yola koyuldular.Ama gerçekte kimin uşak, kimin iblis olduğunu merak etti Gorgon.


--------------------------
--------------------------
Amberle'nin ölümüyle birlikte ormandaki yaşam da sona ermişti.Toprak zehirlenmiş, ağaçlar ölmüş, sular kirlenmiş ve ormandan beslenen canlıların yaşamı sona ermişti.Güneş batarken sular artık eskisi gibi mavi renkte parlamıyor, tıpkı Amberle'nin yere dökülen kanları gibi kırmızı renkte akıyordu.Orman insanlara görünür olmuştu.Bu katliamı takip eden yıllar içinde insanlar gelip buralara yerleştiler ve orman yavaş yavaş sonuna kadar tüketildi.Bir zamanlar burada yaşana koruyucu ruhun varlığına dair tüm kanıtlar birer birer yok edildi ve en sonunda tamaen unutuldu.

Amberle
Ormanlrı koruyucusu
Bir insan değildi evet ama,
Duyguları fazlasıyla insaniydi
Vücudu topraktan yapılmıştı
Bu cansız vücuda hayat verebilmek için
En saf duygular dolmuştu içine.
Bu yüzden herhangi birinden daha insandı o.
Duyguları da ona göre fazla insani, hassastı
Amberle'nin en zayıf yeri kalbiydi.
Öldüğünde ve bedeni toprağa karıştığında
Bir mezarı bile olmadı
Tek başına, sevdiği tek yer olan ormanın zemininde
Çürüdü gitti, insanlardan uzakta.
Onu hatırlayan bir kaç kişi de zamanla ölünce
Ve insanlar ormana yerleşip öldüğü yere evler kurunca
Tamamen unutuldu ve insanlar
Merak ettiler
Neden günbatımında
Nehirin kan kırmızısı aktığını ve
Çanların neden üçer defa çaldığını
Çünkü nehir ve rüzgar hala
Onu hatırlıyordu
Onun için şarkılarını söylüyorlardı
Duyanlar için
Amberle'nin şarkısıydı bu.....

 

Pazar, Nisil 13, 2008

De-Mon (Bölüm 2) ~ Amberle

Not:Hikayede kullandığım resimlerin hikaye ile ilgisi olabiir, olmayabilir de.Bu yüzden o resimlere bakarak ha, işte bu karakter bu olmalı şeklinde yargılarda bulunmanızı önermem onları sadece beğendiğim ve kafanızda belli bir imge oluşsun diye koydum.Benzer de olabilir, yani kafama göre takılcam ben-_-
*****************************

Kolyenin ağırlığı altında omuzları çökmüştü
Göründüğünden daha da ağırdı
Ama aldırmadı De-Mon
Aldırmadı ve kolyeden içine akan kötülüğün de farkına varmadı.
İblislerin şarkılarının gerçekleştiğini fark etmedi
Oysa sadece gülüp geçmişti o sözlere
Ne kadar haklıydılar
De-Mon bunu fark ettiğinde,
Artık çok geçti
Ama o buna aldırmayacak haldeydi.
Yürüdü saatlerce ve hatta günler boyunca
Hiç açlık çekmedi
Boynundaki kolyeye rağmen hiç yorulmadı
Haklıydı, iblisler yalan söylemezdi
Ama söylemedikleri şeylerdi zaten önemli olan
Gorgon, De-Mon'a bir şey yapmayacağını söylemişti
Belki bir şey değil, en azından o topraklara ulaşıncaya dek
Eğer başarısız olursa De-Mon
Gorgon bir ruhun daha kendisine katılmasını sağlamış olacaktı.
De-Mon bunu bilse bile fazla aldırmazdı
Ama belki de tahmin etmişti
Belki de başarısız olacağını asla düşünmemişti
Bir iblisin yardımına gerçekten ihtiyacı vardı
Sonu ne olursa olsun......

-----------------------------------------------
De-Mon günlerce yürüdü ormanı bulmak için.Kısa boyluydu, artık dümdüz değil de engebeli giden yol üzerinde ilerisini görmek için devamlı parmak uçlarında yükselir, fakat bu da yeterli olmadığında hayal kırıklığı yaşardı.Fakat yürüdükçe artık buna gerek olmadığını fark etti.Bir adım daha, ve yine ....İşte görebiliyordu.Yerdeki gölgesi de her geçen saniye uzamıştı.Artık görmek için uzanmasına gerek yoktu.Değişen şey çevresi değildi, kendisiydi.Sadece uzamayı dilemişti ve uzamıştı.Herkesin yapabileceği gibi buna sebep aramadı, çünkü kolyeyi takıyordu.Gorgon'u çağırmaktan bambaşka yetenekleri olduğunu keşfetmesi uzun sürmedi."Az biraz büyü yeteneğin var.Bunu geliştirmen lazım." demişti Gorgon.Ve kendisine bunu geliştirmesi için bir fırsat sunmuştu.O kazadan beri kendini olmadığı kadar güçlü hissediyordu.

Ve ormanı gördü.Bir anda yerden biten bu orman karşısında soluğunu tuttu.Yakınlaştıkça ormanın garipliklerini fark etti.Ormanın başlangıcında durdu.Toprak patika iyice genişleyip bir kaç metre ilerde karanlığa karışıyordu.Ağaçların üstünde garip bir parlaklık fark etti De-Mon.Mavimsi-beyaz ışıklar, sessiz fısıltıları ile ona sesleniyorlardı.Cesaretine rağmen ürperdi De-Mon, ve iblisin uyarısını hatırladı.Görünüşte korkacak bir şey olmasa da tehlikeyi sezmişti.Ne var ki De-Mon iyiliğin gücünü tehlike olarak algılamıştı.Kolyeyi çıkarsa ağaçları oldukları gibi görecekti.Sağa döndü ve orman boyunca ilerledi ta ki büyük nehrin yanına gelinceye kadar.Günlerce süren yoldan sonra yorulduğu hissetti ve oturdu masmavi suların yanına.Gözleri ağryordu, eğildi suya baktı.Masmavi suların yansıttığı gözleri maviydi, zaten esas rengi buydu.Bu yüzden De-Mon, kırmızı renge bürünmüş gözbebeklerini fark edemedi.Onun yerine kirlenmiş yüzü dikkatini çekti.Eğildi, yüzünü yıkadı.Bu yeterli gelmedi.Nehrin slarında yıkanmak istiyordu.Durup duruken böyle bir istek duymasına şaşırdı yine de giysilerini çıkardı, kolyesini de pantolonun en derin cebine yerleştirdi.Kendini masmavi sulara bıraktı.Nehrin yavaş akıntısı içinde yıkandı, fakat yıkadıkça arınmayan kirler vardır, ve De-Mon'un üzerindeki lekeleri çıkaracak su dünya üzerinde yoktu.Yine de rahatlattı bu De-Mon'u çünkü kolyeyi çıkarmıştı.Kuş gibi hafiflediğini hissettiNeredeyse sudan çıkacaktı ki biraz ilerde ağaçların altında duran karanlık bir şekil dikkatini çekti.İzlenmediğinden emindi, öyleyse bu da kimdi?Aklına Gorgon geldi, ama bir iblis insanı kaç defa ziyaret ederdi ki?Kılıcına baktı.Yabancı niyetini anlamış gibi elini kaldırdı, ve gün ışığına ilerledi.De-Mon şaşkınlıktan donakaldı.Karşısında bir şeytan ya da bir düşman beklerken....Suyun içinde olduğunu bile fark etmedi, ayakları yerden kesilmişti ve suya gömüldü şaşkınlıkla.Minik bir kahkaha yükseldi, muzip bir sesti bu.

De-Mon ağzında sula saçarak seslendi.
-Yabancıların yanına, hele yıkanırlarken yaklaşmak sık yaptığın bir şey midir?
Aslında De-Mon çıplaklığında rahatsız duymamıştı sadece bir yabancının bu derece patavatsızlığı karşısında şaşırmıştı.Karşısındaki kızın uzun simsiyah saçları vardı.Üzerinde yerlere kadar uzanan bembeyaz elbisesi ile bir kuğuya benziyordu.Siyah-beyaz bir kuğu.
Yine minik bir kahkaha attı.Belki de De-Mon'un şaşkınlığını yanlış anlamıştı.
-Hayır bunu pek sık yapmam.Sadece bir uyarı aldım, ormana yaklaşan tehlikeli bir varlık hakkında.Sonra seni gördüm.Önce o sensin zannettim.Ama şimdi bakıyorum da yanılmışım.
De-Mon'un gözleri normale dönmüştü.Henüz kalıcı olacak kadar uzun süre takmamıştı kolyeyi.Ve karşısındaki her kimse, kimden bahsettiğini derhal anlamıştı.Giysilerinin arasında duran kolyeyi düşündü.Demek buydu.
-Sen de kimsin?ya da nesin? Bri adın var mı?
-Ben insan değilim.Ama insanım da aynı zamanda.Ben Amberle'yim.Peri ırkından da değilim.Sadece bu ormanın koruyucu ruhlarındanım.İçindeki canlıları korurum.
-Korumak?
-Tehdit olarak gördüğüm her insanı öldürmek!Tıpkı buraya giren şey gibi...." Sustu.O şeye adını koyamıyordu.
De-Mon'un ismini istemesinin sebebi onun gerçekten kim olduğunu öğrenmek istemesiydi ama bu işe yaramadı.Hala kim olduğunu bilmiyordu.Hava kararmaya başlamıştı, ürperdi.Ama bunun sebebi havanın soğuması değildi.Amberle onun bu hareketini gördü.
-Ah senin bazen insan olduğunu unutuyorum.Başkalarından çok farklı gelsen de bana...Garip.Üşüdün sanırım ve ben de seni beklettim.En iyisi..." Demon'un giyinebilmsei için uzaklaşyordu ki şaşkınlıkla adamın sudan çıktığını ve giysilerinin yanına gidip giyindiğini gördü.Evet, çoğu insandan farklıydı, ve Amberle pek insanla karşılaşmamıştı.De-Mon, Amberle'nin kendisi için tehdit oluşturmadığını fark etmişti.En azından ondan uzaklaşana kadar kolyeyi takmamaya karar verdi.
-Senin gibi biri için büyük bir kılıç!Bir sürü insanın kanı var üzerinde, kokusunu alabiliyorum.
Amberle iyice yaklaşmıştı.
-Evet, geçmişte insanlar bu kılıçla öldüler.
-Senin elinde mi?
-Bazıları.
-Sen kimsin peki?
-Ben sıradan bir askerim.Savaşta bana verilen emirlere göre insan öldürürüm, eğer merak ettiğin şey buysa....
Amberle De-Mon'un gözlerine baktı bir süre, gerçeği çekip çıkartacakmış gibi.Sonra gülümsedi.
-Bir an insanları öldüren acımasız bir katil olduğunu düşünmüştüm.Fakat öyle değilsin.Yolculuğun seni bu oraman düşürmüşe benziyor.O halde geçmene izin vereceğim.Ama yoldan ayrılmışsın.Hem de epeyce.Gel seni yoluna geri götüreyim, hem etrafta varlığını sezdiğim tehlikeli yaratıkla yalnız başına yürümemelisin.
Gorgon'un ona söylediği tehlike bu muydu.Orman eskisi kadar tehditkar gelmiyordu hatta daha güzelleşmişti.
Amberle'nin teklifinde bir zarar görmedi.Kadının yolculuğuna ne gibi katkısı olacağını anlamamıştı.Yine de onu reddetmedi.Uzattığı eli tuttu bir süre.Marelle aklına gelmişti.Belki de yolculuğunda kısa bir mola vermesi ve ruhunu eğlendirmesi gereken bir zaman içerisindeydi.Bu fırsatı kaçırmadı.
-Ben De-Mon!
Amberle başını salladı.Ve yola koyuldular....

 

 

 

 

 

 

Cumartesi, Nisil 12, 2008

De-Mon ~ De-Mon'un Geçmişi

Bir anda ortaya çıkan bu De-Mon adlı genç adam bazılarınızın merakını uyandırabilir.Hatta geçmişini bile merak edebilir.Ondan bahseden bir kitap yoktur, adı sadece şarkılarda ve insanların ağızlarında gezinir.Bu yüzden tam güvenilir bir kaynak söz konusu olmadığı için, hikayesi kimi zaman efsanelerle süslenmiştir, kesin bir doğruluğu yoktur.Mesela birinci bölümde karşılaştığı gorgon'u ele alalım.De-Mon sahiden de böyle bir kolye takardı, ve kafatası şeklindeydi.Fakat bunu nasıl elde ettiği, ve Gorgon adlı iblisin mi ona verdiği bir efsanedir.Belki de Gorgon sahiden vardı ama büyük ihtimalle bir insandı sadece.Kesin bir kanıtını bulmak da imkansız.gidip de ortalarda şeytan arayacak halim yok ya -_- hmmm...Belki de gerçektir bilmeyiz.Ve daha sonra anlatacağım diğer karakterler ve olaylar için de aynı şey söz konusu.Hatta geçmişinde adı bile farklıydı, sadece ipuçlarından yola çıkarak o kişinin De-Mon olduğu sonucunu çıkardım.Şimdi tüm bunlar bu kadar muğlakken takdir ederseniz gençliği ve çocukluğu hakkında bilgi almak samanlıkta iğne aramaktan bile zor.İnsanların anlattıkları garip öyküleri (ailesinin şeytan olması, ya da ateşten meydana geldiği gibi) kenara atarak saf hikayeye elimden geldiğince ulaşmaya çalıştım.

Haldon (De-Mon) kuzey köylerinin birinde bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir.Yoksul bir ailenin çocuğudur.Başka bir kardeşi daha olduğu söylentilerine rağmen bunu kanıtlamak epey güç çünkü onun yaşadığı zaman ve yerde doğan çocukların kaydı tutulmuyordu.Bu çocuk o zamanki egemen Lord tarafından üç yaşına basmadan ailesinden alınır ve bir daha ailesi hakkında hiç bir bilgiye ulaşılamaz.Bu oldukça sık yaşanan bir olay, çocuğun aileyle ilgisini kesmek için aralarındaki ilişki tamamen koparılır böylece çocuk Lord'a tamamen bağlı olacaktır.

Lord'un eğitimi altında on yıl geçirir.Akıl bilimlerinin yanı sıra savaş sanatlarında da iyice ustalaşır.Hatta o derece ustalaşır ki, yaşının küçük olmasına rağmen Lord'un düzenlediği savaşlara katılır ve kendinden büyüklerle rahatlıkla savaşır.Çeviktir, hızlıdır, zekidir.Hikayeye bakacak olursak Gorgon'un onu seçme sebebi bu özellikleridir.Bu on yıldan sonra Haldon bir anda ortadan kaybolur.Sebebi bilinmez, bir olay olduysa bile ortada hiç bir tanık bulunamaz.Şaşırtıcı bir tesadüf sonucunda onun kaybolmasından yalnız bir kaç gün sonra Lord'un şatosu yerle bir olur.Şeytanların, iblislerin işi olduğu halk arasında yaygın bir söylentidir ama o kadar insanın bir anda ölmesini mantıklı bir şekilde açıklayamadıkları için böyle demeleri yüksek olasılık.Ondan sonra bir daha Haldon adından bahsedilmez, belki de yeterince ilgi görmediğinden, ya da o da aslında kalede olup öldüğünden.Ama ben kaçtığı ve kendini geliştirip De-Mon adı altında köy köy gezdiği kanaatindeyim.Çünkü Haldon'in tarifi ile De-Mon'un tasvirleri birbirlerine uymakla beraber aynı özellikleri de taşımaktadır.Kalenin yıkılmasıyla De-Mon'un ortaya çıkmasının da hemen hemen aynı zamana denk gelmesi de başka bir tesadüftür.Kalenin yıkılmasında bir payı olduğunu sanmamakla birlikte bundan sorumlu tutulmak istememesi onu isim değişikliğine itmiştir.Zaten artık kimse onu Haldon olarak tanımaz, çünkü o çocuk zihinlerde ölmüştür bile.

On beş yaşları civarında De-Mon, sihirbazlık sanatı ile ilgilinir.Çeşitli sirklere katılarak numaralar öğrenir, onlarla birlikte gezgn yaşamına devam eder.Fakat bu basit ilüzyon yetenekleri başlarda onu eğlendirdiyse de sonradan yeterli gelmez.Kimilerine göre büyü sanatına kendini kaptırmaya başlayan De-Mon, bir keresinde yoktan ateş yaratmayı başarmış, fakat koca bir çadırı kül ettikten sonra bu işlere fazla bulaşmamıştır.

Hayatında onlarca sirk gören De-Mon için özellikle bir tanesi çok önemlidir.Marelle adında bir genç kız ile De-Mon'un hikayesidir bu.De-Mon ile birbirlerini sevmişlerdir, ne yazık ki bu aşkın sonu hazin bitmektedir.De-Mon karakteri gereği bir yere fazla bağlanamayn biridir, ve bu yüzden onu suçlayamam.Onun bırakıp gitmesini sindiremeyen Marelle onun peşinden gitmek ister, De-Mon'u bulup bulmadığı belirsiz ama bir kaç gün sonra cesedi nehrin kenarında bulunduğunda işler ciddileşir.Bir daha De-Mon'dan haber alınmaz.Onun ölümüyle ne çeşit bir lakası vardır bilinmez, zaten günümüzde pek az tanık kalmıştır onu anlatan.Hemen hepsi de onun kurnaz ve akıllı olduğunu, karanlık bakışlara sahip olduğunda behsederler.

Bundan sonra öğrendiklerim şarkılardan ibaret.Kimileri der ki, kızın ölümünden o sorumludur ve içi pişmanlıkla dolmuştur.Bu yüzden acı çeken lanetli ruhların yerini aramaktadır.Başkaları der ki, o zaten şeytanı ta kendisi, ölümlü dünyayı terk edip cehenneme gitmiştir, gerçek mekanına.Sebep ne olursa olsun bu mekanı aradığı kesindir, ve cehennem yaratığı olup olmadığını sonra öğreneceğiz.Ama doğuştan şeytan olmadığı kesin gibi, bu sadece halkın uydurduğu bşr efsaneden fazla bir şey değil.Ya da başlangıçta..Ama birine kötü dememiz için illa cehennemden çıkıp gelmesi gerekmez.De-Mon kimi zaman merhametli, iyi kimi zaman da son derece vahşi olabildiğini kanıtlamıştır.

Bundan sonrası o kadar efsaneki anlatmaya gerek görmüyorum...Bunları öykü olarak zaten okuyacağız.Bütün hikayesi bundan ibarettir.

 

Cuma, Nisil 11, 2008

De-Mon (Bölüm 1) ~ Gorgon'un Yardımı

http://www.noxarcana.com/xsound/06BloodOfAngels/08BloodOfAngels.mp3

----------------------
Yukardaki şarkı sonradan eklenmiştir.İsteyen bu şarkının eşliğinde dinler ama hikaye ile alakası yoktur.Hatta yazarken bile dinlemedim ama sonradan nedense bana bu hikayeyi çağrıştırdı.Bir de bu hikayenin bir de giriş bölümü var, merak edenler önce ona bakabilirler...

----------------------


De-Mon köyden ayrılmıştı, bir daha geri döneceğini sanmıyordu.Gezgin bir adamdı De-Mon.Canının istediği her yere giden ve gittiği yerde istediği kadar kalabilen.Hayır!İstediği her yere gidememişti daha.Şu bahsettikleri yer.Oraya girebilmenin bir yolunu bulacaktı mutlaka.

Yemyeşil bir ovanın ortasında zikzaklar çizerek ilerleyen toprak yolda iki gün boyunca yürüdü.Etrafta hayvanlar dışında hiç bir canlı görünmüyordu.Bu yüzden bir tarlanın yanındaki çite dayanmış adamı görünce duraksadı.Adam baştan aşağı siyah giyinmişti, üstüne de siyah bir pelerin atmıştı.Pelerinin başlığını çıkartınca bembeyaz saçları gün ışığında parladı.Bir insan için olağandışı bir moda anlayışına sahipti, ve De-Mon onun insan olmadığını anlaması için kırmızı gözlerine ve sırtındaki koca kılıca bakmasına gerek yoktu.Gayri ihtiyari elini kılıcının sapına koydu.İki adam bir süre karşılıklı birbirlerine baktıktan sonra gizemli yabancı eliyle onu yanına çağırdı.De-Mon içgüdülerine çok güvenirdi, hatta herşeyden fazla.Bu onu diğer insanlardan ayıran temel özelliklerinden biriydi.Bu adamın kötü biri olduğunu ama kendisi için kötülük yapmayacağını anlamıştı.Elleri ceplerinde, çitim üstüne dayanmış son derece kayıtsız bir görünüşü vardı.Yanına gitti ve o da aynı şekilde çite dayandı.

-Yanlış yoldasın....

De-Mon hayretle yabancının yüzüne baktı.
-Neden bahsediyorsun?
-Gittiğin yeri bu yolun sonunda bulamayacaksın.
-Sende...Nerden biliyorsun?Kimsin sen?
-Aslında tanıyorsun beni...Daha dikkatli bak.

De-Mon hayatında bir insana bakmadığı kadar dikkatle baktı yabancıya...Küçük ayrıntıların şimdi farkına varıyordu.Bembeyaz saçları ensesine kadar uzanan yabancının boynunda aşağısında kocaman bir yara izi vardı.Gümüş tokalı siyah bir kemer takmıştı, kemern tokasını ise kafatası süslüyordu.Aynı şekiller kılıcında da vardı.Bu sembolü hatırladı De-Mon.Gözlerinin derinliklerine baktı, orada yanan ateşin sıcaklığı aklını sardı bir anda.Nefretin, kötülüğün, intikamın sıcaklığıydı bu.İki metrelik boyu sadece dünya üzerindeki görünümüydü, gerçekte çok daha uzun ve çok daha kudretli biri olduğunu biliyordu.Kötü olduğunu hissettiğinde yanılmamıştı.Fakat bu derece bir kötülük....Yine de korkmadı.
-Söylesene, iblisler ne zamandan beri insanlarla kendi istekleriyle konuşur oldular?Ve sen Gorgon.Özellikle sen...Yüce Belphegor'un katili.Yara izini en başta görmeliydim, bir iblisi başka hangi canlı bu şekilde yaralayabilir.Sen insanları kötülüğe teşvik eder, onların çıkarcı planlarına hizmet edersin.Ama seni çağırmaları gerekir bunun için.Bense seni çağırmadım ama buradasın.Neden?

Gorgon, bu derece yayılmış şöhretinin verdiği mutlulukla gülümsedi.Gülümsemek, aslında dudakları kulaklarına doğru şöyle bir esnedi demek daha doğru olurdu, çünkü şeytanlar gülümsemezdi.
-Beni oldukça iyi tanıyorsun.Bu yüzden sana geldim, diğer insanlarda olmayan özellikler sende olduğu için.Dövüşte yeteneklisin, zekisin, nasıl konuşulacağını biliyorsun, mantıklısın, sezgilerin benimkiler kadar güçlü ve az biraz büyü yeteneğin var.Tabi bu sonuncusunu geliştirmen lazım.Ve sana neden geldiğim ise...
-Bana yardım edeceksin...Lanetli topraklara gidebilmem için.Peki neden?
-Senin kendi çıkarların olduğu kadar benim de var.

De-Mon gözlerini kısarak dikkatle Gorgon!a baktı.O pürüzsüz teninin altındaki gerçek iblisi görmeyi umuyordu ama bunu başaramadı.
-Bir iblis, özelikle de sen, bir insana zarar vermeden asla yardım etmez.Sana karşı gelemeyecek kadar zayıfım, ama hiç değilse sonunda  bana ne olacağını söylemelisin.
-Ah, sana bir şey yapacağımı da nereden çıkartdın.Benim işim o topraklarda.Sen benim için bir aracı olacaksın.Birbirimize oraya girmek için yardım edeceğiz.Nice savaşçılar, maceraperestler geldi geçti bu dünyadan.Hepsinin tek ortak özelliği o yere gidebilmek için yola çıkmalarıydı.Sen de onlardan birisisin, ve sonuncusu olmayacaksın.O derece zayıflardı ki, bir türlü geçemediler.Ben ise yüzyıllar boyunca bekledim biri başarabilsin.Böylece ben de onunla birlikte girebilecektim.
-Benim başarılı olma şansım onlardan yüksek mi?
-Biraz.Ama tam değil.İşte bu noktada sana yardım edeceğim.İnsanları kötülüğün yollarına saptıran ben, en kötü yere giden yolu ben bilrim.Ama bundan gerisi sana kalmış, nasıl gireceğini ben de bilmiyorum...Al bunu, beni çağırdığın anda sana geleceğim ve sana doğru yolu göstereceğim.O zaman kadar sağ kalmaya çalış.Ve bu yolu ormanın başlangıcına kadar takip et, oradan sağa sap ve nehir boyunca ilerle.Ama bu yolu sakın takip etme.bu yapacağın en büyük hatalardan biri olur.

İblis'in uzattığı kafatasından kolyeyi aldı.İblis De-Mon'un geldiği yoldan aşağı yürüdü ve yavaşça gözden kayboldu.De-Mon onun kadar güçlü bir iblisle konuşup sağ kaldığına şaşırması gerektiğinin bilincinde, kolyeyi boynuna taktı.Nasıl çağıracağı hakkında ne ufak bir fikri yoktu fakat zamanı geldiğinde bunu yapacağından emindi.

İlerde bir orman görmeye çalışarak baktı ama ova gözünün alabildiğine uzanıyordu.Derin bir iç çekti ve merak etti, bundan sonra kimle karşılaşacaktı.Gorgon içlerinde en kötüsü olmasına rağmen en içten yardım ondan gelmişti, bu yüzen kötüleri seviyordu.Dürüstlerdi, söylemedikleri şeyler olsa da söylediklerinin yalan olmadığından emin olabilirdi De-Mon.Peki ya diğerleri...Uzaklardan rüzgarın şarkısı kulaklarına çarptı, iblislerin onun için söyledikleri bir şarkıydı bu.Sadece onun duyabileceği şarkıy dinleyerek yoluna devam etti....

**************************
Açgözlü insanların mekanında
Yalnız bir ruh, diyar diyar gezinen
Yanında hiç bir yük taşımadan,
İstediği yere giden
De-Mon
Lanetlilenmiş toprakları bulana kadar
Ruhu huzur bulamayacak
De-Mon
İhanetin acısını tatmamış, hep sakınmış
Gerçek acıyı asla yaşamamış
Bir o kadar masum bir o kadar kötü
Çünkü artık o kolyeyi takmakta
Bir gün o da aramıza katılacak
Ah, nasıl bekleriz o günü sabırsızlıkla
De-Mon
Duy şarkımızı
De-Mon
Dinle öğütlerimizi
De-Mon
De-Mon
De-Mon
-------------------------------

 

Cuma, Nisil 11, 2008

De-Mon (Giriş)

 

Bu De-Mon adlı bir adamın hikayesidir.Aşağıdaki yazıda onun hakkında ufak ipuçları verilmiştir.Kimsenin yapamadığı bir şeyi başarmak üzere yola koyulur.Uzun bir yolculuktur bu, karanlığın yolculuğu.Yol boyunca karşısına çıkan her karakterden bir şeyler alarak  yoluna devam eder.Bu "şey", bir bilgi, eşya, tavsiye, öğüt, lanet, büyü, hatta bir yara bile olabilir.Yollar gizemlidir, nereye çıkacağını hele gidilecek yön bilinmiyorsa oldukça tehlikelidir.Önümüzdeki bölümlerde bu karakterin maceralarını işleyeceğim...Kendi karanlık yolumda ilerlerken yorulup dinlendiğim vakitlerde...


 

**********************

 

Çorak topraklarda gezinen ruhlar
Anlamsız kederler ve acılar içerisinde yankılanır çığlıkları
Uzaklardan duyulur sesleri
Burası ölülerin can çekiştiği bir yerdir
Canlıların asla giremediği
Girseler sağ çıkamadıkları
Belki de yoktur böyle bir yer
Ama her köylü ya da şehirli bunları gözleriyle görmüş gibi anlatır.
Oraya girmek için deli olmak gerekir, derler.
Hiç bir aklı başında ya da cesur savaşçının adım atamayacağı yer, derler.
Bu yeri tanımak hiç de zor değildir.
Önce hafif bir sis kaplar her tarafı
Aslında sis değil, bunlar ruhların kendileridir, derler.
Ardından sesler gelir
Önce hafif sonra giderek çoğalarak.
Ve senin geçip geçmeyeceğine karar verirler.
Ve eğer sahip olmanı istediklere şeye sahipsen
Geçmene izin verirler
Ama şimdiye kadar "bu şeyin" ne olduğunu kimse bulamadı
Çünkü asla bir sağ kalan olmadı.
Genç adam yüzünde küçük bir gülümsemeyle dinledi adamları.
Ben denemek istiyorum, dedi

Herkes onun aklını kaçırdığını düşündü.

Neden girmek ister ki böyle bir yere?

"Kaybedecek bir yaşamım var ve bu da oldukça sıkıcı.Ölürsem pek bir kayıp olmaz benim için ama yaşarsam...O zaman o diyarlarda neler olduğunu görebileceğim.Orada nelerin saklı olduğunu bilmek istiyorum"
Çantasını omzuna attığı gibi koyuldu yola.
Lanetli topraklara giden yolu aramaya başladı.
Köylüler onu durdurmaya çalışmadılar bile...Sırtında taşıdığı büyük kılıcın ve karanlık bakışların bunda etkisi büyüktü belki de.Sonra kendi aralarında derler ki,

"Belki de o bunu başarır."
İlk kez bir ümit düşer içlerine
Ve her gün karanlık bakışlı adamın geriye dönmesini bekleyerek
Yollarını gözlerler.
Susarlar ve
Susarlar
Artık konuşmazlar, sadece onu beklerler....

*******************