Cuma, Nisil 4, 2008

Martılar Seçer Eşlerini



Denizler üzerinde süzülüp giden bu martı
Dalgalı denizle oynaşıp duran yunuslar
Bir kayanın ucuna oturmuşum, izliyorum tüm bu güzelliği
Sarp bir kayalık, en sert taştan oyulmuş
Koyu mavi-grimsi bir gökyüzü
Okyanustan gelen yağmur bulutları karartmış ufku
Sert bir rüzgar esmekte
Martı kızın yanına yaklaşıyor, kocaman kanatlarını toplayıp yanına konuyor
Ağzında iki balık var besbelli yeni yakalamış
birini yere bırakıyor diğerini ise
Bir lokmada yuttuktan sonra kafasını kaldırıyor
Daha iyi görebilmek için yan yan bakıyor kıza
Kız elini uzatıyor martıya ve usulca dokunuyor
Bir titreşim
Bir ışık
Mavi bir ışık yayılıyor kızın eline sonra yavaşça vücuduna
Soluk bir ışık, kızın bedeni şekil değiştiriyor
Önce kanatları çıkıyor, sonra gagası uzuyor
Saçları kısalıyor ve bembeyaz tüylere dönüşüyor
Siyah elbisesi kanatlarındaki süsler oluyor
Yani bedenine alışmaya çalışıyor açıyor kanatlarını
Sonra sallana sallana alıyor diğer balığı afiyetle yiyor
Canlanıyor, güç kazanıyor
Ve hep birlikte kanatlarını açıp uzaklaşıyorlar
Karanın olmadığı yerlere doğru...
Martılar daima çift yaşarlar
Eğer eşlerinden birisi ölürse
diğer martı kendisine eş seçmek üzere bir insanın yanına konar
Eğer sizin de yanınıza böyle bir martı geldiyse bilin ki
Eşini kaybetmiş bir martıdır o
Dokunmanıza gerek yok
Sadece yanında durun yeter

~Caelo

 

Salı, Nisil 1, 2008

Cehennemden Gelenler İyidir

(minik bir efsane daha=))

Çok eskiden ruhların yaşadığı iki yer varmış sadece.Bunlardan biri cennet, diğeri de cehennemmiş.Sonradan üçüncü bir yer daha çıkmış, onu da aşağıda anlatacağım^^

Cennette yaşayan ruhlar son derece iyilermiş, mutlularmış.Birbirlerini sever, sayar, el üstünde tutarlarmış.Hayat pınarlarından tutun altın renkli denizlerine, sonsuzluğun ormanlarına kadar bir çok güzel yer varmış burada.Asla gece olmazmış, güneş hep parlarmış.

Cehennem ise kötülüklerin yeriymiş.Burada insanlar birbirleri ile dövüşür, türlü türlü kötülükler tasarlar ve ateşin en derin gizemlerini çözmeye çalışırlarmış.Her zaman geceymiş burada.siyah ve kırmızı en sevdikleri iki renkmiş.Aslında cennettekilerden tersine yaptıkları kötülüklerin hiç birisini saklamaya gerek görmezlermiş.En azından dürüstlermiş.Cennettekilerle sürekli dalga geçerlermiş, cennettekiler ise bunu inkar edip birbirlerine daha sıkı sarılıp bunu ispatlamaya çalışırlarmış.Şeytanlar ise bunu bir taraflarıyla gülerlermiş sadece.

Gel zaman git zaman bu tartışmalar o kadar büyümüş ki aralarından beşer kişiden oluşan bir konsey toplanıp bu duruma bir son vermek istemişler.Cennettekiler huzur bulmak istediklerini, cehennemdekiler de cennetteki ruhların aslında göründükleri kadar iyi olmadıklarını  ispatlamak istiyorlarmış.En sonunda başka bir yer yaratmaya karar vermişler ve bu yere "Dünya" demişler.Şeytanlar ve melekler kendi dünyalarından ruhları zamanla bu "Dünya"ya gönderiyor ve sonuç ne olacak diye bakıyorlarmış.Ve zaman içinde şeytanların haklı olduğu ortaya çıkmış.

İşte o dünya burası>>


Dünya'ya giden her kötü ruh kendi özünde kötülük yapmaya devam ederken, cennetten gelenler başlarında melekler olmadığı zaman içlerindeki gerçek duyguları bastırmakta zorlanmaya başlamışlar.Ve kötülük yapmaya başlamışlar.Melekler şaşkınlıktan ağızları bir karış açık kalmışlar ama şeytanlar kasıklarına vura vura gülmüşler bu şaşkınlıklarına

-Biz demiyor muyduk!İşte sizin gerçek yüzünüz.Şimdi söyleyin sahiden iyilik dolu musunuz?

Fakat şeytanlar da şaşkınlık içinde kalmışlar.Bu cennetten gelen sözde iyiler, o kadar kötülük yapmışlar ki şeytanları bile aşmışlar.Ve bundan sonra cennetteki melekler bir karar almışlar, içindeki kötülük tohumları uyanmaya başlayan her ruhu yanlarına geri almaya başlamışlar.)Bu yüzden Dünya üzerinde kötüler uzun yaşar diye bir deyim vardır bilirsiniz bunu).Ve insanların içindeki kötülüğü şeytanlara atmışlar, ona göre insanları caydıran kötülük, onun yüzünden insanlara bulaşmıştır.Akıllarını çelmiştir.İnsanların içindeki gerçek kötülüğü inkar etmişlerdir.Halbuki olay tam tersidir.İyi ruh, iyi bir insan diye bir şey yoktur.Ya kötü insan vardır ya da içindeki kötülük henüz uyanmamış insan.Bundan gerisi külliyen yalandır, gerçeği inkardır, kendini inkardır.

~Kötülerin Kahramanı Caelo.........

 

Perşembe, Mart 13, 2008

Sevginin Ölümü

Sevgi öldü
En nihayet
Fakat katil kim?
Sevgiyi kim öldürebilir?
Hangi acımasız katil onu öldürüp
bu dünyayı sevgisiz bırakabilir?


Sen kötülük, bunu sen yapmış olabilir misin?
-Hayır, bu ben değilim, üstelik kötü biri olmama rağmen.Benim biricik can düşmanım, onun ölümünü en fazla ben isterim, ben varken o yok, o varken ben yokum, artık hep ben varım!Öldüreni bulursam elinden öpeceğim!

Sen nefret, ya sana ne demeli?
-Belki, ama onun olduğu yere ben de yaklaşamıyorum.Üstelik ikiz kardeşimdi o benim, ikimzi de insanlara aynı derece güç verirdik ama sevgiyi anlaması...bilirsin işte biraz zor ve kolay biri değildi işte! Artık benim değerimi daha çok anlarlar, gittiği iyi oldu!

Yandan yana pek şüpheli bakıyorsun kıskançlık, sen öldürmüş olabilir misin sevgiyi?
-Ben mi kıskancım? Hiçte bile! Ya da evet evet kıskancım, ama ben herkesi kıskanırım, ama kimseyi öldürmem!Çok kıskandığımda belki ama...Yok bu sefer ben değildim ama öldüreni kıskanıyorum onun yerinde olmak isterdim!

Geriye bir tek sen kaldın umut, inkar etmeyeceğini biliyorum fakat nedenini söyle!
-Aslında çok basit!Pandora'nın kutusu açılıp da tüm duygular serbest kalırken ben geride bırakıldım.Herkes bana acıdı, bana şafkat gösterdi fakat ben iyi biri değildim!Hak ettiğim ilgiyi göremedim.Ve sevgiyi öldürerek bunu kanıtladım da!Artık benim kim olduğumu bilin.Ben insanların sevdiği bir şey değilim sadece en zavallı durumda oldukarında sarıldıkları bir cankurtaran simitinden fazla bir şeyim.Nihahahua, işte en sonunda itiraf ettim, verin cezamı da çekip gideyim buradan!

Ve adalet, söz senin!Ne ceza vermeli bu katile?
Dünya sevgisiz bomboş bir hale geldi.Onun kaybolduğunu fark ederlerse dünya kaos içine yuvarlanır.Bu yüzden sevginin yokluğunun doldurulması lazım.Sen umut, yok etmek için çabaladığın şeye dönüşerek sevgiyi aratmayacaksın.Hem de sonsuza kadar.Sanırım bu adil olur.

Kin ortaya atılır
ah, işte bu!bu cezadan oldukça zevk aldım, tam bana göre.

Masumiyet söyle sen neden ağlıyorsun?
Sevgisiz benim ne değerim kalır?Sadece ümitle ben nasıl yaşarım?Beni bencillikten koruyan sevgiydi ben onsuz ne yaparım?

Masumiyet şefkatin kolları arasında teselli aradı.

Ve diğer tüm duygular birbirleriyle konuşarak ya da çekişerek dünyaya geri geldiler ve sevgisiz bir yaşama alışmaya çalıştılar.Gerçeği bildikleri için bu asla gerçekleşmedi ve insanlar bugüne kadar bunu keşfetmediler, gerçek suçlunun ümit etmek olduğunu...

 

Perşembe, Şubat 21, 2008

Deniz ve Gökyüzünün Arkadaşlığı



Zamanın başında gökyüzü ile deniz birbirleri ile arkadaştılar, saniye ayrılmazlardı hani derler ya aralarından su sızmazdı.Birlikte doğmuşlardı, birbirlerini bilirlerdi ve severlerdi.Renkleri bile aynıydı, açık bir mavi...Öyle bir maviydi ki denizin derinliği ne olursa olsun her şey görünürdü; tipteki kayalar, mercanlar, bunların arasında yaşayan milyonlarca deniz yaratığı..Hepsi de neşe içinde gökyüzünü selamlardı, ve buna karşılık olarak gökyüzüde kendi sırlarını denizlere açmıştı.Öyle ki Güneş tek bir gün bile parlamamazlık etmemiş ve canlılara hayat veren ışığını denizler üzerinden çekmemişti.Kuşlar ile yunus balıkları birbirleriyle yarışırcasına biri denizden diğeri de gökyüzünden çılgınca maceralara atılırlardı.Herkes bundan öylesine menundu ki, her şey o kadar yolunda gidiyordu ki kimsenin aklına bu dostluğun bozulacağı gelmezdi.

Fakat bir gün deniz kendi derinliklerini yavaşça kapamaya başladı.Güneşin parlak ışıkları canını yakmaya başlamıştı, fakat en iyi dostuna bunu söylemek istemiyordu.Fakat gökyüzü bunu fark ettiğinde şaşırdı.Açıklamasını istedi, denizin hastalandığını zannederek telaşlanmıştı.Fakat deniz hiç bir şeyi olmadığını söyledi ve niye sırlarını artık gökyüzünden sakladığını söylemedi.Gökyüzü bundan çok alındı,  dostların birbirine güvenmeleri gerektiğini unutuvermişti.Bir şimşek yollayarak denizi aydınlatmak istedi, başaramadı.Deniz şimşeğini geri itmişti.Artık aynı rente bile parlamıyorlardı, Gökyüzü hala açık maviyken deniz gittikçe koyulaşıyor ve daha da içine kapanıyordu.Bu atışmalar uzun yıllar sürdü ta ki bir gün gökyüzünün aklına dahiyane olduğunu düşündüğü bir çözüm gelene kadar!Cevabı çok basitti, niye güneşi kullanarak denizin tüm sularını kurutmuyor, böylece ondan ne gizlediğini de öğrenebilirdi.

Bulduğu bu çözümden sonra güneşin tüm parlaklığını denize yöneltti.O kadar çok sıcaktı ki deniz acı çekmeye başladı.Günden güne kuruyarak eridiğini hissediyor ama inatla gökyüzüne ve gneşe karşı koymaya çalışıyordu.Fakat başka bir şey daha ortaya çıkmıştı, güneş o kadar suyu buharlaştırmıştı ki gökyüzünden değişmeler başlamıştı.Önce yumuşak ve bembeyaz olan bu oluşumlar zamanla çoğaldı, ve birikti.Bunlar buluttu ama ne deniz ne de gökyüzü bunu bilmiyordu.Büyüdükçe gökyüzü ile deniz birbirinden iyice ayrılmaya başladılar, araya aşılmaz bir geçit girmiş gibiydi.Büyüdükçe karardı ve karardıkça büyüdü.En sonunda tamamen dünyayı örttü ve şiddetli fırtınalar o zaman başladı.Gökyüzü yukarıda çok sakinken aşağıda neler olduğunu göremiyordu.Fakat gelen seslere bakılırsa yoğun bir fırtına yaşanıyor, şimşekler çakıyordu.Güneşe derhal saklanmasını söyledi ve gökyüzü karardı birden.Güneş gidince fırtına da dindi ve bulutlar yavaşça ortaya çıktı.Gökyüzü yarattığı vahşeti görünce üzüldü.Her yer birbirine girmiş, binlerce tür yok olmuş, deniz kan ağlıyordu.Gökyüzü ağlamak, özür dilemek istedi ama kendisini suçlu da görmüyordu.Denizin özür dillemesini bekledi fakat bu asla gerçekleşmedi.Deniz susmuştu.Sonsuza kadar hem de...Kendisini de derinlere saklayarak gözden gizlendi ve gökyüzünden uzaklaştı.Gökyüzü de sessizce uzaklaştı fakat anlamıştı, orasının neden karanlık olduğunu...Orası gizlenme yeriydi onun, hiç dokunulmaması gereken.O da kensini karartmaya karar verdi fakat tamamen gizlemedi de.Günün yarısında güneşle birlikte uzaklaşıyor ve yerini ay ile yıldılzlara bırakıyordu.O günden beri bir daha renkleri asla aynı olmadı.Rüzgar ne tarafa esse dalgalar inadına ters tarafa estiler...Kuşlar ile balıklar birbirne düşman oldular, kuşlar onları yemeye ve balıklar da onlardan kaçmaya başladılar.Öç almak için de dalgalar deniz kuşlarının yuvalarını dağıtmaya başladılar.İştre böyle...Taa o günlerden süregelen bir düşmanlık...Kimi zaman dost görünseler de aslında birbirlerini hiç sevmezler!Aralarına koydukları ufuk çizgisi bunun en büyük kanıtı değil mididir?

Caelo~