« Önceki |

Pazartesi, Şubat 16, 2009

Jumper




Günümün nasıl geçtiğini anlatayım.Paris'te kahve içtim, Maldivlerde sörf yaptım ve Kilimanjaro Dağı'nda biraz kestirdim.Ha, bir de Polonyalı bir kızın telefon numarasını aldım.Sonra NBA finallerinin son çeyreğine sıçradım.Saha kenarına tabi.Bunların hepsi öğle yemeğinden önceydi.Anlatmaya devam edebilirim ama işin özü şu: Dünyanın zirvesindeyim.


............................................
"Jumper" filminin özeti aslında yukarıdaki alıntı cümlelerden kolalylıkla anlaşılıyor.Dünyada istediğiniz yere istediğiniz saniye gidebilmek, hem de bunu büyük sıçramalarla yapabilmek.....Her şey David'in,  sevdiği bir kıza aldığı minik bir hediye ile başlıyor.Hediyenin donmuş akarsuya fırlatılması (atan sevdiği kız değilUyku) onu alayım derken David'in sulara gömülmesi, donmuş nehirden dışarı çıkayım derken kendini bir anda ıslak bir şekilde bir kütüphane zemininde yatar halde bulmasıyla bu çocuk sıradan bir insan olmadığını fark ediyor.Tabii tüm özel güçlere sahip kahramanlar gibi, sevgili (adayı diyelim) elindeki hediyeyle öylece bırakaılır gidilir, bu sefer tek kelime dahi edilmez.Tek fark, bizimki pek kahraman değildirMutlu Kahramanlar bankalardan para çalmazlar, değil mi? Ya da elinde sörf tahtasıyla piramitlerin tepesinden ekmek arası da yemez, artık ne yiyorsa!


Dedektif rolünde Samuel. L. Jackson ve başrolde ise Hayden Christensen'in oynadığı muhteşem(! =P) bir aksiyon filmi.Bir de Max Thieriot'a dikkat etmek lazım.Hayden'den önce, David'in çocukluğunu canlandıran oyuncu.Onu "Komanda Dadı" nın Seth Plummer'ı olarak da tanıyorsunuz.Oldukça büyümüş ve bence giderek daha da yakışıklı olmuş diyebilirim^^ Çocukken bile bunu belli ediyordu ya neyse.(tabii bu yakışıklılık kavramı görecelidir, herkesin zevki kendine...)

Fena film değil ama muhteşem olduğunu da söyleyemem.Aslında sadece iki sebepten ötürü bu filmi izliyorum.Sıradan kahramanlık hikayelerinden bıktığımdan değişiklik olsun diye bir de bana bunu bir kişi ısrarla tavsiye ettiğinden.Oyuncuları bile filmi izlerken öğrenmiş olup ufak çapta bir mutluluk yaşamış bulunmaktayım.Yine de izlemenizi tavsiye ederim, bence saçma sapan romantik veya absürd korku filmlerinden çok daha iyi olduğu şüphesiz.








Çarşamba, Şubat 11, 2009

No Reservations - Aşkın Tarifi

14 Şubat yaklaşıyor, hiç sevmesem bile bugünü, bari biraz havasına gireyim dedim, yoksa olan yine bana olacak! Neyse....Catherine Zeta-Jones ve Aaron Eckhart mutfakta bir araya gelirse ortaya nasıl bir yemek çıkar.Ben son derece ilginç, leziz ve bir o kadar tatlı bir film umuyorum.

**********************************
**********************************
Aşkın Tarifi


Bir restoranda baş aşçı olan Kate (Catherine) mutfağında inanılmaz düzenli, disiplinli biridir.Üstelik yemeklerinin beğenilmemesi durumunda müşterinin restorandan gitmesine neden olacak kadar mükemmelliyetçidir.İş hayatındaki bu mükemmel tutumu ev hayatına da aynen yansıtmış ve benim filmi izlerken sinirlerimin gerilmesine neden olmuştur.(bu kadar mükemmeliğe dayanamıyorum-_-) Hayatında pek çok kyral vardır, mesela aynı binada oturduğu kişilerle çıkmamak gibi.Üstelik patronunun zoruyla gittiği terapistine bile yemek pişiriyorUyku

Bir trafik kazası, kardeşiin ölmesi ve yeğeni Zoe'nin hayatına girmesiyle ufak ufak bu mükemmel hayatı sarsılmaya başlar.Ve restoranına gelip, opera dinleyip, etrafla şakalaşıp duran Nick ise olaya tuz biber olur.Aslında restoranın ihtiyacı olan birisidir.(Aslında gayet şirin birisiMutlu Benim hoşuma gitti ama bakalım Kate ne yapacak?)

Filmin sakin müzikleri eşliğinde ve nefis kokulu bir mutfak ortamında güzel bir film izleyip beyinlerini boşaltmak isteyenler için birebir film.Her şeyi geçtim de Catherine Zeta-Jones zaten benim beğendiğim bir oyuncu, onu yemek pişirirken izlemenin keyfi de bambaşka.

**********************************












Çarşamba, Şubat 11, 2009

Step Up 2 - Sokak Dansı

Uzun zamandır film incelemesi yapmıyorum.Üstelik o zamandan bu yana bir sürü film izlememe rağmen...Sanırım bu benim istememle ilgili ve bu sefer incelemelerime devam etmek istedim.Bu filmin birincisini de almıştım ama izlemedim.İkincisini ise bana bir sürü kişi olumlu şekilde izlememi söyleyince hadi izleyeyim dedim.Hatta şu anda izlemekteyim.

********************************
Sokak Dansı


Dans, dans ve dans...Çılgınca danslar, çılgınca müzikler ve çılgın insanlar.Zaten sıradan danslar olsaydı bu filmde sıradan bir film olurdu.Dans ederek polislerden kaçmak varken neden bir dans kursunda dans edesiniz ki?Sokak Dansının güzelliği burada zaten.

Annesinin en iyi arkadaşı tarafından bakımı üstlenilen Andie'nin iki seçeneği vardır ya Teksas'a gidecektir ya da MSA (Maryland Sanat Okulu)'na.Elbette ikincisini seçer.İlginç bir okuldur burası, sanat okulu işte.Şarkıcı, dansçı, hatta bale bile vardır işin içinde.Bir sokak dansçısı aralarında ne yapabilir ki? Eh izleyip görün işteGöz kırpOkulu yüzünden 410 gurubundan da atılır ve kendi gurubunu kurar.(410 iyi dans ediyor olabilir ama sevmemiştim zaten onlarıUyku)Bakalım kim daha iyiymiş...

Dans sahneleri çok güzel.Özellikle Chase'i dans ederken izlemekten ben zevk bile aldığımı söyleyebilirim.(Yine de benim favorim MooseMutlu)Bu dans tarzı pek benim tarzım olmasa bile yaptıkları tehlikeli ve güzel hareketlerden dolayı onlara hayran kalmamak elde değil.











Cuma, August 29, 2008

Şeytan'ın Biricik Süvarileri ~ Hayalet Sürücüler



Sevdiği  Birini Kurtarmak İçin Uzun Zaman Önce Bir Anlaşma Yaptı.

 Filmin konusunu kısaca anlatayım.Johnny Blaze (Nicholas Cage) motorsikletiyle inanılmaz (sahiden inanılmaz) ve bir o kadar acayip gösteriler yapan bir gösterişçinin tekidir.Hatta bir gösterisi sırasında yüzde bin oranında ölmesi kesinken ölmez, hatta kendisi hakkında endişeleneceği yerde tek düşündüğü çok sevgili motorsikleti olur.Ama bu olağanüstü adamın kendine olan bu güveni ve yapmacık soğukkanlığı nereden gelmekte?

İşte burada geçmişi devreye gidiyor.Babasıyla birlikte gösteriler yapan bu genç adam bir gün babasının ağır hasta olduğunu, kanserinin ilerlediğini ve kurtulamayacağını tesadüfen öğrenir.İşte o gece gösteri yaptıkları yere gelen yaşlı ve karizmatik adam ona bir anlaşma önerir.


(Ses efekti, ampül patlama sesleri)

-Johnny Blaze?
-Evet?
-Bugünkü gösterini izledim.Motor kullanmanı izlemekten ne kadar zevk aldığımı söylemek istedim.
-Sağol.
-Belki benim için de sürersin belki.
-Gösteri mi düzenliyorsun?
-Dünyadaki en iyi gösteri. (arka planda çakan şimşekle bastonun başığındaki kafatası aydınlanır.Gümüştendir hem de!Ve de bana hiç korkunç gelmze çünkü sırıtır gibidir.Normalde altın olmasını falan beklemiştim.)
-Sağol, ama hayır
-Ne var Johhny, yoksa baban için mi endişeleniyorsun?
-Bunu nereden biliyorsun?
-Hasta olduğunu kör bir adam bile görebilir.(ama sen değil Johnny, sen benim şeytan olduğumu bile göremiyorsun kör herif!) Kanserin en kötü tarafı, insanın sevdiklerine yüklediği yükü çekmek zorunda kaldıkları zamandır.(tam o sırada sarı bir perdenin önüne geçer, ve yine çakan şimşekle şeytanın gerçek suretinin gölgesi görülür.Tam o sırada Johnny birden başını çevirme ve dışarıya bakma gereğini duyar!Olayı göremez)

vsvsvs.

Çok saçma diyaloglar değil mi?Ben de zaten dalga geçmek için yazmıştım ama onu yapmak bile içimden gelmedi.Kısaca Johnny babasını kurtarmak için Şeytan'la anlaşma yapar ve ruhunu ona satar.Ertesi gün babası iyileşmiş, turp gibidir.Ama bu turp adam gösteri sırasında kaza geçirerek ölürHoley

-Sen...Sen onu öldürdün.
-Hadi be oradan, eceli gelmiş işte beni ne suçluyorsun?
-Yalancı!!!! ONU SEN ÖLDÜRDÜN!
-Anlaşmamızda onu kazalardan korumak yoktu!Sadece iyileştridim onu ve bu kadar!Gidip kaza sigortası yaptırsaydın bana ne be!Hem benim işim gücüm var dünyada o kadar insan varken senin gibi bu kadar yıl ergenlik yıllarından çıkamamış yeniyetme bir çocukla ne diye uğraşıyorum.Canın cehenneme, hadi ben gidiyorum!

bence diyalog böyle olmalıydı.-___- Daha mantıklı olurdu!

-Arkadalığı unut.Aileyi unut.Aşkı unut.Sen benimsin, Johnny Blaze!

İşte böyle arkadaşımız sevgilsini ağacın altında yağmurda ıslanır bir biçimde bırakır ve çeker gider.O güzelim genç adam ve genç kız yıllar sonra gençlik hallerinden yüz kat daha çirkin biçimde geri dönmüşlerdir.

Filmin iyi yönleri de var.Mesela müzikleri.Ekrana bakmadan izlenirse gayet güzel geliyor insana.Bir de görsel efektleri.Hayalet Sürücünün motoksikletinin değiştiği sahneler, alev topuna dönüşüp sokakları alt üst eden bir kurukafa Johnny'i izlemek sahiden muhteşem.Hle iki hayalet süvarinin kırlarda birlikte yol almaları izlemeye değer sahnelerdendi.Ve şu Johnny'nin çatıdan uçup zincirini havada salladığı sahne defalarca izlenebilir nitelikte emin olabirisiniz.Ama o kadar.Gerisi fasa fiso, filmi çok beğenip, romantizm, korku, macera vs gibi şeyleri barındırdığını söyleyenlere selam ederim ben.Sırf saçma komedi olmuş bu film.Yazık olmuş, güzel olabilridi halbuki.

*********************************
Roxanne bir melek gibi (evet ucuz bir melek efekti verilmişti, gerçi grileşmiş beyazmsı kıyafeti buna pek yardımcı olmadı ama olsun!Bu mekeklerin ace kullanma zamanı gelmiş de geçiyor bile...Biraz kirlenmişler son zamanarda) belirdiğinde Johnny saniyede tanıyıverdi onu.Heralde adından olsa gerek çünkü eskisiyle alakası bile yoktu, yukarda buna değindim zaten.Ucuz, içimi bunaltan beni terleten iğrenç romantik müzikler eşliğinde bu ikisini izlediğim sahnelerde kendimi ölecekmiş gibi hissettim.İzleyenler olursa ki bu sahneleri hızlı geçsinler ya da alkol eşliğinde izlesinler ancak tesir ediyor.

O kadar yıldan sonra Şeytan, Johnny ile olan anlaşmasını devreye soktuğunda (faiziyle birlikte hem de) nihayet eski aşkına kavuşmuş, ve bri restoranda randevu ayarlamıştır.Yine sevgilsini bırakır ve kaçar.Şeytan'ın karşısında dört tane azman gibi düşmanı vardır ve amaçları bir kasaba dolusu insan ruhu iin yapılan anlaşmayı ele geçirmek ve Şeytan'ı tahtından etmektir.Sürücü Şeytan için bunlarla savaşacaktır.
*********************************
Bu Nicholas Cage'in kafatası hali ve ses tonu bana çok daha yakışıklı geldi nedense-___- Tıpkı Batman filmlerind eolduğu gibi, kıyafet değiştirince ya da şekli değişince sesi de değişmek zorunda ya! Ço karizmatik olmuş.aten beğendiğim sahnelerin hepsinde de bu kurukafalı hali  vardı!


Mezarlık bekçisiyla Johnny arasında geçen diyaloglar.Araya ben de ekledim!
-Burada kalsan iyi olur, evlat.Kutsanmış yerlere giremezler.
-Ama ben girebiliyorum!
-Evet
-Ben Şeytan'ın sürücüsü yüm.O zaman Şeytan'da girebilir
-Evet.
-Ama onlar giremez öyle mi?
-Evett....Şimdi sen söyleyince kulağa saçma geliyor değil mi?
-Yani.Neyse boşver bunarla seyircilerin kafalarını karıştırıp düşünmelerine fırsat vermeliyim, yoksa içlerinden bazıları filmin ne kadar boktan olduğunu anlayabilir.

hehe.Acaba Johnny bu savaşı kazanıp en sonunda Şaytan'la anlaşmasını sona erdirecek mi?yoksa bun filmin devamı mı var? HAYIRR lütfen anlaşma bitsin de siz de kutrulun bizde değil miÇilgin)

Görsel efektleri dışında izlenecek hiç bir şeyi olmayan bu filmi zilemenizi tavsiye etmiyorum.Üstelik Şeytan'ı bu kadar küçültemezlerdi, hani Nicholas Cage her neyse de.İzlediğime pişman ooldum diyemem hiç değilse ah, tamam bu filmi gördüm diyebilirim.Ama kime karşı?O yüzden boşverin izlemeyin.İzleyenlerin kanetlendiğini de söylüyorlar zaten.Bunu izleyenler sonsuza kaar ucuz, kötü yapım filmleri izlemeye mahkum oluyormuş, benden söylemesi.









Pazar, August 24, 2008

Transformers

Film hakkında bir şey demeye geçmeden önce söylemem gereken bir şey var.Film hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadan, hatta konusu hakkında bile bir halt bilmeyen ben, müziklerine tek dinlemeyle resmen aşık olmuş ve içimde her gün büyüyen bir istekle bu filmi görmek istemişimdir.Bu da bugüne kısmet oldu.(hoş bu yazıyı şimdi yazmıyorum, bloğa şimdi yayımlanması için ayarladım ama olsun)Ha bir de aşağıda bir yerde bazı müziklerini ekledim, dinlemek isteyip de göremeyenler olursa üzülürüm sonraHavali

********************************

Filmin konusuna gelirsek.Öncelikle beni Transformers da ne çekti bilmiyorum.Amerika'nın silah teknolojisi mi?Yok canım!Müzikleri mi?Kesinlikle!Oyuncularına ne demeli...Hmmm...Sam dışında belki ama onu da suçlamamak lazım.UykuHele Optimus yok mu?Robot ama hiç bir insana değişmem-_-



Filmin başlangıcında kendisine robotumsu efekt verilmiş etkileyici olduğu sanılan bir ses  şöyle diyor>>

"Zamanın başlangıcından önce, Küp vardı.Nereden geldiğini bilmiyoruz.Tek bildiğimiz, içinde dünyalar yaratacak ve onlara hayat verecek gücü barındırdığı.Irkımız işte böyle doğdu.Bir süre uyum içinde yaşadık fakat tüm büyük güçlerde olduğu gibi kimileri iyilik için, kimileri kötülük için istedi bu gücü.(evil, yani kötülük derken adamın sesi de neden evillaştı onu anlamadım-_- Gerek yok ki!)Böylece savaş başladı.Yok olana kadar gezegenimizi mahveden bir savaş.Küp uzayın derinliklerinde kayboldu.Evrenin her tarafına dağıldık, onu bulmak ve evimizi yeniden inşa etmek için her yıldızı aradık.Tüm umutların bittiği anda, yeni bir keşfin haberi bizi bilinmeyen bir gezegene çekti: Dünya'ya.Fakat çoktan geç kalmıştık"

Ve hikaye başlar....


*************************


Bir sürü filmi bana çağrıştıran ama hiç birine benzemeyen içinde komedi, korku, macera, yarış, savaş öğelerini bir arada bulundurması bakımından gayet tatmin edici bir film.Mesela Dünyalar Savaşı, Terminatör, Herbie Tam Gaz, hatta James Bond serilerini ama özellikle Terminatör ilk aklıma gelenler....Ha bir de Bu Nasıl Sarışın olabilirXD Arabanın rengi sarıydı!Öhöm....neyse.


Filmde ilk dikkatmizi çeken zaten amerikanın helikopter ve uçak teknolojisi oluyor.Askeri bir savaş üssü mü ne, bir helikopter tarafından saldırıya uğruyor. Robotlar iki kutuba ayrılmış.Kötü tarafta olanlardan biri bu askeri üssü yerle bir edip çok değerli bilgileri ele geçiriyor.ve bir sürü askeri öldürüyor.Buz adam projesi ve de Sam Witwicky'nin dedesinin gözlüğüyle ilgileniyor gibi ama tabii bunun nedenini daha sonra öğreniyoruz.Ve bu kötü robotlar amaçlarına ulaşmak için gezegeni bile feda edecek kadar....kadar.....kötüler işte!İyi robotlarda bu kötü robotlara karşı savaşıyorlar.Fakat benim esas takıldığım nokta buralar değil.Sam sıradan bir lise öğrencisi, ve yeni bir araba alıyor.Milyonda bir şansla bu sarı ilginç araba iyi robotlardan biri çıkıyor.Bu da tamam!Ama kardeşim, bir sürü asker ölürken, ya da sivil vs, sen bırak onları Sam'e saldıran kötü robotları yen dur!Güya bu dünyayı korumak için gelmiş, öyle mi?Şuna Sam'i korumak  desek daha doğru olur.Hani neredeyse robotun ayağa kalkıp, sen beni gelecekten seni korumam için gönderdin! demesini beklemiştim ama yapmadı!



Sarı araba (Bumblebee)  oldukça hoşuma gitti.Oldukça esprili, komik bir robot.Sam'i de nedense ilk görüşte çok sevdi, film ya!Hatta onun kızlarla arasını bile yaptı!Çok iyi bir sürücü.Kötü robotlar çatır çatır ingilizce konuşup anlaşırken (yani öldürmedikleri zaman) bizimkisi radyoda o anda ne çalıyor ya da söyleniyorsa onlar sayesinde iletişim kurabiliyor.Böyle enterasan...

İki robot (Optimus vs Megatron) arasındaki  savaş da bana Hulk'ı anımsattı.Ya ben fazla film izleyip, bu filmler arasında gereksiz bağlantılar kuruyorum ya da artık filmler birbirlerinin esin kaynağı olmuş durumdalar!

Optimus va o şahane robot arkadaşları>>TanıştırayımUyku

Optimus Prime - Cyberton gezegeninden gelen bağımsız robot organizmalardan.Ya da kısaca Otobot!
Jazz - Üsteğmen.Ünvanı: Jazz
Ironhide - silah uzmanı
Ratchet - Tıp uzmanı
Bumblebee - (şarkılardan bunu çok merak ediyordum) Sam'in koruyucusu.


Autobuts


Bunların amaçları Allspark'ı Megatron'dan önce ele geçirmek.Mega bilmem ne de kim?Onu da Optimus anlatsın bize

Gezegenimiz bir zamanlar güçlü bir imparatorluktu.Barışçıl ve adil.Decepticon'ların lideri Megatron tarafından ihanete uğrayana dek öyle kaldı.Karşı çıkan herkesi yok ettiler.Savaş, sonunda gezegeni tüketti ve Allspark yıldızların arasından kayboldu gitti.Megatron onu Dünya'ya kadar izledi.Kaptan Witwicky (Sam'in byük büyük dedesi) onu bulmuştu.Kaderlerimiz rastalntı eseri kesişti.Megatron küpü ele geçiremeden düştü.Kaptan yanlışlıkla onun seyir sistemini devreye soktu.(istense o yanlışlık yapılamaz bayağı teknik bilgi gerekiyor çünkü ama acemi şansı sanırım-_-)Küp'ün Dünya üzerindeki koordinatları Kaptan'ın gözlük camlarına işledi.(ah anladım neden gözlüğün peşinde ben de kör sanıyordumXD)


Gene Dünya'nın kurtarılmasının söz konusu olduğu bir film daha.Ve bizim kaderimiz de Sam adlı bir veledin elleri arasında!Her zamanki gibi.Genelde isim de aynı oluyor!

************************
Filmden Diyaloglar ya da Sözler>>

En sevdiğim sözlerden biri Sam'in büyük büyük dedesi Archibald'ın sözü "Fedakarlık olmadan zafer olmaz!"  Müziği de güzeldi, hatta aşağıya bazı müziklerin linkini vereceğim isteyen dinlesin.Belki de o yüzden seviyorumdur bu filmi, dediğim gibi her şeyden önce ben duydum bu filmi, dinledim sonra gördüm!


+++++++++++++++++
Sam ile babası

Baba- Senin için küçük bir süprizim var evlat.
Sam- Ne tür bir süpriz?
B-Küçük bir süpriz.
(Porsche satan dükkanın önüne doğru ilerlerler)
S- Olamaz.Hayır, hayır, hayır.Baba!Dalga geçiyor olmalısın!
(Dükkanın önünden durmadan geçerler)
B- Tabii ki dalga geçiyorum.Porsche almayacağım.
(Sam dumur vaziyette yarım saat kendine gelemez!)Holey

++++++++++++++++++

Baba ve Araba Satıcısı (hurda araba-_-)

-Oğlum ilk arabasını almak istiyor.
-Bana geldiniz, öyle mi?
-Mecbur kaldım.
-Bu bizi aile yapar, Bobby B. Amca bebek....(=D)

++++++++++++++++++
Kız ve Sam

K- Anlamadığım şey...Süper gelişmiş bir robotsa eğer neden bu hurda Camaro'ya dönüşüyor?
(araba durur ve yolun ortasında bu ikisini atar.Sonra da arkasını döndüğü gibi gider=DAl sana hurda)
S-Şahane.Kızdırdın onu işte.Bu araba hassastır.4000 dolar çekti gitti.
Sonra bir bakarız ki şahane bir araba gelir.Kill Bill Müziği eşliğinde (yukarıdaki filmlere bunu da eklemeliyim=P) Off arabadan anlamam ama Porsche ise gayet ironik bir durum olurdu=P

++++++++++++++++
Robotlar Sam'in ailesinden saklanmak için şekilden şekile giriyorlar.(Evet bir kaç metre boyları ile zor ama neyseki geceXD)

-Ebeveynler oldukça sıkıcı.Onları öldürebilir miyim?
-Biz insanlara zarar vermeyiz.Derdin ne senin?
-Sadece yapabiliriz, dedim.Bu da bir seçenek.

Müziklerden Seçmeler


Transformers film müziklerinden dinlemeye değer bulduklarım.Bunların içerisinde yıldızlı olanlarsa favori şarkılarım

Arrival To Earth*
Autobots*
Bumblebee (* özellikle ortalarından sonrasını dinleyin)
Deceptions
Downtown Battle
No Sacrifice, No Victory*
Optimus* (flüt sesi bir harika!)
Sam On The Roof
Scorponok (2:30'dan sonra ufak bir yerini seviyorum bu şarkının)
Soccent Attack
The All Spark*(kesinlikle önerilir)
You're A Soldier Now(fena değil yıldız koyacak kadar değil ama yıldız da hak ediyor kararsız kaldım-_-)
Optimus Vs. Megatron** (bir yıldız da ben şarkının adına verdimMutlu)

******************************
-----------------------------------------





You're a soldier now!



Pazar, August 10, 2008

İşte Spartalılar (Hem Sansürsüz Hem de Gereksiz)


Kavgaya hazırlanın...Bu "Ölüm Çukuru" versiyonunda gülmekten gözleriniz yaşaracak.Kesintisiz daha uzun metrajıyla daha sert ve daha yabani son derece gülünç ve tarihi gerçekler eşliğinde izleyin.

Her şey Kahraman Leonidas'ın kendilerini 13 savaşçı olarak adlandırdıkları ve üzerlerinde deri iç çamaşırından başka birşey olmayan beceriksiz bir birliğe komutanlık etmesiyle başlar.Bu savaşçılar ülkelerini, orduları Ghost Rider, Rocky Balboa, Transformers ve kambur Paris Hilton'dan oluşan istilacı Perslere karşı korumalıdır.

************************


Evet benim gözlerim yaşardı ama esnemekten!Yani ilk izlediğimde...İkincisini ise toplu halde seyrettik ve o zaman güldüğümü fark ettim.Yani toplum psikolojisi yani hakkaten o ara bana komik geldi ama birincide neden gelmedi bilemiyorum.

Bu filmden sonra izleyeceğim film 300 Spartalı olacak kesinlikle!Hatta elimde hazır bile...Bu filmde bebekleri ayıklama yöntemleri hoşuma gitti.İşe yaramayan bebekleri fırlat gitsin, eğer bebek zayıfsa uçuruma fırlatılıyor (çukur iskeletlerle dolup taşmış), bebek vietnamlıysa Brangelina tarafından alıkonuluyor (Brad+Angelina, anlamışsınızdır-_-)...Bebeğin gerçek bir spartalı olması için kaslı, sakallı doğması ve illa bağırması gereklidir.İşte Leonidas'da böyle bir bebek olarak Spartalıları onurlandırır.Görünüşte tam bir erkektir...Ama birazdan görünmeyen kısımları yazarken eleştireceğim çok kısım olacak!

Leonidas'ın vahşi yaşamda hayatta kalması için yollandığı ormanda görmeyi beklediğim şey kesinlikle şu değildi>>

"Bir canavar Leonidas'ı takir ediyormuş...Kırmızı gözleri bir cehennem ateşi gibi parlıyormuş."

Bu yazıdan sonra ne umarsınız bilmiyorum ama benim umduğum şey kesinlikle Neşeli Ayaklar değildi!Hele küfür edip iğrenç hareketler yapan bir Neşeli Ayaklar hiç değildi...Hele midesi bozuk küfür eden iğrenç hareketler yapan bir Neşeli ayaklar....Peh!

**************************************


Şimdi bu filmlerdeki cinsellik öğesi=komedi eğilimleri üzerine biraz eğilmek istiyorum-_-Tamam birazı komikti kabul ediyorum ama haydi dostum burada artık cinsel bir kavram bulamayacığınız şeylerde bile bulup buluşturmuşlar.Çok erkeksi görülen Leonidas'ın mesela, eşcinsel olması yönünde göndermeler yapıp sürekli bunu kullanmaları hiç hoşuma gitmedi.Bir ya da iki defa komik gelebilir ama zaten film bunun üstüne kurulmuş gibi.Bu yüzden bu film vakit öldürmeye yarayan filmden öteye gidememiş.Benimkini de iki defa katletti ama vakti olanlar izlesinler!

Ayrıca Leonidas'ın Ölüm Kuyusuna önüne geleni atmasını izlerken içime fenalıklar bastı.Ama Britney Spears'ın arada kaynayıp gitmesine sevinmedim değil=)
*************************************


Erkekler birbirleriyle öpüşerek, kadınlar ise tokalaşarak selamlaşıyorlar!Değişik bir bakış açısı.Hemen yukarıdaki resimde de Sparta'nın muhteşem 13 kişilik ordusundan bir kesit görebilirsiniz.İnsanın böyle bir ordusu olsun...Hiç bir halt kazanamazUyku

-Ya kalkanınla gel, ya da onun üzerinde
-Ve eğer üzerinde gelirsem hayatını sürmeni istiyorum.
-Asla yapamam.
-Sen ölseydin ben zamparalık yapardım.

son cümle tam benim diyeceğim tarzda bir cümle!Sonra da ordu savaşa doğru gidiyor.300 Spartalıyı izlemiş olanlar için bir anlamı vardır belki ama Persleri dağ arasında sıkıştırmaya mı ne gidiyorlar.Bu sahne çok şirin ama.El ele tutuşarak dans ederk savaşa giden bir ordu!Bu filmi kesinlikle izlemem gerek, aslında nasıl oluyor falanXDgüzel de dans ediyorlar gerçi!

Xerxes@sıcakgiriş.com. Spartalılar güneye gidiyor.OMG (Hainin attığı mesaj tabi cep telefonu, laptop Spartalıların güvercinden sonra kullandıkları en popüler iletişim aletlerinden-_-)

*************************************

"Çatışmayı kazandık ama savaşı onlar kazanacak"

Sahiden film çatışmayı kazanmış gibi görünüyor, kendi türünde fena değil diyebileceğimiz güldürmeyi başarabilen (gerekli koşullar oluştuğunda) fakat komedi filmleri arasındaki yerini tam hak edememiş bir film.


-Bugünü unutmayın Çocuklar!Çünkü bugün öleceksiniz!
-Ne?
-Yani onlar ölecek! (Today is the day they'll die! Kelime oyunu yapmış Leonidas...İngilizce bilenlere daha anlamlı geliyor tabii)

******************************

Yukarıdaki kareden bahsetmek istiyorum.Acun'dan ve onun programından duyduğum tiksinçi bana hatırlatan bir sahnedir.Leonidas'ın zor kararı...Sparta'yı vermesi karşılığında bir sürü yerde tatil seçeneği yanlış hatırlamıyorsam...Hele tüm ordusu tatil seçeneğini desteklerken Leonidas'ın vereceği karar ne yönde olacak?Zor anlar...

Filmdeki görsel efekt şahaneydi!Hele savaş sahnesi sırasında yavaşlatılmış sahneler en güzeliydi.Yalnzı nedense her izlediğim filmde mutlaka cehennem öğesiyle karşı karşıya geliyorum.Taa yukarda belirttiğim penguen öğesi, "Cehenneme gideceksiniz" diyen bir Hayalet Sürücü...güya bir de komedi filmi izleyecektim.Ninja

Neyse yazdım yazdım filmin sonunu da siz izleyiverin artık!Gereksiz yere yazımı daha fazla uzatmama gerek yok-___- Mendilleriniz hazır olsun sonunda ya üzüntüden ağlayacaksınız, ya da sinirdenXD Gülerken gözünden yaş gelenler varsa espri anlayışımız yüksen derece kadar farklı olmasından kaynaklanıyordur, yoksa ben kimsenin espri zevkiyle dalga geçmem, ne haddime!





Cuma, August 8, 2008

Godsend (Tanrıdan Gelen)


Mucize Bir Kabusa Dönüştüğünde, Şeytan Doğmuş Demektir.


Paul ve Jessie Duncan bir oğulları olan ve mutlu mesut yaşayıp giden bir ailedir.Biricik oğulları Adam gayet neşeli ve sıradan bir çocuktur.Belki de yaşadıkları yerden şehre taşınmasalardı bu mutlu hayatları devam edecekti...Fakat Adam bir arabanın kendisine çarpamsı üzerine yaşamını yitirdiğinde hayat bu aile için süprizlerini henüz başlamamıştı bile.

Adam'ın ölümünden sonra onları taziyeye gelen Richard Wells (Robert De Niro) bu ailenin yaşamında ikinci bir dönüm noktası olacaktır.Genetik üzerine uzmanlaşmış bu doktorun teklifi Adam'ı geri getirmektir.İmkansız gibi görünen bu fikri çift hemen kabul etmese de bir süre sonra dayanamazlar va Adam'ın geri gelmesi için yeşil ışık yakarlar.Bu operasyon yasa dışıdır, herkesten gizlenir, Duncan çifti de ücra bir kasabaya yerleşerek tanıdıklardan uzaklaşır.Amaç Adam'ın öldüğünü bilen yakınların bu çocuğu görmelerini engellemektir(Tabi bu en hafif sebep).

Adam öldüğünde 8 yaşındadır.Bu doğan çocuk da tıpkı ona benzemektedir.Büyüdükçe aile onun eski Adam olduğuna yemin edebilecek duruma gelir.Acaba her şey yoluna girmiş midir, yoksa kaybettikleri sadece 8 sene mi olmuştur.Adam'ın dokuzuncu yılı başlarken değişiklikler de beraberinde gelir...Kabuslar, gece uyuyamalar, gerçekmiş gibi görünen hayaller...Adam'ın babası Paul bunda bir gariplik hissetse de Richard Wells'e göre bunlar normaldir çünkü Adam'in 9 yaşındaki halini bilmemektedirler.Belki de çocuk ölmeseydi yine de böyle değişim geçirecekti.

Fakat Adam'ın bakışları bile değişmeye başlamıştır.Sürekli yüzler görür, yanan koridorlar, binalar...Soğukkanlı psikopat bir katilin küçülmüş hali gibidir...En sonunda bir arkadaşını nehir kenarında öldürür.

Gerisini anlatıp da keyfinizi kaçırmayayım!Fakat oldukça değişik bir son var.Bu gördüğü hayallerin aslında öbür Adam'dan mı geldiğini, yoksa Adam'ın sahiden geri geldiğini ama ruhunun Şeytan tarafından mı ele geçirldiğini izlerken görürüsünüz.Sebep bambaşka bir şey de olabilirdi, ama ben her Robert De Niro filminde bu adamdan acayip kuşkulanırım bunu söylemeden edemeyeceğim."Saklambaç" filmini ve daha bir kaç tanesini izleyenler ne demek istediğimi anlamışlardır.Umarım öyle bir şey olmaz ama bu adam sahiden psikopat rollerini öyle güzel canlandırıyor ki bu yüzden benim en çok sevdiğim aktörlerden..Canlandırdığı rollerden değil de sahiden mükemmel bir oyuncu.Anlat Bakalım filminde bile harikalar yarattı ki.(Devamı da vardı tabii ama hiç bir şey ilkin verdiği tadı veremiyor)

Bir de filmin bitiş müziğini hatırlar gibiyim, gayet güzeldi.Filmde benim en sevdiğim şey filmin atmosferiydi.Bunu Halka ile karşılaştırmak gerekirse oradaki atmosfer havadan kaynaklanıyordu güzeldi ama sadece filmi biraz boğuklaştırmaktan başka bir işe yaramamıştı.UykuBuradaki atmosfer ise çok hoş!Gerçekten cehennemi hssediyor gibi oluyorsunuz, Adam'a her bakışınızda onun gözlerindeki ölümü görebiliyorsunuz...Hani neredeyse ha işte şu kesin byle olacak, yok Adam şeytan, yok şu ölecek derken....bir bakıyorsunuz tam tersi olmuş ya da düşündüğünüz şey farklı biçimde gerçekleşmiş...Bilmiyorum bana öyle geldi.Tam bir gerilim filmi, öyle "Tepenin Gözleri" insanı kanla ve dehşetle korkutmuyor.Filme bakmak bile ürpertiyor insanı.Neyse, dilerim daha iyi bir korku filmi görebilirim ama bir süre bunu yapamam sanırım.Yakın gelecekte komedi filmlerine dadanıcam, hani şu filmleri alaya alıp konularını birbirine katıp izleyiciyi eğlendirenlerden.Çoğu yerde komik olmasa da yine de idare ederler...(Epik Bir Film i izlemiştim gerçi ı-oradaki Jack Sparrow aslının tıpkısı gibiydi, gözleri hariç=P Böyle güzelliklerle de karşılaşabiliyor insan=)

Bir de şunu eklemeden geçemeyecğim.Filmin elbette bir sürü kötü yanı olabilir şu an aklıma gelmiyor hepsi, hele oyunculardan biri Robert De Niro olunca bunu söylemek işime gelmiyor.Tek bir kusuru aklımda kalmış o da Adam'ın yeniden doğup, 8 yaşına kadar geldiği sahneler bana kopuk geldi.Tamam anladım, bir an önce çocuğu büyütüp dokuz yaşında dönüşeceği yaratığı göstermek istiyor olabilridiniz ama daha farklı bir şekilde olabilridi.O kadar sıkmıyor ama arada esnetebiliyor bu sahneler!Ondan sonra ise değil esnemekaramızda korkaklar varsa gece izlemesinler uyuyamazlar.














Çarşamba, Haziran 2, 2008

The Bourne Ultimatum (Son Ültimatom)

Her Şeyi Hatırla
Hiçbir Şeyi Affetme


Görebileceğim en iyi aksiyon filmlerinden birisi.İçinde ninja kelimesi geçmese de bol bol dövüş sahneleri, kalbe indirecek kovalamaca sahneleri var , hatta bazen o kadar aksiyon dolu oluyor ki görüntüleri takip edemiyorsunuz.DVD nin arka kapağındaki yazıyı aynen geçireyim



*********************
Oscar ödüllü Matt Demon, kalifiye bir suikastçı olan Jason Bourne'u canlandırıyor.Genç ve son derece profesyonel yeni yetişmiş katiller, hafızasını ve hayatta sevdiği tek insanı kaybeden Bourne'u kurşunlarıyla yıldırmaya çalışıyor, her hareketini izliyor ve her ne pahasına olursa olsun, gerçek kimliğini öğrenmesini engellemeye çalışıyor.

Son Ültimatom nefesinizi kesecek, ölümle dalga geçen aksiyon sahneleri ve yarattığı heyecan dalgasıyla, eleştirmenlerin de söylediği gibi "Son 10 yılın en iyi aksiyon filmi." - Maxim

**********************


film zaten direk Borune'un kaçma sahneleriyel başlıyor.Şimdi yukarda kalan ve bana son derece yetersiz gelen yazıyı biraz daha açmaya çalışayım.Filmde neler oluyor da, Bourne çıldırmışçasına oraya buraya kaçıyor veya intikam almaya çalışıyor.Bir bakalım elimizde eler var>>

>>Marie Kreutz, Bourne'un sevgilisi.Hayatta sevdiği tek insanı kaybeden Bourne cümlesinde geçen ve o çok sevilen kişi bu olsa gerek.Hindistan'da öldürülür.Hem de Harekat Başkanı Wrd Abbot tarafından.(cesedi nehirde bulunur, kafaya bir kurşun).Bourne ise intikam almak için geliyor, Abbot'un itirafını kayıt cihazına kaydediyor, fakat burada intihar eden Abbot oluyor.Bütün departman Bourne'un kendilerinin de kellesini istediklerini düşünüyor.Onlara göre kaçak ve tehlikeli.(Kafamda ilk soru işareti belirdi, neden Bourne herkesi öldürmek istesin ki?Adam tamam biraz çıldırmış olabilir ama onun hakkında yanlış düşünmemizi sağlayarak seyirciyi de yanıltmaya çalışıyorlar.Merkez İstihbarat Teşkilatı'nın Başkanı, Ezra Kramer'i sevmedim ben.Borune'un katil olmadığını Moskova'da bir güvenlik görevlisiyle yaptığı diyalogdan da anlayabiliyoruz.---------------------------
---------------------------
-Lütfen beni öldürme....
-Benim kavgam seninle değil. (diyerek kendini riske atma pahasına da olsa öldürmüyor adamı.)

>>Moskova'ya öldürdüğü ilk adamın kızını görmek için gitmiş.Pam'e göre kendi tarihinin izini sürüyor.(Sevdim ben bu Pam'i)Geçmişine dair bir şeyler arıyor, bunu ne Bourne, ne teşkilat ne de ben biliyorum (ben=izleyici, en azından özet kısmında geçerdi di mi)

>>"En iyisini ummak, en kötüsü için plan yapmak".Bu söz Kramer'ın ağzından çıkmasaydı daha etkileyici olabilrdi ama sırf o söylediği için bana çok gereksiz geldi, hele burada Bourne kast ediliyorsa.Ama film gereği gerçeği arayan kahramanımız! ın işlerini ne kadar zorlaştırısak o kadar iyi.


***************************************
Neyse elimzdekileri bir kenara atalım, biz filmin aksiyon sahneleri arasında kaybolalım.Gayet insanı tatmin eden sahneler var, özellikle de aksiyon severleri.Ve sadece aksiyonla da kalınmamış.İşte nolcak, sıradan bir aksiyon filmi işte daha ne olsun tarzında düşüneceler uyandırmadı bende.Şahsen Bond filmlerinden kat ve kat güzel bir hikayesi var.Müziklerde fena değil.Ama şahane diyemeyeceğim, daha güzellerini de duymuştum.

(Kendime not, Blackbrier'ı öğren.)

*****************************
(Telefon çalar)
-Noah Vosen.
-Ben Jason Bourne.
-Beni ne zaman arayacaksın diye merak ediyordum.Bu numarayı nasıl buldun?
-Tufor City'e geleceğimi gerçekten düşünmedin, değil mi?
-Hayır, düşünmedim galiba.Ama benimle konuşmak istiyorsan bir toplantı ayarlayabiliriz.(sürekli etrafına bakınarak Bourne'u arar durur)
-Şu anda neredesin?
-Ofisimde oturuyorum
-Sanmam.
-Neden sanmıyorsun? (gözler hala fıldır fıldır.Ne sinir bir adam bu)
-Şu anda ofisinde olsaydın, bu konuşmayı yüzyüze yapıyor olurdulk)

Yukarıda geçen diyalog Bourne'un tüm teşkilatı aldatıp, direk adamın ofisine girmesiyel oluşan şahane bir diyalog.Vosen'in suratını tarif edemem, gözlerinin büyümesini, sonra da sanki telefon kulağını ısırmış da bunu beklemiyormuş gibi telefona bakması vs...Tabii herkes dışarda oyalanırken Bourne CRI'a girip, ise tüm dosyaları alır, toz olur.Ne salak adamlar ya, ya da neyseki Bourne çok zeki.)

***********************
Off yine sıkıldım yazmaktan.Fakat sonu güzel bitti.Tam Bourne'dan beklenecek şekilde.Ve kapanış müziği ise çok güzel.Hani film bittikten sonra, tabi izlemeye karar verenler için, dinlemenizi de tavsiye ediyorum.

Pazar, Mayıse 1, 2008

Assassin (Suikastçı)



Ortağının Rogue (Jet-Li) adlı soğukkanlı bir katil tarafından öldürülmesi üzerine FBI ajanı Jack Crawford (Jason Statham) katili bulmaya ve ortağının intikamını almaya yemin eder.Ancak zamanla Crawford'un içini yakan intikam ateşi profesyonelliğine zarar vermeye başlar.Olaylar öyle bir hal alır ki kendini Asyalı iki gansterin hesaplaşmasının ortasında bulur.Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.Büyük savaşa hazır olmalıdır.


Biri Adalet İstiyor.
Diğeri İntikam.


****************
-Ateş eden kaç kişi saydın?
-Beş, altı....Biri onlara haber uçurmuş.Tek şey biliyorum; o da iki yıllık çalışmamızın boşa gittiği.
-Bakmak ister misin?
-Sadece bakacaksak.Üç deyince.
-Üç
****************
Ve hikaye başlar....Etrafta uçuşan her çeşit mermi, pompalı tüfekler, etrafta yer yer gözüken alevler...İşte ben buna aksiyon derim!Jack'in ortağı Tom'u öldüren bir serbest tetikçi, zamanında CIA tarafından da tutulup, kendisini tutanlara saldıran ve üç (ya da beş) ajanı öldüren de kendisi, Yakuza adına çalıştığı düşünülüyor.(Yakuza hakkında blokta daha sonra geniş açıklamalar yapacağım.Şimdilik onun sadece Japonya'nın organize suç örgütü olduğunu bilin yeter.)

Tom'un evinde ailesiyle birlikte öldürülmesinden sonra, Jack yanmış evde yaptığı kısa bir araştırmadan sonra yerde bulduğu bir kurşun sayesinde katili hemen tanıyor.Titanyumdan yapılma bu kurşun, yukarda baksettiğim tetikçinin bir imzası.Adamımız Jack bu kanıtla ikna olduktan sonra evden değişmiş olarak çıkıyor.Sanırım intikam ateşiyle tutuşan bir adam böyle olsa gerek!Takar gözüne günşe gözlüğünü, elinde titanyum kovanıyla düşer katilin peşine.Bu hikayeleri hep duymuşsunuzdur, iki ortak çalışan polis, ajan.Bir ortak öldürülür, diğeri intikam almaya çalışır.Genelde amerikan filmlerinde bu konu komedi-aksiyon adı altında işlenmiş olsa da (hani komik ikili ajanlar, komik olan öldürülenin yerine geçer ya) bu hikayede biraz daha farklı.Bu filmi özel yapan şey de zaten komedi unsurunun olmaması (bir kaç yerde gülümsüyorsuuz bir kaç defa da zorlama espriler var o kadar), her ne kadar üslubum fazla ciddiyetli olmasa da, çünkü bu benim anlatış tarzımdan kaynaklı, filmi komedi olarak ele almayın sakın.

****************************
Aradan üç yıl geçer.San Francisco.Club Zero, Yakuza bölgesi.Yakuza adına çalıştığı söylenen Rogue (esas oğlanın peşinde olduğu tetikçi) bu bara girip harikalar yaratıyor.Ortam şahane, biraz da kanla karıştırsak daha da şahane olur diye düşünmüş olmalı ama anlamadığım bir şey var neden kendini tutanlara saldırdı bu adam emin değilim.Film ilerleyen sahnelerinde anlayabilirm belki fakat Jack'in de dediği gibi kimin, kim için çalıştığı belli değil!Yalnız köpeğin boynuna patlayıcı takıp da adamların ortasına salması çok hoştu.Rogue tam bir profesyonel!Saldırıdan sonra gelen ajanların yorumlarını yazmak istiyorum=)

-Vay be!Japonlar nasıl parti verileceğini iyi biliyor.(Bence de^^)
-Evet.Burası şarküteri gibi kokuyor.
-Kapa çeneni, Gleason

**************************
Öldürülen adamların dövmeleri Japon Yakuzası.Her bir halka, öldürdükleri bir insana den k geliyor yani bu demektir ki etrafta bir sürü dövmeye sahip adamlar dolaşıyorsa bilin ki bunun potansiyel bir yakuza olma ihtimali yüksek, hiç durmayın arkanıza bile bakmadan kaçın!Ve Jack üç yıl aradan sonra tekrar ortaya çıkar, hiç değişmemiştir, sanki beş dakika öncesi gibidir-_- Ve her zamanki havalı tavırlarıyla duruma el koyar, artık o Asya Organize Suç Biriminde çalışmakta ve yanında son derece hoş adamlarla birlikte^^Neyse.....Yerde bulduğu bir platin kurşunla üç yıl öncesine geri döner.Bu arada öğrendiğimiz bazı şeyler de var, intikamı uğruna ailesinden boşanan bir polis, oğlunun ilk maçını işi uğruna asan bir baba, yani işine odaklı yaşayan bir adamın hayat hikayesi işte!

**************************
-Hadi ama Jack, titanyumlu ve uranyumlu mermileri herkes kullanabilir!
-Hayır!!Dün akşam bulduğum mermiler, tıpkı üç yıl önce bulduklarımla aynı!Daha dünmüş gibi hatırlıyorum.Bakın, o mermiyi boynumda taşıyorum, aynısı işte aynısı!
-Jack!Tamam dostum!Sakin ol bunlar standart satılan kurşunlar!Kendini fazla kaptırma bu işe!
-HayIRRR!Aynısı işte kesin o, hissediyorum bu o katilin kurşunları.

Elbette böyle bir diyalog olmadı ama ilk iki cümle (boyunla ilgili olan dışında) doğru..Eğer diyalog böyel gitseydi hiç şaşırmayacaktım!

Bu arada Rogue'nin gardırobuna bayıldım!Ne inanılmaz bir zevk, bir açıyor ki aynı renk ve stilde onlarca gömlek, pantolon ve ayakkabı.Sanırım fazla çeşitlilikten hoşlanmıyor, pratik adammış ben sevdim bu tetikçiyi.Yalnız neden durup kıyafet seçti bir onu anlamadım hepsi aynı kiAynı zamanda komik biri-_-Ah işte Chan ile Rogue arasında geçen bir diyalog merakımı giderebilir benim>>

-Sahibine ihanet eden bir adamın sözüne nasıl güvenilir? (klüpteki katliamdan bahsediyor)
-Benim sahibim yok.O yüzden kimseye ihanet etmiş değilim.

Vay be!Demek Chan'da kendisine dikkat etse iyi olur, yoksa o da düşmanları gibi Rogue'nün elinde ölebilir, ki bence sonu böyle olacak.Nostradamus olmama gerek yok, genelde bu tarz filmlerde bu tarz adamlar böyle aradan çıkartılır!

Jack'in Rogue ile ilk karşılaşması çok ilginç....evet evet ilginç oldu  ama umduğum gibi değil.Ben daha dramatik bir şeyler bekliyordum ama olsun.Bizim adamda da ne göz var ama, silah kurşunlarından tetikçiyi tanır, adamın gözlerinden o katil olduğunu bilir (estetik cerrahların değiştiremeyeceği tek şey gözlerdir).Hmmm...Ama çok güzel bir aksiyon fillmi, zaten bir aksiyon filmnden ne beklenir ki, kovalamaca, patlayıcı maddeler, uçan kafalar, gövdeler, bol bol mermi ve biraz da bağırış çağırış eklediniz mi işte size aksiyon.Fakat bu film bence bu tür içerisinde yeterince iyi, izlemenizi tavsiye ediyorum aksiyon ve biraz da entrika sevenler!



********************

Resimler>>




******************

Ekleme:



Sonunu izledim de...Hayatımda ben böyle film izlemedim!Kesinlikle muhteşem!Önceki yarı alaycı yorumlarımı burada yapamıyorum bile...Ama bu filmden çok önemli bir ders çıkıyor ki, bu zaten benim bildiğim bir şey, en iyi dostuna bile güvenmeyeceksin!

Cumartesi, Nisan 10, 2008

American Crime (Amerikan Suçu)


Sizi Ne Zaman, Nerede Bulacağını Bilemezsiniz...


Küçük bir kasabada muhabir olarak çalışan Jessie St. Claire, kurbanlarını videoyaya çekerek ldüren bir katilin izini sürmeye başlar.Bu, kuşkusuz, kariyerinde büyük ilerlemeler yapacağı hayatının fırsatı olacaktır.Çok geçmeden o da hedeflerden biri olup aniden ortadan kaybolur.Bu durum ulusal TV'de çalışan bir meslektaşının ilgisini çeker.Jessie'nin kameramanı ve yapımcısıyla birlikte bu gizemli davayı çözmek için hep birlikte kolları sıvarlar.

Oyuncular:
Rachael Leigh Cook
Kip Pardue
Cary Elwes
Annabella Sciorra

******************************
(İzliyor, Kaydediyor, Öldürüyor.)
Bugüne kadar seri katilleri konu almış bir sürü film, belgesel seyrettim fakat bir olayı muhabrilerin tarafından baktığım pek olmamıştı.Bu seferki katilimiz biraz teknoloji düşkünü, kurbanlarını belirliyor, izliyor, videoya çekiyor ve en sonunda da öldürüyor.Bu kadar basit işte!Hatta bazen canlı yayın yaptığı bile oluyor.

Cinayet belgeselleri seyretmiş olanlar bilir (özellikle de seri katilli olanları), bir anlatıcı olur sürekli onun sesini duyarız vs..Bu filmi benim gözümde diğer filmlerden ayıran şey, yarı belgesel yarı film tadında olması ve bunları doğru orantılarla karıştırıp izleyiciye sunması.Gerçekten tekrar izlenesi bir tat bırakıyor insanın hafızasında.Yalnız aklıma bu filmi izlerken "Halka" filmi geldi, hani şu meşhur öldüren video.Orada da bir video vardı, izleyen kişi belli bir süre sonra ölüyordu.Burada da bir video söz konusu, hatta seçilen kurbanlara isimsiz birinden gelen postalarla videoların gönderilmesi ve katilin kafasında tasarladığı belli bir süre sonunda ise kurbanın öldürülmesi.Tabii benzerlik bu kadar fakat bu tarz filmlerle videoların popülerliği (kötü anlamda) bir süre daha sürecek gibi.(Kendime Not:Evdeki video oynatıcıyı sakın tamir ettirme, neme lazım-_-)

Herkesin beğeneceği bir film değil, zaten herkes de benim beğendiğim ilgi alanlarıma girmiyor neyse ki-_- Fakat hikayenin anlatımı, senaryo, kamera açıları ve filmin güzelliğini arttıran daha bir çok şey yüzünden ben bu filmi sevdim ve izleyebilecek herkese tavsiye ediyorum.müzikleri oldukça hoş, gerçi ben daha karamsar, ve kötücül müzikleri tercih ederdim ama olsun!Yalnız benim film standartlarıma göre gayet normal olan filmi, kandan hoşlanmayanlar izlemesin.Ben, içinde kan, şiddet, işkence olmayan bir seri katil filmine anca romantik film derimKan sevmeyenler de gitsinler komedi filmleri seyretsinler!

Kişisel Not:Filmin sonu bence tahmin edilebilirdi.Farkındayım çok üstü kapalı bir açıklama oldu ama bundan daha fazlasını söylemem demem aşırı spoiler verip film keyfinizin içine etmem demek, tabi bu yazıı okuyup filmi izlemek isteyenler için geçerli, yoksa diğerleri zerre umurumda değil-_-Ha bu arada film bir seri katil tarafından izlenilmek gibi fantazilere kapılmanızı sağlamasın, nerde bizde o şans!