« Önceki | Sonraki »

Pazar, Şubat 17, 2008

Azkaban'ın Ruhları



Karanlık, zaman zaman sisli koridorlar…Umutların, hayallerin ve diğer tüm güzel duyguların sona erdiği ve yerini ölümün sessizliğine bıraktığı bu yer…Yine de çok da sessiz değildi.Koridorlar arasında yankılanan hırıltılar, mahkumların çığlıkları, burası Azkaban’dı hiçbir aklı başında büyücünün gelmek istemeyeceği tek yer.Burada insanlar ikiye ayrılıyordu; ruhunu kaybedenler ya da kaybedecek olanlar.

 

Bir Ruh emici daha gelmiş, bir hücrenin demirli camından içeri bakıyor ve ruhunu besliyordu.Görmesi için gözlere ihtiyacı yoktu, hiçbir zamanda olmayacaktı.O insanları koklayarak ve duygularını hissederek bulurdu.Bir nevi onların neşeleri, anıları ve masumiyetleri Ruh emicilere rehberlik ederdi.Onlar da bütün bu duyguları emer ve yerine karanlık kabuslar bırakıp kurbanlarını yavaş yavaş delirtirlerdi.

 

Sanki açacakmış gibi elini kapının koluna uzattı fakat hemen geri çekti.Yapış yapış, çürümüş ceset kokulu bir eldi bu.Ne kadar dehşet verici olurlarsa olsunlar bir Ruh Emici’nin bile kendini görmeye tahammülü yoktu, bu yüzdendir ki daima üzerlerinde uzun , siyah bir pelerin giyerlerdi.

 

Fakat bu Ruh Emici diğerlerinden farklıydı.Daha uzun boylu ve daha heybetli bir görüntüye sahipti.Pelerinin altında, olmayan gözleriyle etrafına dehşet saçar, büyücüler ve hatta Mugglelar bile o gelmeden çok önce dehşetle saklanacak yer ararlardı.Kendini bildi bileli Azkaban’daydı ve ilk ortaya çıkan Ruh Emicilerindendi.Belki de bu yüzden o seçilmişti, birazdan ona verilecek görev için bundan daha uygun bir varlık düşünülemezdi.

 

Çağrı ani gelmişti.Ruh Emici hızla kafasını hapishanenin giriş tarafına çevirdi.siyah, yıpranmış pelerinin arkasında dalgalandırarak hızlı fakat kendinden emin bir şekilde koridorları geçti.Kimin geldiğini fark edince neredeyse gülümseyecekti.Bu Umbridge’den başkası değildi.Umbridge kendisi için hiçbir şey ifade etmemesine ve hatta onun ruhunu emmenin kendisine aşırı zevk vereceğini bilmesine rağmen her seferinde kendine hakim oluyordu.Onu görmek demek, bu hapishaneden çıkıp dışarıya,  taze ve körelmemiş duyguların olduğu yere gitmek demekti.Ruhunu yok ederse tüm bu zevklerden vazgeçmesi demek olacaktı.

 

-ehem…ehem…

 

Ruh emicilerin varlığını iliklerine kadar hisseden Umbridge buraya gelmekle doğru kararı alıp almadığından şüpheye düştü fakat getireceği, kendisi açısından, olumlu sonuçları göze alarak her defasında buraya geliyordu.Buradaki Ruh Emicilerin kendisine fazla dokunmadıklarına biliyordu ne de olsa onlara her defasında yeni avlar sunabiliyordu.Bir gün şansının yaver gitmeyeceği gün de gelecekti, o günün gelmemesini diledi içinden.

 

Önünde dikilmiş duran uzun boylu Ruh Emici’ye baktı.Daha doğrusu gözlerinin olması gereken karanlık boşluğa.Bu gece onları göndereceği yer çok önemli bir o kadar da riskli bir yer olacaktı.Ruh Emiciler sabırsızca talimatlarını dinlemek için beklediler…

 

 

 

Ruh Emiciler Privet Drive’ın bulunduğu sokakta aniden belirdiler.Bir anda çevrelerindeki hava soğumuş, yıldızlarla bezeli gökyüzü simsiyah oluvermişti.Uzun boylu liderleri sanki tüm havayı emecekmiş gibi içine çekti.Ahh, bir sürü mutlu ruh vardı etrafında.Hepsini tek tek dolaşmak ve çılgınca beslenmek istiyordu fakat aynı zamanda ona verilen görevi de unutamıyordu.Kurallara bağlı olmaktan nefret ederdi belki bir süre daha böyle devam ederdi sonra…

 

Ona gösterilen hedefin buradan birkaç sokak ötede olduğunu hissedebiliyordu.Korkuyorlardı, varlıklarını hissetmiş olmalıydılar.Hızlıca harekete geçerek dar bir sokağa daldı  ve kurbanıyla karşılaştı.Ona tek kişi olacağını söylenmişti, iki kişi demek çifte ziyafet anlamına geliyordu.Çocuklardan biri aşırı derecede şişmandı ve korkudan altına yapmak üzereydi.Diğer çocuksa uzun boylu ince ve gözlük takıyordu.alnındaki yara izine dikkat bile etmedi sonuçta onun için sadece sıradan biriydi.Tam ona yöneleceği zaman onun, şişman çocuk tarafından yere yıkıldığını hissetti ve ona erişemeden başka bir Ruh Emici aralarına giriverdi.Ağzından sinirli bir hırıltı çıkardı, bu onun avıydı başkasının müdahalesine izin veremezdi.Fakat aniden çakan bir ışıkla geriye savruldu.Ufak tefek ve cılız çocuk kendinden beklenmeyecek şekilde büyü yapmış ve diğer Ruh Emici’yi uzaklaştırmıştı.Çocuğu algılayamıyordu şimdi sanki aralarına görünmez bir duvar girmişti.Bu beyaz ışık kendisini uzaklaştırmak için zorluyordu.

 

Geriye çekilmek zorunda hisseden ruh emici birden başkasının varlığını hissetti.Bu diğer çocuktu, şişman olan.Korkuyla yere büzülmüş, eliyle kafasını tutuyordu.Beyaz ışıktan uzak durmaya çalışarak ona yöneldi.Yavaşça elini uzattı ve kollarını ayırmaya çalıştı.Buraya Umbridge’in Harry Potter dediği, şu gözlüklü çocuğu büyü yaptırmaya zorlamak için gönderilmişti fakat bu, başkasının ruhunu emmeyeceği anlamına gelmezdi.Öpmek ve ruhunu sonsuza kadar ondan çalmak için çocuğun üzerine eğildi.

 

Fakat o beyaz ışık onu gene yakaladı.Sanki boynuzları vardı ve bu boynuzlar ona fiziksel olarak değil de ruhsal olarak zarar veriyordu.Bir nevi ayna gibi, kendi yansımasını ve duygularını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.Havaya savurdu kendini, bu acıdan uzaklaşmak istiyordu.Daha önce gidenlerin peşinden süzülerek uzaklaştı, peşindeki yaratıktan uzağa, karanlığa…

 

Tatmin olmamıştı, tek bir ruhu bile ele geçirememişti fakat ona verilen görevi yerine getirebilmişti.

 

Dalgaların ve denizin üzerinden Azkaban’a doğru uçarken şimdiden aklında bir sonraki görevi ve emeceği ruhlar vardı.O zamana kadar hapishane ile idare etmesi gerekecekti.


Caelo~

 

Pazar, Şubat 17, 2008

Voldi'ye Mektup



(Sadık! Bir Ölümyiyen’den Karanlık Lord’a istifa mektubu)

 

Yılanların Şahı, Yılan Yüzlü Karanlık Lord’um;

 

Bu sana ilk ve son mektubum.Biliyorum daha ilk satırları okurken o kırmızı gözlerin alevlendi, belki de yanındaki birkaç Ölümyiyen’i ni sinirden öldürmek zorunda kaldın ama sana bunu mektupla açıklamak zorundaydım.(en azından aramızda mümkünse birkaç bin mil olsun istedim ki şu an beni bulamayacağın bir yerdeyim-tahmin et neresi?:D)Neden ayrılmak istediğimi ise aşağıda detaylı olarak açıklayacağım  ve beni anlayışla karşılayamayacağını bilsem de gene de peşime adamlarını takmayacağını umuyorum.

 

Ben Ölümyiyenliğe kesinlikle kendi isteğimle girdim (ölümle tehdit edilmemim bunla kesinlikle alakası bile yok!)Fakat zamanla bazı şeyler istediğim gibi gitmemeye başladı ta ki iki hafta öncesine kadar da aramızdaki her şeyi sildim.O dövmeyi silmek ne kadar zamanımı aldı bilemezsin.İçin rahatlayacaksa belirteyim hala izi duruyor .Neyse konuyu dağıtmayayım hemen sebeplere geçeyim yoksa mektubun devamını okumayıp çöpe atmandan korkuyorum

 

Ölümyiyenliği bırakmamın sebepleri>>

 

1)Avada Kedavra!Kahretsin ben bu büyüyü yapmayı bilmiyorum!Oh be itiraf ettim sonunda:) Sürekli görevlere gönderilip de insanlara Avada Kedavra uygulamamı istemenden sıkılmıştım ve her görevde kiralık katil tutmak zaten ufacık olan maaşımın büyük bir bölümünü götürüyordu.

 

2)Ben siyah rengi sevmiyorum.Ölümyiyenlerin siyah cübbe giyilmesi zorunluluğunu kim çıkardı bilmiyorum ama Avada Kedavra yapabilsem ilk uygulayacağım kişi o olurdu!Niye ya niye mor renk olmuyor siyahla karışık mor o da bir şey! Hem siyah cübbenin kimliğimizi fena halde açığa çıkarttığını düşünüyorum..

 

3)Gece yarısı toplantıları…Gece toplantı gündüz görev ben tembel biriyimdir dayanamam öyle 24 saat mesaiye!Hem gece gece kolumun yanarak beni yatağımdan kaç kere düşürdüğünü biliyor musun sen? O yaralanmalarım var ya onlar Yoldaşlıkla yaptığım çok çetin savaşlar sonucunda oluşmadı yataktan düştüğüm için oldu.(ikinci itirafım da bu olsun hadi)

 

4)Birinci şıkta belirttim üzere maaş çok azdı.Yüce Karanlık Lord, herkesin korktuğu, yılanların hakimi,  kötülüğün yanında iyiliğin karşısında, sevgiden bihaber olan sen Ölümyiyenlerine bir Galleon’dan fazlasını layık göremedin yazıklar olsun sana!Cimri Lord ne olacak!

 

5)Doğum günü hediyen.Geçen doğum günümde bana yolladığın engerek yılanı inan hiç hoşuma gitmedi!(sana bakarken gerçek duygularımı söylemem bayağı cesaret isteyen işti ki ben korkağın tekiyimdir) Sen gittikten sonra tam on bir kişiyi soktu, onu öldü on birinci olan ben de ise yılancığının zehri bittiği için kıl payı kurtuldum.Tabii yılanı direk asitli suda yok ettim umarım kızmazsın bana (kızacağın o kadar şey arasında heralde bunun pek bir önemi yoktur değil mi?)Bir dahaki doğumgünümün aynı zamanda ölüm yıldönümüm olmaması için bu çareyi buldum.

 

Neyse bu kadar yeter buradan bile sabrının son raddeye ulaştığını hissedebiliyorum.Sana her gittiğim yerden kart atarım demek isterdim ama ne yazık ki yapamayacağım için kusura bakma.Naginin pullarından, Ölümyiyenlerinin de yanaklarından öp benim için!Umarım bu sana son yazışım olur ve bir daha da görüşmeyiz!(Burası da amma soğukmuş bir de şu penguenler olmasa…aghhh!….silgim olmadığı için silemiyorum son yazdığımı unutabilirsin!)

 

Sevgilerle  kal diyeceğim de sen sevgiden ne anlarsın?


 

Caelo~