« Önceki | Sonraki »

Çarşamba, Kasım 19, 2008

Ben, Lucifer ~ Glen Duncan



Karanlıklar Prensi’ne “doğru yol’u” bulması için son şans verilir.Yeryüzünde masum bir yaşam sürmesi gerekmektedir.Aksi takdirde sonsuza dek yok olacaktır.”Eski Pazarlıkçı”, tüm bedensel zevkleriyle birlikte dünyada bir aylık deneme süresi için anlaşmaya varır.Lakin bir tuhaflık söz konusudur: Ödünç aldığı bedenin eski sahibi intiharın eşiğinde bir yazardır.

 

Lucifer dünyaya iner.Ama dünya, onun tahmin ettiği gibi dğildir.Tuzaklar, dolambaçlı yollar, hile ve düzenbazlıkla doludur.Yazarın bedeninde gece hayatına, alkole ve uyuşturuculara kapılır.Onun için yepyeni bir şey olan bedensel zevkler alemine dalar.Sonunda kendi yaşam öyküsünden bir film çekmeye karar verir.Ama hiç beklemediği bir şekilde yazarın vicdanı ve anılarıyla karşı karşıya kalır.

 

Lucifer, bize Şeytan olmanın nasıl bir şey olduğunu öğretmeyi umarken, insan olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayacaktı.

 

“Dil kullanımı öyle yerinde, kadın-erkek duyguları üzerine teşhisleri öyle doğru ki, soluğunuz kesiliyor.Cinsiyet konusunda inandırıcılığı Tolstoy’a eşdeğer.” ~Time Out

 

“Lucifer büyüleyici, seksi ve çok eğlenceli.Glen Duncan çok fazla şeyi biliyor ve bildiklerini fazlasıyla anlatıyor.Ruhu için endişeleniyorum.” ~Stella Duffy

 

"İyi yazarlar sıradan olanı çarpıcı hale getirmeyi başaran yazarlarsa, Duncan gerçekten de iyi bir yazar." ~The Times

 

---------------------------------

---------------------------------

Bu kitabı neden seçtim? Adında Lucifer yazması mı? evvvet kesinlikle! Tamam bir kitaptan sadece ismine bakarak etkilenen tek şahsın ben olmadığını biliyorum (umarım değilimdir)fakat gözlerimi alan o harika parlak kırmızı renk yüzünden görebildiğim tek şey (kitabın kapak rengi)bu yazıydı sanırım bu yüzden anlayışla karşılanabilirim.Okuduğum en akıcı kitaplardan birisi ve sizi temin ederim ki ben çok fazla kitap okudum.(oh evet caelodan itiraflara geçmeden kitaba geçsem iyi olacak) Bu kitapta benim en çok hoşuma giden şey Şeytan'ın diliyle olayların anlatılması olmuştur hani bilirsiniz şu adem, havva, isanın çarmıha gerilişi ve diğerleri.Bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum ve gayet açık bir kitap (her konuda açık bu yüzden okurken duyarlı okurlar gözlerini kapatabilirler, nazik gözbebekleri zarar görmesin diye).Amacım Lucifer hakkında bir kitap okumaktı ve belki bir ölçüde kendimi tatmin edebildim.Hiç yoktan iyidir, değil mi ama?Daha fazla dırdır etmemi önlemek için konuyu burada kapatıyorum ve her zamanki olağan kitap alıntılarıma geçiş yapıyorum.Enjoy it!

****************************************************

 

Muhtemelen öfkenin ne olduğunu bildiğinizi düşünüyorsunuz: soğuktan donmuş ayaklarınıza basılması, başparmağınıza çekiçle vurmak, şakacı mı şakacı bir patron, karınız ve en iyi arkadaşınızı yatak odanızda soixante-neuf yaparken yakalamak, kuyruklar.Muhtemelen gözünü kan bürümenin ne olduğunu bildiğinizi sanıyorsunuz.İnanın bana, bilmiyorsunuz.Siz daha pembeyi bile görmediniz.Öte yandan ben…Safi kızıl.Vişne çürüğü.Şarap rengi.Nar çiçeği.Galibarda.Özellikle kötü günlerde kan kırmızısı.Peki bunun kabahatlisi kim, diye sorabilirsiniz.Kaderimi ben seçmedim mi?Cennette her şey dört dörtlük değil miydi, ta ki ben…o isyan gösterisiyle İhtiyar’ı üzene kadar? (işte size önemli bir bilgi.Ama bu sizi biraz afallatabilir.Tanrı uzun beyaz sakallı ihtiyar bir adama benzer.Dalga geçtiğimi sanıyorsunuz.Dalga geçmiş olmamı dileyeceksiniz.Kötü huylu bir Noel Baba’ya benzer o.) Evet, ben seçtim.Ve, of, bu anlata anlata bitirilemedi. Şimdiye kadar.Şimdi masaya yeni kartlar dağıtıldı.

 

İsyan özgürleştiren bir deneyimdir –öfke ve acıya rağmen- fakat geriye bir yığın eski elektrik devresi kalır.

 

(Tanrıdan bahsediyor) Ne kadar çok üstün yanı olursa olsun, O’nun kesinlikle hiç mizah duygusu yoktur.Mükemmelik buna meydan vermez.

 

Cennet bizim burada aşağıda alaylarımıza kıs kıs güldüğümüzü ve ettiğimiz nükteli sözlere kıkırdadığımızı duyuyordu; o bakışları, bu gülünesi saçma sözleri duyma şansını kaybettiklerine dair o şüpheyi görüyordum.Fakat onlar hep başlarını çevirirler, Cebrail boynuz üfleme çalışmasına, Mikail ise ağırlıklarına.Gerçek şu ki onlar pek sıkılgandırlar.ğer aşağıya inen güvenli bir yol olsaydı -bir yangın çıkışı (bum-bum)- parmaklarının ucuna basarak kapıma gelen bir avuçtan çok daha fazla kaçak olurdu.

Meleklere özgü deneyim bir olgu rönesansıdır, İngilizce ise bir sürtüğün el çantasıdır.Birincisi ikincisinin içine nasıl tıkılabilir ki?Mesela, karanlığı ele alalım.Karanlığın içine adım atmanın benim için nasıl bir şey olduğuna dair en ufak bir fikriniz yoktur.Bunun hala, hem boğazlanan bir hayvanın ruhunu, hem de pahalı sürtüğün tekinin atomlara ayrılmış kokusunu yayan bir mink paltonun içine kaymaya benzediğini söyleyebilirim.Bunun mukaddes olmayan bir kutsanmış yağın içine dalmak olduğunu söyleyebilirim.Bunun içkiye ağzını değdirmeden geçen beş ıstıraplı yıldan sonraki ilk içki olduğunu söyleyebilirim.Bunun uzun bir ayrılıktan sonra eve dönüş olduğunu söyleyebilirim.Vesaire.Bunların hiçbiri yeterli olmaz. (Caelo'nun notu: Bu belki benim için bloğa yeniden yazabiliyor olmak gibi bir şey..yani hemen hemen sayılır)

Bir kez posta güvercini olan ilelebet posta güvercini kalır. (Burada Cebrail kast ediliyorKaş çatmış)

 

Ben kiliseye girdiğim zaman hiçbir şey olmaz.Çiçekler solmaz, heykeller ağlamaz, sandalyelerin yanındaki koridorlar sallanıp çatırdamaz.Mabedin soğuk halesine pek hevesli değilimdir ve "pain et vin" ayininden sonra beni hiçbir yerde bulamazsınız, fakat bu antipatiler dışında, Tanrı'nın Evi'nde muhtemelen çoğu insan kadar rahatımdır.

 

Eğer her şey siz iseniz, hiç bir şey de olabilirsiniz.

 

Diz kapakları sadece çekiçle vurulmak için vardır; gözdelik de sadece gözden düşmek için.

 

...Tanrı olmadan var olmanın özgürlüğü.Bu düşünce bir fark yaratmıştı ve bu düşünce, bu özgürleştirici, devrimsel, çığır açıcı düşünce benimdi.Benim için ne derseniz deyin.Baştan çıkarıcı olabilirim, işkenceci, yalancı, itham edici, kafir ve her bakımdan çiğeri beş para etmez  olabilirim, fakat meleklerin özgürlüğünü keşfetmenin itibarı başka kimseye ait değildir.Bunu keşfeden, benim dünyevi dostlarım, Lucifer'di.(Günah'tan sonra bana Lucifer, Işık Getiren demeyi bırakıp, Şeytan, İblis demeye başlamaları da tabii pek iroik.Tam bu ismi hak ettiğim anda benden melek ismimi almaları pek ironik doğrusu.) Bu düşünce bir virüs gibi yayıldı.Bazılarından, bir özgürlük masonluğundan belli belirsiz sinyaller geliyordu.Utana sıkıla bana kendilerini gösterdiler, ne idüğü belirsiz bir profesörün karşısındaki ergenlik çağındaki çocuklar gibi ortaya çıktılar.Pek çoğu ortaya çıkmadı.Cebrail benden uzaklaştı.Mikail kendini uzak tuttu.Beni neredeyse İhtiyar'ı sevdiği kadar seven, ne yapacağını bilmeyen, zavallı, muhteşem İsrafil titrek bir kararsızlıkla bir süre daha şarkı söylemeye devam etti.Fakat ben ne yapmıştım ki? (Hele O'nun benim yapacağımı bilmediği ne yapmıştım ki?)

 

Gerçek şudur ki Cehennem iyidir.Benim mekanımdaki ruhların çoğu sırf sigara tüttürerek, içki içerek ve çene çalarak takılırlar.Ve okunacak her şey vardır.

 

************************************

-Gülmek korku karşısında verilen bir refleks bir tepkidir.Bunu biliyorsun.Sen güldüğünü duyuyorsun, bizse çığlık attığını duyuyoruz.

-'Ve eğer gülüyorsam ağlayamadığımdandır' çok daha iyi olurdu.Yukarda hala okumaya pek zaman yok değil, ha?

***********************************

Meleklerin ruhu yoktur.Hepiniz ruhlarla tek başınasınız.Ben kendi zamanımda milyonlarcasını satın aldım, fakat onlarla ne yapacağımı biliyorsam, canım çıksın

 

Karanlıkta yıkandım ve ışığın altında gevşeyip uzandım

 

Hayvanlar hep benden kaçtılar, hatta onlardan biri olduğum zaman bile.Onlar yalnızca...sezdiler.Benden uzaklaştılar o kadar.Ben ve hayvanlar asla arkadaş olamazdık.Milenyumlar boyunca onlardan zaman zaman yararlandım, fakat aramızda hiç bir zaman ilişki olmayacak.Üç nedeni var: onların bir ruhu yok, bir seçim yapamazlar ve Tanrı'ya bağlılar- işte bunlardan ötürü benim için bir ehemmiyetleri yok.....ruhun varlığı bir yolu bulunup kurtulunması gereken gerçek bir karın ağrısıdır.

Havva, Adem'in kolları kendisine sarılı ve başı onun göğsünde uyandı.Birbirlerinin gözlerinin içine bakıp gülümsediler."Erkek" dedi Havva ona."Kadın" dedi Adem ona."Çocuklarım" dedi Tanrı her ikisine."Ay, Lütfen" dedim (şey aslında tısladım, o sabah bir pitonun bedenini seçmiştim de) yılanlara özgü o metaneti fırlatıp atacak özel bir yer aramak için kıvrılarak uzaklaşmadan önce.

 

O meleksi acının yokluğuna o kadar alışmıştım ki sonuna kadar günlerimi Gunn'ın şiş bedeninde geçirmek bile bedensizliğin alevlerine ve bombalarına tercih edilebilirdi.Tanrı'nın zaferi: Lucifer'in Clerkenwell'deki züğürt bir yazar bozuntusunun hayatına razı olması; belki de Eski Dost artık bir mizah duygusu geliştiriyordur.Asla bıkmadığım bir şey de (ölümsüz süper varlıkların sorunlarından biri de bıkkınlıktır), O'nun ne denli aptal olduğumu düşünmesi karşısında duyduğum hayrettir.Bu kadar kibirli mi? Gunn'ın ıslak, tangırdayan bir çuvalı andıran bedeninde...

 

Eğer ahlaki açıdan iyi olsalardı, onları yozlaştırma umuduyla hayatta kalmalarına izin veridim.Eğer ahlaki açıdan kötü olsalardı, dünyanın becerilmesine yaptıkları katkıdan dolayı yaşamalarına izin verirdim.Fakat o denli ben merkezci ve sefillerdi ve o denli yavanlardı ki açıkçası tam bir can sıkıntısıydılar. (Caleo ~ sanırım insanlardan bahsediyor, hoş düşünceler)

 

Lucifer, dedim kendi kendime, işbirliği yapan kalçaların, açılan burun deliklerinin, kendinden geçmeyle kalkan kaşların memnuniyetle farkına vararak, Lucifer, oğlum sen kesinlikle gerçek bir dahisin.Kurtuluş, yıkım, güç, isyan, gurur -Tanrı'nın bile bir Golden Elma içine bu kadar şeyi sıkıştırabileceğini sanmazdınız.

 

Yeryüzünde iktidarsız bir ay mı? Bana bir iyilik yapın.

 

***********************************

...Yine Uriel aptalca sırıtacak gibi oldu, ama odun gibi ruhsuz Cebrail gerçeklere yapıştı. "Senin de bildiğin gibi, Lucifer, bu meselelerde O'nun iradesi yadsınmaz."

"Çok sevgili Cebrailela, kendi tarihini unutmuyor musun? Ben buün bulunduğum yere O'nun iradesini yadsıyarak geldim.Ne yapacak? Bir East End sürtüğü için savaş mı açacak?"

"Eğer gerekiyorsa.Mikail'in uyuduğunu mu sanıyorsun, Lucifer?Ya da Cennet'in zırhının paslandığını mı sanıyorsun?"

"Sana şunu sormalıyım Dostum: Neden kursalllık taslayan bir pezevenk gibi konuşuyorsun?"

"Gerçekten eve dönmek istiyor olamaz" diyor Zaphiel."Eğer eve dönmek isteseydi, bu tür şeyler söylemezdi."

"Lütfen! O diye söz ettiğin burada.Elbette eve gelmiyorum.İçinizden herhangi biri ciddi ciddi bunun benim için bir tatilden fazla bir şey olduğunu mu düşünüyor? (Caelo ~ neden bu diyaloğu yazdım çünkü muhteşem ya! )

**********************************

Kimse anlamıyor.Sence onu en çok hangisi kızdırır?Cehennem'de acı çeken ve keşke iyi olsaydık diyen ruhlar mı? Yoksa Cehennem'de parti yapıp "Şükür ki sağlam ahlaklı davranışlar saçmalığıyla kendimi yormadım" diye düşünen ruhlar mı?Şüphesiz mantığı anlıyorsun, değil mi?

 

Hakkımda yanlış bir anlama var.Kilisenin yaydığı bir iftira bu, öyle ki benimle anlaşma yaparsanız sizi aldatırmışım.İpe sapa gelmez zırvalıklar, tabii.Ben asla aldatmam.Asla aldatmak zorunda kalmam...

Siz Lucifer'i 'çağırmazsınız', canım.O lanet olası bir kahya değil.Lucifer sizi ziyaret eder.Hepsi bu.Eğer sizinle doğrudan ilişki kurmanın benim çıkarıma olacağını hissedersem (hissetmememi ummanız daha iyi olur) o zaman beni 'çağırmaya' kalkışın veya kalkışmayın, ben gelirim.

 

Ben olmanın kötü yanlarından biri de dilimin ucuna gelen, çabuk ve zekice verilecek ters cevapların çokluğu karşısında zaman zaman suskunlaşmamdır.

 

Ona baktım.Gunn'un içinden ona baktım. (Ki kaybedilen bir şey yok, zira Gunn'ın korkutucu bakışı seksenlik bir ihtiyarı bile korkutmazdı.) Kısaca ayaklarını yerden kesmeyi düşündüm, fakat Gunn'ın teçhizatı -işten kaçan kollar ve pazılar, kaderin sertleştirdiği kanatlar ve beleşçi boyun kasları- gerçekten buna hiç uygun değildi.İnsan gözlerinin içinden bile olsa, bir bakışa neler sığdırabildiğim hayrete şayan.Size sürekli, benim yaşadığımı ve sizin yaşamadığınızı gösterebilmem hayrete şayan.

 

"Bunu yazdım, çünkü kadınlarla erkekler arasındaki tüm bu çekişmenin...bu seks savaşının, bu cinsiyetler politikasının...tüm bu diyalektiğin atıllaşmaya başladığını gerçekten çok net görmeye başladım."

 

**********************************

-Bu çok saçma, biliyor musun, bütün hayatını insanların seni dinlemesini sağlamaya çalışarak geçiriyorsun, sonra nihayet bu gerçekleşip biri önüne bir mikrofon uzattığında...

-Gunn?...

-...basmakalıp sözler edip duruyorsun -ha?

**********************************

Pornografi dergilerinin sahibi olan şirket bulaşık deterjanı yapan şirketin sahibidir.Savaş teçhizatlarına sahip olan şirket, muhabbet kuşu yemi üreten şirkete de sahiptir.Nükleer atık üreten şirket çöpünüzü toplayan şirkete sahiptir.Bugünlerde, benim sayemde, pılınızı pırtınızı toplayıp bir mağarada yaşamaya gitmediğiniz sürece, kötülüğe ve pisliğe para yatırıyorsunuz...Ve hadi gerçekçi olalım, eğer ahlakın bedeli bir mağarada yaşamaksa...

 

Yüzde seksene yaklaşacağıma asla inanmazdım.O kadar değil.Elbette bunu Cehennem'de söylemek kolaydı, elbette bu kulağa muhteşem geliyordu -"Her on kişiden sekizi.Beni duyuyor musunuz?Bundan azını kabul etmiyorum.Bahçede çalışmalıyız, canlarım, bahçede çok çalışmalıyız..." Fakat gerçek şu ki yüzde elliye razı olmuştum.Yüzde yirmiyle bile mutlu olurdum.Aslında gerçek rakamım buydu, yüzde yirmi.Onda iki.İhtiyar'ın damarına basmak için yeterliydi.Günümüzdeki rakamlar onu canından bezdirmiş olmalı.Layığını buldu.Bu O'nun kendi hatası.Evet, öyle.Şu Emirler.Ya şu Emirlere ne demeli, ha?Anne ve babana hürmet edeceksin.Ee...peki.Komşunun karısına göz dikmeyeceksin.Pardon - komşumun karısını gördün mü? Komşunu kendin gibi seveceksin...O sırada, ciddi olamaz, diye düşündüğümü hatırlıyorum.Ciddi olamaz, elbette.Öldürmeyeceksin. (Sırf buna bile uysaydınız!Çarmıha Gerilme -Yeni Ahit imkansız olurdu!Bütün işim görülmüş olurdu.) Yalancı şahitlik yapmayacaksın.Ah, dur, diye düşündüm, beni öldürüyorsun.Bu şu demekti: kimse bilfiil Cennet'e gitmeyecekti.

 

Kurbanın umutsuzluğu, Kanter içinde belli bir noktayı geçtikten sonra, işkence görenin ölümü yaşama tercih edişi.Elbette işkenceci için ideal ama olanaksız olan, kurbanın ölümün-şiddetle-arzulandığı- fakat-verilmediği bu halde ebediyen yaşamasıdır.Biz buna Cehennem'de olanaksız bir ideal demiyoruz.Biz buna rutin diyoruz.Evet evet evet, umutsuzluk iyidir ve bunu yaratmanın en garantili yolu işkencedir -fakat onlara durmadan hatırlatmalıyım ki -bu noktada ayyaşların başı önüne düşüyor, ahmaklar hülyalara dalıyor veya dişlerini karıştırıyorlar - bu hapishane hücresi bölümleri çok lezzetli olabilse de esas mükafat, umutsuzluğun kendiliğinden gelişmesi, onu kendi kendilerine ve kendileri için hissetmeleri, umutsuzluğun dünyanın genel hali olmasıdır.

 

Başka bir zamanda ve başka bir mekanda Martha ısınma için mangala yaklaşırdı.Bu zamanda ve bu mekanda mangaldan olabildiğince uzak duruyor.Sorunun saçmalığı çok açık, okuması yazması olmayan bir çiftçi karısı için bile.

Cadılığa inanıyor musun?

Hayır dersen, kilise doktriniyle çelişirsin; evet dersen, bilfiil okült bilgiyi kabul etmiş olursun.

Ne kadar zamandır Şeytan'ın hizmetindesin?

Ben Şeytan'ın hizmetinde değilim.

Onunla nasıl anlaşma yaptın?

Ben anlaşma yapmadım.

Doğmamış çocuğunun babası bir Şeytan mı?

Hayır, kocam.

Cinsel ilişkiye girdiğin Şeytan'ın ismi ne?

Şeytan değil, efendim.

Bu Şeytan tarafından gebe bırakıldığın gibi, onunla ters ilişkiye de girdin mi?

 

Asla yenilgiyi kabul etme, bu benim düsturumdur.Ve hiçbir şeyi atma, bu da bir başkası.

 

Bugüne kadar çok teolojik zırva duydum, fakat karşılaştığım en aptalca teorilerden biri Kurtarıcı'ya ihanet etmesini sağlamak için Yahuda'yı ele geçirmiş olduğumdur.Biri bana bunu açıklayabilir mi? Aslında zahmet etmeyin.Açıklamasını biliyorum. (Ben bütün açıklamaları bilirim.) Bunun açıklaması tüm dünyada milyonlarca insanın, tam tekmil işleyen bir beyne sahip olmalarına rağmen, İsa'nın çarmıha gerilmesini istediğinmi düşünmesidir.Şimdi biraz açık konuşmama izin verirseniz: bu insanlar geri zekalı mı? İsa'nın çarmıha gerilmesi günahların affedilmesi mekanızmasını yeniden başlatacaktı.Ki bu da ne anlama geliyor? Kimsenin Cehennem'e gitmesi gerekmeyecekti.Şimdi bana bunun olmasına yardım etmek için herhangi bir şey yapacağımı nasıl söylersiniz?

 

Firavunun yüreğini Tanrı sertleştirdi...Evet, O yaptı (yıllar boyunca pek çok yüreği sertleştirdi.) Yahuda'nınkini de sertleştiren O'ydu.

 

Eğer bir adam ulaşmak istiyorsanız, kadından geçmelisiniz.Cennet Bahçesi asırlar öncesinden kalmış gibi görünüyordu (çok kötü tenkli, 8 mm.lik karlı bir film) fakat orada aldığım dersleri unutmadım.Kendinden memnuniyet hiçbir zaman benim kötü alışkanlıklarımdan biri olmamıştır ve o sabah Judea'da da olmadı, fakat, anlarsınız ya, kendimi iyimser hissettim.

 

...bir insanı kaderinden uzaklaşması için baştan çıkarmanın ne kadar zor olduğu hakkında hiç fikriniz var mı?Kavramsal aykırılığı görüyorsunuz, değil mi?

 

Şüphelenmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Bilmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Fakat en iyisi, kat kat iyisi bunun kendini haklı gören suçlular güruhuna verdiği fırsattır.

*************************

"Mikail" dedim, "Sevgili ihtiyar.Yıllar geçti."

...

"Korkuyorsun," dedi usulca.

Gülümsedim."Olağanüstü," dedim "siz çocuklar bana bunu söylemeyi görev sayıyorsunuz.Önceki gün de Cebrail saldırdı.Acaba neden bunun o kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Kışkucular hüsnükuruntularını homurdanıp duruyorlar, herhalde."

O da gülümsedi."Onun fanilere öğüdünü biliyorsun" dedi." düşmanlarını sevmen gerek, böyle bir talimata gerek duymalarına yazık."

"The Empire Strikes Back'i gördün mü?" diye sordum.

"Çünkü düşmanlarımızı bize yakınlıkları oranında sevmek bizim için doğaldır.Birbirimize o kadar benziyoruz ki, şeytan.Birbirimize o kadar yakınız ki."

 

"Çok yakın ve çok uzak" dedim "Yaltaklanma işi nasıl gidiyor?Ha bu arada, filmde senin rolün için Bob Hoskins'i düşünüyorum.Sana uyar mı? Eminim beni Joe Psci için ikna edebilirsin."

"Bizi şaşırttın" dedi.

"Ah, şaşırttım, öyle mi? Ne düşünüyordun?HArrison Ford'u mu?"

"Dikkat menzilinin kısalığına bakılırsa, şmdiye dek orta yaş melankolisine gireceğini sanıyorduk.Yine de sen...kendini ergenlik egoizminde tutmayı becerdin."

"Ergenlik egoizmini küçümseme, ahbap.Ergenlik egoizmi ve bir yığın parayla tüm dünya yönetilebilir - tabii, zaten dünyayı yönettiğim için buna gerek yok....Bu sana kabalık gibi gelebilir, dostum ama, tam olarak neden buradasın, hı?"

"Sana yardım etmek için" dedi.

"Öyle mi? Hı-hı?Ve?

"Lucifer, sen son zamanlarda..."

"Baksana, neden ağzındaki baklatı çıkarmıyorsun? O zaman belki ikimizde kendi işlerimizle uğraşabiliriz.Dikkatinden kaçmışsa diye söylüyorum, Kilisede sessiz bir yarım saat geçirmek için gelmiştim."

"Buraya çağrıldığın iin geldin."

"Of, bu hiç de uygarca değil. -Senden beklediğim belli bir standart vardı Mikail-"

"Korkuyorsun" Bu defa bu sözü hakikaten güçlü bir gerçeğe sahip birinin edasıyla söylemişti.Eğer sözüne devam etmemiş olsaydı, hemen oracıkta dünyanın sonunu vahiy etmeyeceğimden emin değildim. "En çok arzuladığın şeyden kokruyorsun.En çok korktuğunu arzuluyorsun.Bunu bir düşün, kardeşim."

"Düşüneceğimden emin ol"

*********************************

"Bir hıristiyan ülke hakkında ne diyor, Nigel...kiliselerinin Müslümanlara satılıp camilere dönüştürülebileceğini mi? Yani eğer hatalıysam beni düzelt, eğer tarih bilgim yanlışsa beni düzelt -yıllar önce Haçlı Seferleri denilen küçük bir operasyon yapılmadı mı? O halde bu akademik bir çalışmaydı, öyle mi? Ha? ...Britanya'nın bazı kesimlerinde şimdilerde on yaşın altında çocukların -Kuran okumaya zorlandığını biliyor musun, Nigel? Bilirsin, insanlara bunu söylersin, onlar da uydurduğunu sanırlar."

 

Küçücük bir mezarlık.Oraya vardığımda gökyüzünde bir nebze mavilik kalmamıştı.Yüzden az mezar taşı, tıpkı...tıpkı ne? Korkunç dişler gibi mi? Zafer işaretleri gibi mi? Lanet olsun, bu dil sabrımı taşırmaya başlıyor.Her neyse ölülerin, bazıları beyaz ve yepyeni, bazıları cüzamlı gibi mahvolmuş yatakları.Silinmiş tarihler.Yeni Zaman'ın bile kim ve ne zaman olduğunu gösteren satırları kirletmeye etkisi olmuştur.Bu pek uzun zaman almaz.

 

...Bu da o tuvaletteyken onu cüzdanından kurtarmak için bir başka nedendi.Gülünecek mir miktar, 63.47 pound, NatWest çek defteri ve bir Switch kart, ölmüş anne ve babasının fotoğrafı, ölü olduğum sürece istediğiniz organı alabilirsiniz kağıdı ve eski müsvedde kağıtlarına ve biletlere karalanmış bir sürü telefon numarası -fakat asıl mesele bu değildi.İnancı sarsan ihanet, asıl mesele buydu.

 

...Onun için son zamanlarda içten gülmüyor.Bunun yerine, her metalik nidanın kendi etrafında parlak bir zırh oluşturmasını sağlayarak stratejik olarak, yüksek sesle gülüyor.

 

Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, beyler, kaderimizin bizi bıçak sırtında hassas bir dengede tuttuğudur...Evet, ama o zaman iki ateş arasında imgesini kaybedersin.

 

Tehlike gerçekten çok büyük, zira iki ateş arasında, değer verilmesi gerektiği zaman artık hayata değer veremeyen kalpleri buz tutmuş zalimler haline gelmekle, beyler, yumuşak, mecalsiz, asabi bir şekilde güçten düşmüş veya zihinsel çöküşün eşiğinde olan insanlar haline gelmek arasında son derece ince bir çizgi vardır.

 

...(Cehennem'i nasıl tarif etmeli? Istırapla, sonu gelmeyen bir sıcaklıkla, hiç bitmeyen kızıl bir alacakarnlıkla, döne döne yağan küllerle, acının pis kokusu ile dolu karnı deşilmiş bir panorama...Keşke.Cehennem iki şeydir: Tanrı'nın yokluğu ve zamanın mevcudiyeti.Bir tema üstüne sonsuz çeşitlemeler.O kadar kötü görünmüyor, değil mi?Gerçekten, güvenin bana.)Ben bu işi istemedim -yani zamandan bütün geri kalanı Tanrı'ya karşı çalışarak harcama işini, kötülüğe şahsiyet verme işini- fakat buna benim açımdan bakın: O söz konusu olduğu sürece aramızda her şey bitti.Şişman garsonun yardımsever nezareti altında uzlaşmak için cappucino'lar içmek yok.İlişki yok.Şunu gördüm ve aklıma sen geldin.Rutin nasıldır, bilirsiniz.Ayrıldınız, öyle mi? Külütler değişir, CD'ler bölüşülür ve kutulara konulur, yüzükler geri verilir, sevimli oyuncak köpecik bağırsakları çıkarılıp parçalanır.

 

Ne kaybetmiş olursam olayım, hala güzel konuşma yeteneğine sahiptim.Bunun onları nasıl galeyana getirdiğini görmeliydiniz.Sonuna geldiğimde heyecanlanmıştım.Fakat içim hala karanlıktı.Düpedüz kötü olmanın nasıl bir şey olacağını seziyordum.Bunun çok emek gerektireceğini seziyordum.Fakat tekrarlıyorum: Başka ne seçeneğim vardı ki ?

 

...kötülük, kendi içinde ve kendiliğinden, bana iyilik gibi geliyor.

 

Mesele, canlarım, iyilik ya da kötülük değil -mesele bağımsızlık.Bir melek için tek bir gerçek bağımsızlık vardır ve o da, bunu söylediğime gerçekten üzgünüm ama, Tanrı'dan bağımsız olmaktır.Bağımsızlık neden ve sonuçtur.Bu özel Yaradılış içinde, eüer peşinde olduğunuz Tanrı'dan (Tanrı'ya ibadetten, Tanrı'ya dayanmaktan, Tanrı'ya itaatten) bağımsız olmaksa, o zaman korkarım oynayacağınız tek koz kötülüktür.İsterdim ki, gönlüm isterdi ki keşke Tanrı'yı hiç bilmeyen bir doğam olsaydı -ötedeki dünyayı, çimenleri, evi, şehri, ülkeyi, dünyayı bilmeyen, göldeki bir balık....Sizin düşünürleriniz şu saf kötülük ya da dile getirmeyi o pek sevdikleri şekliyle, kötülük adına kötülük fikriyle cebelleşip duruyorlar.Bunu neden yapıyorlar, bilmiyorum.Kötülük adına kötülük diye bir şey yok.Bütün kötülükler motive edilmiştir -benimkiler bile.İşkenceci, zalim, katil, yalan ustası -hepsi de bunu bir şey için yapıyorlar, bunu tek yapma nedenleri zevk olsa bile.Kötülük adına kötülük deliliktir -veya eğer olsaydı delilik olurdu; ve kaçıklar bile yaptıklarını kaçık bir neden yüzünden yaparlar.İhtiyar'a en çok acı veren benim kötülük yapmam değil, bana dayanılmaz acı veren şeyler yapmamdır.O'na acı veren, sürekli ve dayanılmaz acının kendimi O'ndan kurtarmak için ödemeye değer bulduğum bir değer olmasıdır.Meselenin can alıcı noktası budur.O'nun dayanamadığı budur.

 

Ahlaksız yaşama yakınlığın uyandırdığı merak başka hiç bir şeye benzemez elbet.Seks suçlularıyla çalışan aynasıza, çocuklarla cinsel ilişkiye girenlerle uğraşan polise, tecavüzlerle ilgilenen dedektife sorun.Onlara bu merakın onları ele geçirmesinin ne kadar zaman aldığını sorun.Deneyin.

 

(Kabul etmelisiniz ki şu duygulara sahip olma, birbiri için önemli olma meselesi nahoş derecede pis bir iş.Bunu hep sürekli tekrarlanan kanlı bir yol kazası gibi düşünüyorum -herkes çok hızlı gidiyor, çok yakın, gereken dikkat ve özeni göstermeden ya da çok fazla...)

 

******************************

"İsrafil," dedim. - sonra kişiliğime uygun bir şekilde ekledim, "İsrafil, İsrafil, İsrafil." Nedense, istediğim etkiyi yaratamadım.Yine de lafıma devam ettim. "Sana bir şey sormama izin ver, oğlum.Sence ben umudumu kaybediyor muyum?"

"Lucifer-"

"Sence ben bir umutsuzluk içinde miyim?"

"Elbette öylesin.Elbette, öylesin, dostum, fakat benim söylemek istediğim şu ki-"

"Ben umudumu kaybetmiyorum."

"Ne?"

"Beni duydun."

"Fakat-"

"Umutsuzluk, tüm zafer ümitlerinin ötesinde yenilgiyi gördüğün zamandır."

"Ah, Lucifer, Lucifer."

"Tekrarlıyorum: Ben umudumu kaybetmiyorum.Şimdi lütfen, şu lanet yatağına git."

******************************

Bundan sonra Lucifer'in yazıları son buluyor.Kitapta yani.İsrafil O'nun  yerine yazıyor.

******************************

Neyse.Zaten epeyce yazmışım.Neden bu kadar yazdığım konusunda pek de emin değilim.Ya da belki de eminimdir.Uzun zamandır yazmadığım (yazmak derken hikaye oluşturmak, roman yazmak anlamında değil, sadece klavye üzerinde gezinmek.Hiç değilse msn gibi saçma bir iletişim alteinde enerji harcamaktan daha yararlı geliyor bana) için olsa gerek, bu kadar uzattım kitabı.Yalnız sonu hakkında alıntı yapmayacağım.Kitabı alanlar okurlar zaten.Benden şimdilik bu kadar.Yalnızca şunu eklemeden edemeyeceğim, Duncan harika bir iş çıkarmış.Üslup konusunda şapka çıkarılacak bir yazar.

Cuma, Ağustos 29, 2008

Çöl Gezegeni ~ Dune (Frank Herbert) Bir Mesih Efsanesi



Halkının Dune dedigi Arrakis gezegeni yıllardır gaddarlığı ve acımasızlığıyla tanınan Harkonnenlerin elinden kurtulup Atreides Hanedaninin yönetimi altına girdi. Baron Vladimir Harkonnen bu yenilgiyi kabul edecek mi? Konsey'e bağlı Büyük Hanedanların çok sevdiği ve doğal olarak diğer güçlülerin kıskançlığını kazanan, adil namıyla tanınan Kızıl Dük Leto Atreides, yönetimini üstlendiği bu yeni gezegende de başarılı olabilecek mi? O gezegen ki evrendeki en değerli maddenin, melanj denilen baharatın elde edilebildiği yegane kaynak. Kızgın güneşinin kavurduğu çöllerinde yaşayan, gezegenlerini sulak bir yer yapabilme hayaliyle yasayan bir halk; insanlık tarihinin görebileceği en iyi savaşçılar, çölün özgür halkı Fremenler ... kendilerini Cennete götürecek olan liderlerini, mesihlerini bekliyorlar.

Binlerce yıldır süren Atreides laneti bir kez daha yaşanacak... Güce sahip olma duygusunun etrafında girdaplanarak gelişen entrikalar, savaşlar ve ihanetlerin arasında Dune tarihinin sayfaları açılıyor �

(alıntıdır)


İtalik yazı ile olanlar Prenses Irulan'ın yazdıklarından alıntıdır.Diğerleri ise kitaptan benim beğendim diyaloglar ve sözlerdir.



Başlangıç, dengelerin doğru olduğuna dair en hassas ihtimamın gösterileceği zamandır.Her Bene Gesserit rahibesi bunu bilir.O halde, Muad'Dib'in (ona sonradan takılan bu isim, Paul) yaşamını incelemeye başlarken, evvela onu kendi zamanına yerleştirmeye ihtimam gösterin: O, İmparator Padişah IV. Şaddam 57 yaşındayken doğmuştur.En özel ihtimamı ise Muad'Dib'i kendi mekanına yerleştirirken gösterin:Arrakis gezegenine.Onun Caladan'da doğmuş ve ilk on beş yılını orada geçirmiş olması gerçeği sizi yanıltmasın.Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeni, onun ebedi mekanıdır.

"Popüler bir adam güçlülerin kıskançlığını uyandırır."
"Korkmamalıyım.Korku akıl katilidir.Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür.Korkumla yüzleşeceğim.Üzerimden ve içimden geçmesine izin vereceğim.Ve geçip gittiği zaman, geçtiği yolu görmek için iç gözümü ona çevireceğim.Korkunun gittiği yerde hiç bir şey olmayacak.Yalnızca ben kalacağım."
"Umut gözlemi gölgeler"

-Hem sizi seviyor hem de sizden nefret ediyorum.Nefret...asla unutmamam gereken acılardan dolayı.Sevgi ise...~Leydi Jessica, Paul'ün annesi
-Sadece temel gerçek. ~~Başrahibe Gaius Helen Mohiam
**********************
Can düşmanı Harkonnenleri anlamadan Muad'Dib'i anlamaya kalkışmak, Yalan'ı bilmeden Doğru'yu görmeye kalkışmaktır.Karanlık'ı bilmeden Işık'ı görmeye kalkışmaktır.Bu imkansızdır.
**********************
Şöyle konuştu Hançerin Azizeis Alia: "Başrahibe bir fahişenin baştan çıkarıcı dolaplarıyla bakire bir tanrıçanın dokunulmaz gözalıcılığını birleştirmek zorundadır, gençliğinin güçleri sürdüğü müddetçe bu nitelikleri dengede tutmak suretiyle.Çünkü gençlik ve güzellik gittiği zaman fark edecek ki; ikisi arasında bir zamanlar dengeyle dolu olan o ara yer, maharet ve becerinin tükenmez bir kaynağı haline gelir.

"Tuzlu dumanı hatırlıyorum
Bir kumsal ateşinden yükselen
Ve çamların altındaki gölgeleri;
Yoğun, temiz...kımıltısız;
Martılar kondu tepeye
Beyaz, yeşinin üstünde...
Ve bir rüzgar esiyor çamların arasından
Eğmek için gölgeleri;
Martılar kanatlarını açtılar,
Havalandılar
Ve gökyüzünü çığlıklara doldurdular.
Ve rüzgarı duyuyorum
Kumsalımız boyunca esen,
Ve dalgaları,
Ve görüyorum ki ateşimiz
Yosunları yaktı."~Paul, Muad'Dib

"Boyun eğen hükmeder"
***************************
Muad'Dib'in, Caladan'da kendi yaşında hiç oyun arkadaşı olmadığını konuştunuz.Tehlikeler çok büyüktü.Lakin Muad'dib'e harikulade öğretmenleri eşlik ediyordu.Ozan-savaşçı Gurney Halleck vardı.Bu kitabı okurken Gurney'in şarkılarından bazılarını şahit olacaksınız.İmparator Padişah'ın yüreğine dahi korku salan Baş Suikastçı yaşlı Mentat Thufir Hawat vardı.Ginaz'ın kılıç ustası Duncan Idaho; ihanetiyle karanlık ama bilgisiyla aydınlık bir isim Dr. Wellington Yueh; oğluna Bene Geserit Yöntemi'yle yol gösteren Leydi Jessica; ve tabii ki, bir baba olarak nitelikleri uzun zaman görmelikten gelinen Dük Leto vardı.

"Arrakis üzerinde yaşadığında, khala, toprak boştur.Aylar dostun olacak, güneş düşmanın." ~Başrahibe Helen

"Bir dünya dört şeyle ayakta durur...bilgenin ilemi, soylunun adaleti, haklının duaları ve cesurun yiğitliği.Ama tüm bunlar hiçbir şey değildir yönetme sanatını bilen bir yönetici olmadıkça.Bunu geleneğin haline getir!" ~Hawat, Paul ile konuşurken.

"Bir süreç durdurularak anlaşılmaz.Anlama, sürecin akışıyla birlikte hareket etmeli, ona karışmalı ve onunla birlikte akmalıdır." ~Paul


"Ooo, Galaklı kızlar
İnci verirsen yaparlar,
Arrakislilerse su verdiğin zamané
Ama eğer kadın istersen
Kül eden alevlere benzeyen,
Bir Caladan'lının kızını dene o zaman!" ~ Gurney

"Dilekler balık olsa hepimiz ağ atardık" ~Halleck
"Kendi vicdanımı rahatlatıyorum.Ona, ihanet etmeden önce dinin son noktasını veriyorum.Böylece, benim gidemediğim bir yere onun gittiğini kendime söyleyebilirim" ~Dr. Yueh

*****************************
Muad'Dib'in babasını hangi açıdan incelemeliyiz? Fevkalade samimi ve şaşırtıcı biçimde mesafeli bir adamdı Dük Leto Atreides.Bununla birlikte, birçok olgu Dük'e giden yolu açıyor: Bene Geserit olan eşine ola edebi aşkı, oğlu için kurduğu düşler ve ona hizmet eden adamların adanmışlığı.Onu şöyle görüyorsunuz: Kader'in tuzağına düşmüş bir adam, oğlunun zaferinin gölgesinde kalmış yalnız bir şahsiyet.Yine de şunu sormak gerekiyor; Oğul babanın bir uzantısından başka nedir ki?
*****************************
Bene Geserit'in, aşı-efsanelerin tohumlarını Koruyucu Misyon yoluyla atma sistemi, Leydi Jessica ve Arrakis'le birlikte meyvelerini vermeye başladı.Bilinen evreni B.G. elemanlarının korunması için bir kehanet örneğiyle işleme bilgeliği uzun zamandır takdir edilmekteydi; ama bundan daha ideal insan-hazırlık eşleşmesi olan bir uç durum hiç görmemiştik.Kehanet efsaneleri, aynen kullanılan isimlere varana kadar (Başrahibe, Şeria törensel kehanetinin çoğu, kanto ve karşılığı dahil) Arrakis'te kabul görmüştür.Ve şimdi, Leydi Jessica'nın gizli yeteneklerinin büyük ölçüde hafife alındığı genellikle kabul edilmektedir.

"Akıl vücuda emreder ve vücut itaat eder.Akıl kendisine emreder ve dirençle karşılaşır.Evet son zamanlarda daha fazla dirençle karşılaşıyorum.Kendi kendime sessiz bir geri çekiliş uygulayabilirim."~Leydi Jessica

******************************
"Yueh! Yueh! Yueh!" der nakarat. "Bir milyon ölüm yetmez Yueh'e!"
*****************************
Birçokları, Muad'Dib'in, Arrakis'in ihtiyaçlarını ne kadar hızlı öğrendiğine dikkat çekmişti.Bene Gesseritler,  tabii ki bu hızın sebebini biliyorlardı.Diğerleri içinse şunu söyleyebiliriz: Muad'Dib çok hızlı öğreniyordu çünkü aldığı ilk eğitimin konusu "nasıl öğrenmeli?" idi.Be ilk ders, öğrenebileceğine dair kendine güvenmekti.Ne kadar çok kişinin öğrenebileceğine inanmadığını ve ne kadar çoğunun öğrenmenin zor olduğuna inandığını anlamak insanı şoke ediyordu.Muad'Dib2in, her tecrübenin kendi dersini taşıdığını biliyordu.
*****************************
Yargılanma zamanı gediğinde, Leydi Jessica'nın ona destek olacak nesi vardı?Şu Bene Gesserit özdeyişi üzerinde dikkatle düşünürseniz anlayabilirsiniz: "Tam olarak sonuna kadar gittiğin bir yol seni genellikle hiç bir yere ulaştırmaz.Bir dağın dağ olduğunu anlamak için o dağa yalnızca birazcık tırman.Dağın tepesinden dağı göremezsin."
****************************
Dük Leto'nun, gözlerini Arrakis2in tehlikelerine kapadığı, pervasızca tuzağın içine yürüdüğü söylenir.O kadar uzun zaman aşırı tehlike altında yaşadıktan sonra, tehlikenin yoğunluğundaki bir değişikliği yanlış değerlendirmiş olduğunu düşünmek daha uygun olmaz mı?Ya da evladının daha iyi bir hayata kavuşabilmesi için kendini bile bile feda etmiş olabilir mi?Bütün kanıtlar, Dük'in kolay kolay aldatılamayacak bir adam olduğunu göstermektedir.
***************************
Arraken iniş alanının çıkışında, Muad'Dib'in defalarca tekrarlayacağı, sanki ilkel bir alet kullanılmış gibi acemice oyulmuş bir kitabe vardır.O, yazıyı, Arrakis'teki bu ilk gecesinde, babasının bütün kurmaylarıyla yaptığı ilk toplantıya katılmak üzere dükalık karargahına getirildiğinde gördü.Kitabedeki kelimeler Arrakis'ten ayrılanlara seslenen bir yakarıştı ama ölümden henüz kıl payı kurtulmuş bir çocuğun gözünde karanlık bir etki bıraktı.Diyorlardı ki : "Ey sizler, bizim burada ne kadar acılar çektiğimizi bilenler; dua ederken bizi unutmayın."
***************************
Muad'Dib'in ailesiyle birlikte Arraken sokaklarından geçtiği o ilk gün, yoldaki insanlardan bazıları efsaneleri ve kehaneti hatırladılar; ve şöyle bağırdırlar: "Mehdi!" Ama bağırışları bir ifadeden çok bir soruydu; çünkü onun, kehanetteki Lisan-ül-Gayb, yani Dış Dünya'dan Gelen Ses olmasını yalnızca umut ediyorlardı.Dikkatleri aynı zamanda annede yoğunlaşmıştı çünkü onun bir Bene Gesserit olduğunu duymuşlardı ve onun diğer Lisan-ül-Gayb gibi olduğu onlar için açıktı.
*************************
Babanın insan, etiyle kanıyla insan olduğunu keşfettiğin andan daha korkunç bir aydınlanma anı muhtemelen yoktur.

"Hediye, bahşedenin lütfudur."~Paul

(Sizi kutsal sözlerle karşılayacaklar ve hediyeleriniz bir lütuf olacak.
Adetlerinizi bilecek, sanki onlarla doğmuş gibi
Lisan-ül-Gayb bütün hilelerin arkasını görecek.
Ve onlar, en değerli rüyanızı paylaşacaklar ~Fremen kehanetleri)

Çölün vahşi hayvanları orada avlanırlar,
Masumların geçmesini bekleyerek.
Olsun istemiyorsan yalnız bir mezar taşın.
Ahhh, kızdırma sakın çöl tanrılarını!
Tehlikeleri...

Dük bahardan çok adamlarla ilgilendi.Adamları kurtarmak için kendi yaşamını ve oğlunun yaşamını tehlikeye attı.Bir bahar tırtılı kaybını tek hareketiyle geçiştirdi.Adamların yaşamlarına yönelik tehdit onu öfkelendirdi.Onun gibi bir lider fanatik bir bağlılığa kumanda edecektir.Yenilgiye uğratılması güç olacaktır....Bu dükü sevdim ~ Kynes ya da Liet
**********************************
Büyüklük geçici bir tecrübedir.Asla kalıcı değildir.Kısmen, insanoğlunun mitler yaratan hayal gücüne dayanır.Büyüklüğü tecrübe eden şahıs, iinde olduğu mit için bir şey hissetmelidir.Kendisine yöneltileni yansıtmalıdır.Ve çok güçlü bir alaycılık yeteneği olmalıdır.Bu, kendi iddiasındaki inançla bağlarını koparan şeydir.Onun kendi içinde hareket etmesini sağlayan tek şey alaycılıktır.Bu nitelik olmadığı sürece, nadiren ortaya çıkan büyüklük bile insanı mahvedecektir.

Kynes yol gösterince insanlar izliyor.Bize Paul'un tarafını tuttuğunu gösterdi.Gücünün sırrı nedir?Değişim Yargıcı olduğu için olamaz.Bu geçici.Ve kesinlikle kamu görevlisi olduğu için de değil. ~Leydi Jessica

"Doğal insan mantığı olmayan insandır.Senin bütün olayarla ilgili mantık yürütmelerin doğal değil ama yararlı olduğu için bunu sürdürmene katlanılıyor.Sen mantığın vücut bulmuş halisin, Bir Mentat'sın.Yine de, problem çözümlerin, gerçek anlamıyla senin dışına, yani çalışılıp yeniden oluşturulacağı ve her açıdan inceleneceği yere çıkarılan fikirlerdir." ~Leydi Jessica, Hawat'la konuşurken.

**************************
Hayallerle mi boğuşuyorsun?
Gölgelerle mi uğraşıyorsun?
Ayakta mı uyuyorsun?Zaman akıp gidiyor.
Yaşamın çalınıyor.
Boş şeylerle oyalanıyorsun,
Sen ahmaklığının kurbanısın.

************************
Tedirginliğin bir bilimi olmalıdır.İnsanların, ruhsal kaslarını geliştirmek için zor günlere ve baskıya ihtiyaçları vardır.
************************
Arrakis hançerin tavrını öğretir; tamamlanmamış bir şeyi kesip atmak ve şöyle demek: "Artık tamamlandı çünkü burada bitti."
**********************
Bir efsane, Dük Leto Atreides öldüğü anda, atalarından kalan Caladan sarayının semalarında bir yıldız kaydığını söyler.

Merhamet insafsız olmaktır!Senin için çalışan yeterli arı varsa, gün tatli bir vızıltıyla geçer.~ Baron Vladimir Harkonnen


Karanlık, kör bir hatıradır.Sürülerin seslerini, yalnızca en ilkel hücrelerinin hatırlayabildiği kadar eski bir geçmişte atalarını avlayanların çığlıklarını dinlersin.Kulaklar görür.Burun delikleri görür.

***************************
Neyi hakir görürsün? İşte tam da bununla tanınırsın.
**************************
Biz Caladan'lıyız; orası insan türü için bir cennet gibi dünyaydı.Caladan'da fiziksel ya da zihinsel bir cennet inşa etmeye hiç gerek yoktu; dört bir yanımızda gerçekliği görebiliyorduk.Ve ödediğimiz bedel insanların yaşamlarında bir cennete sahip olmak için her zaman ödedikleri bedeldi; yumuşadık ve üstünlüğümüzü kaybettik.

Zihin kendini nasıl da dengeliyor.Zihin baskı altında iki yönden birine gidebilir; artı ya da eksi yöne: açık ya da kapalı.Bunu eksi ucunda biliçsizlik ve artı ucunda aşırı bilinçlilik olan bir spaktrum olarak düşünün.Zihnin baskı altında hangi yöne gideceği büyük ölçüde eğitimin etkisiyle belirlenir.~Leydi Jessica
***********************
Alametleri, delilleri ve kehanetleriyle birlikta Kizara Tafcidleri aramızda olan bu Fremen dinsel uyarlaması, şimdi "Evrenin Sütunları" olarak tanıdığımız şeyin kaynağıdır.erin güzelliği, eski kalıplara dayanan o heyecan verici müzikle ortaya çıkan ama yeni uyanışla damgalanan Arrakis'in gizemli karışımını bize onlar getirdiler.Kim, "Yaşlı Adamın İlahisi" ni duyup da derinden etkilenmez?

Sürüklüyorum ayaklarım çölde
Seraplar ev sahibi telaşı içinde.
Zafere doymadan, tehlikeye aç,
Dolaştım al-Kulab'ın ufuklarını,
İzleyerek peşimdeki bana aç,
Zamanın erittiği dağları.
Ve hızla yaklaşan serçeleri gördüm,
Saldıran kurtlardan daha cüretkar.
gençliğimin ağacına kondular.
Ve duydum hepsi üşüştüler dallarıma
Av oldum pençeleriyle gagalarına!


****************************
Kişinin bir şeyi istediği anla, bu şeyi elde etmek için harekete geçtiği an arasında kendini tuttuğu süre, yani atalarımızın "spannungsbogen" dediği nitelik konusunda Fremenlerin üstüne yoktu.

"Cennet sağımda, Cehennem solumda ve Azrail arkamda."

"                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       Düşmanlarım, boranın yolunda duran
Paramparça olmuş yeşil yapralar gibidir.
Ey sen! Tanrımızın ne yaptığını görmüyor musun?
Bize karşı entrikalar düzenleyenlerin
Arasına salgını yolladı.
Avcıların dağıttığı kuş sürüsü gibiler.
Entrikaları hiçbir ağzın kabul etmediği
Zehirli haplara benzer"

******************************
Her şeyde evrenimize ait bir desen vardır.Onun simetrisi, inceliği ve zerafeti vardır...her zaman gerçek sanatçıların eserlerinde bulacağınız nitelikler.Bunu, mevsim dönümlerinde, kum bulutlarının bir sırt boyunca yayılışında, günlük çalısının öbek öbek dallarında ya da yapraklarının deseninde bulabilirsini.Huzur veren ritmler, hareketler ve biçimler bulma ümidiyle, yaşamımızda ve toplumumuda, bu desenleri taklit etmeye çalışırız.Yine de, en mükemmel olanı ararken tehlikeyle karşılaşma ihtimali vardır.Mükemmel desenin kendi kararlılığını taşıyacağı açıktır.Böyle bir mükemmelikte her şey ölüme ilerler.

Benbir süreçler tiyatrosuyum.Mükemmel olmayan görüntünün, kalıtsal bilinç ve onun korkunç amacının kurbanıyım.~Paul, Muad'Dib

"Oh canım,
Bu gece hiç tadı yok Cennet'in,
Ve Şeyh-hulud'a and içerim
Oraya gideceksin,
Sevgime boyun eğeceksin."

"Anlat bana gözlerini
Ve ben sana anlatayım kalbini.
Anlat bana ayaklarını
Ve ben sana anlatayım ellerini.
Anlat bana uyuyuşunu
Ve ben sana anlatayım uyanışını.
Anlat bana arzularını
Ve ben sana anlatayım ihtiyaçlarını." ~Bir kum ilahisi
******************************
Kanunla görev bir olduğu, din tarafından birleştirildiği zaman, asla tam olarak bilinçli hale gelemez ve kendinizin tam olarak farkına varamazsınız.Daima bir bireyden biraz noksan olursunuz.
******************************
Kızgın bir adam, benliğinin söylediklerini çoğu zaman şiddetle reddeder.
*****************************
O, savaşçı ve gizemci, umacı ve aziz, kurnaz ve masum, şövalye ruhlu, acımasız, bir tanrıdan az bir insandan fazla.Muad'Dib'i harekete geçiren nedenleri, sıradan standartlara göre değerlendirmek mümkün değildir.Zafer anında, onun için hazırlanmış ölümü gördü, yine de ihaneti kabul etti.Bunun bir adalet hissinden kaynaklandığını söyleyebilir misiniz?Peki, kimin adaleti? Unutmayın, şu anda bahsettiğimiz, düşmanlarının derisinden savaş davulları yapılmasını emreden Muad'Dib, dükalık geçmişinin geleneklerini elinin tersiyle bir kenara itip sadece şöyle diyen Muad'Dib: "Kuisatz Haderah'ım ben.Bu yeterli bir neden."

Bir dostun bir kula döndüğünü görüyorum. ~Paul

**********************
Pardot Kynes, Arrakis'in İlk Gezegenbilimcisi
"Sonlu bir uzayda, kritik bir noktadan sonra, sayılar arttıkça özgürlük azalır.Bu, kapalı bir kaptaki gaz öolekülleri için olduğu kadar, bir gezegenin ekosisteminin sonlu uzayındaki insanlar için de doğrudur.İnsanı ilgilendiren soru, sistem içinde muhtemelen kaç kişinin sağ kalabileceği değil, sağ kalanlar için ne tür bir varoluşun mümkün olduğudur."


Perşembe, Ağustos 28, 2008

Gil-Galad (Yüzüklerin Efendisi)


Gil-Galad bir Elf Kralı'ydı.
Ozanlar hüzünle söyler olanları:
son kraldı o, Dağ ve Deniz arasında,
hükmederdi adil ve özgür bir krallığa

Uzundu kılıcı, mızrağı sivri,
uzaklardan seçilirdi parlayan miğferi;
sayısız yıldız, göklerin tarlasında
görünürdü gümüş kalkanının aynasında

Ama ayrıldı gitti uzun zaman önce,
kimse bilmez şimdi nerede;
çünkü düştü yıldızı karanlıklara
gölgelerin hükmettiği Mordor'da.

Perşembe, Ağustos 7, 2008

Mehmet Kıyak ~ Daha İyisi Yok

Mehmet Kıyak'ın elime tesadüfen geçen bu kitabındaki şiirlerden bir alıntı yapacağım.Sade, açık, sanki düşünülmeden yazılmış ama düşünüldüğünü belli eden, güzel yazımıyla birçoğumuza örnek olacağını düşünüyorum.

"'İyiliğin belleği olmaz' derdi babam"
Sözcükle kavramları çarpıştırıp
Yeni gerçekler bulamadı kimse


********************************
Aldatı Çağı

Bir aldatı çağındayız
İçi boş şölenlerde gülüşler yapay
Bunluğa övgü yarışında
Canavar kesilen aymazlar
Çığırtkan yola gelmez pisliklerle
Bilincin canına okuyup
Salyalı ve kuduruk güneşe saldırıyor

Bir aldatı çağındayız
Emek erdem ve doğuma
Boyun eğmez bir yakınlık
Sıcak bir yanır yeni soru yok
Herkes kölesi olmuş çıkarının
Cendereye tutsak ve ölümün tuzağında
Bir iz bırakmadan tarihe kendini bekliyor.

******************************
Dolu Dolu

Uzlaşmazlığa tutkulu bir evrende
Gizliden daha gizli yeni biçimler arayıp
İçi boş oyunlara düşmeden
Kör nokta ve yanlışlardan uzak
Askıya almadan geleceği
Yer sarsıntılarına ağıtlar yaktığımız
Eksik korkular ve saydamlaşmış ayrıntılardan
Arınarak çarpıtmalara yer vermediğimiz yaşam
Koca boşluğu yutmadan imgeyle dost
Söndürmeden iyilik burcunu
Kaçık sapkınlıklar özgürlüğü dondurulmuş günlere
Kanmadan güneşin gönlünde ışık olup
Kendimizle barışık önümüzde yeni tansıklar
Durmadan şiirler yazdığımız dayanılmaz birliktelikte
Uçuşur gibi sonsuzluğun uğrak yerini geçmeden
Sesimizle dolan kimliği yarınlara taşıyıp
Ölmeden yok oldu dedirtmeden kimseye
Dolu dolu yaşamaktır tutkumuz

***********************************
Güneşi ısıtmakla geçti ömrüm
~
Köhne bir geçmişin tuzağında
Geceyi kapıya koyamadım


Cenderede

Acımasız bir bataklık giren çıkamıyor
Tersten yazılıyor çağrılmamış korkular
Kötülüğe ortak çıkarın dilencisi
Bu kırık adamlarla demirin tutmaz
Yarına tanık üst üste dizilmez güzelim tuğlalar
Düş kırıklığı hırıltıyla geçen yaşam
Suskuya bağladığı umutlarla
Boşluğun gizemine kanıp yıldız aramadan
Kör uykularda beklettiği fırtınalar
Görkemine yetişmeden şafağın
Kendi sesine oyuncak ölümü yudumluyor
Soytarı bir yakınlıkla aldatmalar
Pisliğin kölesi ve hortlak duyumlarda
Penceresi aydınlığa kapalı karanlıkla dost
Küskün ve ağırlaşmış bakışlarla
Cenderede usu iyi ki uyanmıyor

*******************************
Sıfırı tüketmekle başladım işe
~
Yaşama borcunu ödemeden
Kuluçkaya yatıramazsın geleceği


Kötünün Gücü

Çağrılar yanıtsız yol arkadaşı bulamadan
Dalgalana dalgalana tepkisizliğin gücüne yenildik
Eline verilen aynaya görüntüyü düşürmeden
Bozguna uğrayıp iç patlamalarla dağılarak
Bunalımın sınırlarında tek başına
Güdümlü ve çökmüş suskunun çobanı
Bezginliğin sofrasında kalıp
Tersliklerle kol kola
Sıfırn peşinde duyarsız ve tükenerek
Onarılmaz karşıtlıklarda yorgun
Alaşağı edilmiş can sıkıcı dışlanmalarda
Anlama sığınıp kötünün gücüne yenildik

**********************************
Sorunun İpucu

Şiirini taşladığın ülkede erinci bulamazsın
Soytarı bir yalnızlıkta tükenirsin çocuk
Sorunun ipucunu bırakırsan yarın olmaz
Yanıtı eksik kalır geleceğin
Aradığın dinginlik kaf dağının arkasında değil
Korkunun çemberini kırmadan
Yalan yanlış ışığını aradığın sabah
Açık bir yara gibi yüzünü toplayamaz
Düşsel kurgulara kaptırmadan kendini
Çatlağı büyütmeden doğumu önemseyip
Dışlamadan su çektiğimiz ırmağı
Çekirdekle dost toprağı bunalıma sıkmadan
Güneşle uyanıp emeğe çalışmalı çocuk

****************************
Tren Kaçtı

HErkes sessiz üzerine alınmıyor kimse
Koca kayanın altı oyulmuş
Son kazma vurulup son toprak çekildiğinde
Artık çok geç tren kaçtı
Göz ucuyla bile bakamazsın yaşama
Günlükler yarım paracıklar yerinde değil
Kötülüğü atamamış ülkesinden
Dersine çalışıp okumadan geleceği
Bir iz bırakmadan tarihin defterinde
Sorusuz yanıtsız sorgulanmadan
Bu da şans diyemeden kötürüm beynine
Artık çok geç tren kaçtı
Ne yazık ki yası kalacak çocukların

********************************
Karanlıkla Uyutma

Tohuma kaçan yüreğinle karşıma çıkma
Döneklerle işim olmaz sınamaya gelemem
Boyunduruk takılmış beyinlere yer yok günlerimde
Acısız yaşama kendimi kaptırmadan
Derdinle dertlenir çocuklarla sevinirim
Bana ne diyemem bombalara
Ne afrika ne yakın komşular
Ne de güney amerika çıkar usumdan
İçtiğim su yediğim her lokma boğazımda düğümlenir
Boş sözlere karnım tok
Boynu bükük bırakamam emeği
İçimdeki depremle yenilenir
Pişmiş aşa su katmadan devrime doğru
Sonsuz evrimine çalışırım doğanın
Karanlıkla uyutma bebeğimi

*****************************
Tadında Değil

Hiçbir şey tadında değil
Kötüyle başımız dertte
Boşlukta yüzen kimsesizlik
İçimizi Kanatıp tanıdık öfkelerle
Kaypak ve yalakadan kurtulup sokağa çıkamıyor
Dikiş tutmuyor söküklerimiz
Bir ayartma şöleninde
El değmemiş öykülere sığınarak
Sırtı dönük dostluklarla yetinip
Ezinç sesleri kanlı bıçaklı düşler
Çürük sözlerde tükenmiş belleksiz
Şiire giremiyor imgesi
Deli bozuk gösteriler ülkesinde
Ölçüler kaçmış gecemiz tadında değil

******************************
vsvsvs.......

Salı, Temmuz 8, 2008

Louise Gluck ~ Dönüş



Gittiğinde önceleri
korkuyordum; sonra
bir delikanlı dokundu bana yolda,
gözgöze geldik,
aydınlık ve hüzünlüydü: Onu
içeri çağırdım; konuştum
bizim dilimizle,
elleri senin ellerindi oysa,
usulca elde ediyordu öldürücü isteklerini -
Sonrası önemli değildi,
hangisini çağırdığım,
çok derindeydi yara.

Cuma, Mayıs 30, 2008

Cesare Pavese (şiirleri)



Can Çekişme


Yollarda dolaşacağım yorgunluktan bitmedikçe
yalnız yaşamayı öğreneceğim, gözlerinin içine dikerek gözlerimi
geçen her yüzün ve hep aynı kalmayı.
Damarlarıma yayılan bu serinlik
sabah duyumsadığım bir uyanıştan başka bir şey değil
öylesine gerçek: Yalnızca kendimi daha güçlü hissediyorum
bedenimden, daha soğuk bir titreyiş eşlik ediyor sabaha.

Yirmi yaşımın sabahları uzak.
Yarın yirmibir olacağım: Yarın yollara çıkacağım,
her taşını, gökyüzünün her çizgisini anımsıyorum.
Yarın yine herkes beni görecek
ve dimdik ayakta olacağım, durabileceğim
vitrin camlarında kendimi seyretmek için.Bir zamanların sabahları,
gençtim ve bimiyordum, benim geçip gittiğini bile bilmiyordum
-kendinin efendisi bir kadın- zayıf bir çocuktum
yıllar yılı süren bir ağıttan uyandım:
Şimdi sanki o ağıt hiç yaşanmamış gibi.

Yalnızca renkleri istiyorum.Renkler ağlamıyor,
bir uyanış gibiyim: Yarın renkler
dönecek.HErkes sokağa çıkacak,
her beden bir renk - bebekler bile.
O açık kırmızı elbiseli vücut
uzun bir solgunluktan sonra yeniden başlayacak yaşama.

Duyacağım etrafımda dolaşan bakışları
ve ben olduğumu anlayacağım: Şöyle bir bakarak,
kendimi insanlar arasında göreceğim.Her yeni sabah,
yollara düşeceğim renkleri aramak için.

Her Sabah Dönersin

Şafağın ilk ışığı
soluyor dudadğından
boş, ücra sokaklarda.
Griye çalıyor gözlerin, ışıl ışıl,
şafağın tatlı damlaları
koyu tepelerde.
Adımın ve soluğun
tan vakti esen yel gibi
siliyor evleri.
Ürperiyor kent,
kokuyor taşlar-
sen yaşamsın, uyanışsın.

Yitik yıldızsın
şafağın ışığında,
bir meltem cıvıltısı,
sıcaklık, soluksun -
gece bitti.

Sen ışık ve sabahsın.

Uyuduğun Gece

Sana benziyor gece de
ağlayan uzak gece
suskun, derin yüreğin içinde,
yıldızlar geçiyor yorgun.
Bir yanak değiyor bir yanağa
soğuk bir ürperti gibi, birisi
çırpınıyor, yalvarıyor sana, yalnız,
yitik, içinde, ateşinde.

Gece acı çekiyor, soluyor şafak,
sarstığın zavallı yürek.
Ey örtülü yüz, koyu sıkıntı
yıldızları üzen ateş,
senin gibi bekleyen de var
günün ağarmasını
yüzüne dikkatle bakarak sessizce.
Uzanmışsın gecenin altına
kapalı, ölü bir ufuk gibi...
Sarsılan zavallı yürek
sen de şafaktın uzak bir günde.

 

Perşembe, Mayıs 29, 2008

Ugo Foscolo (Şiirleri)



Kendisi Hakında (1)

Bir daha asla dokunamayacağım kutsal kıyılarına
çocukluk anılarımın gömülü olduğu
Zacinto'm benim!
İyon denizinin dalgalarında yansıyan.
Onlardan doğdu Venüs ve yeşertti adaları
ilk gülümseyişiyle, onun için hiç eksik olmadı
senin berrak bulutların ve ağaçların
o yazgısal suları ve değişik sürgünü yazanın
onurlu dizelerinden.
o ünlü sürgün, o bahtsız Odysseus bile
taşlı yurdu Ithaka'yı öptü.
Sen oğlundan bu şiirden başka bir şey alamayacaksın
ey benim ana yurdum; yazgı bize
gözyaşlarından yoksun bir mezar yazmış.

Kendisi Hakkında (2)

Eskiden olduğum gibi değilim, büyük parçam öldü:
Bana kalan ise yalnızca boşluk ve gözyaşı.
Mersin dalı kurudu*, yaprakları
darmadağın defnenin, gençlik şiirimin umudu.**

Çünkü bağlarımdan kurtulduğum ve Mars'ın
kanlı giysisini giydiğim günden beri
aklım kör, gönlüm tutuk, insan kıyımı ve övüncüm,
sanatım oldu.

Ölüm duygusu uyanınca düşüncemde
güçlü aklımın kapılarını kapatır
ün tutkusu ve oğul sevgisi.

Böylesine tutsak kendine, başkalarına, yazgıma
iyiyi tanırım, kötüye yönelirim,
ölümü çağırırım ama ona boyun eğmem.

(* Mersin dalı=Aşk tanrıçası, yani aşk; Defne=şiirin simgesi)

Kardeşim Giovanni'nin Ölümü Üzerine

Günün birinde bırakırsam koşmayı oradan oraya
oturmuş ağlarken göreceksin beni
kardeşim, mezarının başında
daha yeşerirken yitirdiğin gençliğine.

Şimdi yapayalnız annemiz, o geçkin yaşını sürüyerek
senin suskun küllerine beni anlatıyor;
ve ben umutsuz ellerimi uzatıyorum size;
selamlıyorsam evimin çatısını ta uzaklardan;
yazgının düşmanlığını, senin yaşamında fırtınalar koparan
o sıkıntıları duyuyorum benliğimde,
ben de diliyorum dinlenmeyi, senin limanında.

İşte bugün, yalnız bu, onca umuttan bana kalan!
Ey yabancılar, acıdan yıkılmış annemin kucağına
geri verin kemiklerimi o zaman.

 

Cuma, Nisan 11, 2008

'Meşale Taşıyanlar'dan Ufak Bir Alıntı

Savaşları yücelttik.Kör ve kana susamış krallar
Destansı bir müzikle tahtlarına doğru ilerlediler.
Niçin bu en asil savaşı yüceltmediniz?
Işığı bulmak için savaşmış, ancak kazanılmasına katkıda bulundukları
Bu zaferi hayal bile edememiş olanların,
Sessiz kaşiflerin, yalnız kalmış öncülerin
Mahkumların ve sürgün edilmişlerin, [bilimin] meşalesini
Nesilden nesile aktaran hakikat şehitlerinin savaşlarını...

~Alfred Noyes....

Cuma, Nisan 11, 2008

Büyücünün Yolu

"Mucizelere olan yolculuk burada başlıyor.Şimdi yola çıkmanın tam zamanı!Büyücünün yolu zamanla sınırlı değildir; O, her yerde ve hiçbir yerdedir.O, herkese ve hiç kimseye aittir.Bu kitap, zaen sizin olanı size geri veriyor."


Deepak Chopra, Büyücünün Yolu'nda, istediğiniz yaşamı yaratmanın hayatı zenginleştiren yirmi ilkesini açıklıyor.Gerçek özgürlük ve doyum, kaybettiğimiz ama ulaşabileceğimiz büyüyü tekrar keşfetmekle mümkündür.Derinlerdeki büyücüyü, iç rehberimizi bulduğumuzda, sıradan ve alışılmış dünyadan, yeni ve mucizelerle dolu bir dünyaya y,kseleceğiz.
Bu olağanüstü kitap, açıklamalar ve önerileriyle büyücünün yolunda nasıl yürüyeceğimize dair bir dizi ders sunuyor.Bu kitapta, Büyücü Merlin'in Kral Arthur'a verdiği dersler, içimizdeki sınırsız gerçekliğe ulaştıran yolculukta, yolunuzu aydınlatacak bir meşale olacaktır.
.
.
.
der arka kitaptaki yazılar.Diğer kişisel gelişm kitaplarının aksine ben bu kitabı çok severim...Çünkü Merlin ile Arthur arasında yaşanan diyaloglar beni çeker kendine.Bazılarını onaylamasam da, hatta düşüncelerimle çelişseler bile okurum hepsini ve severim de....Aslında bu kitaptan alıntı yapmak demek benim için tüm kitabı yazmak demek olacağı için bunu elbette yapmayacağım ama sevdiğim o kadar söz var ve hemen hepsini paylaşmaya çalışacağım

*************

Büyücünün Dünyasına Giriş

Büyücü korkuyu sevince, hüznü doyuma ulaştırabilir.
Büyücü zamanla sınırlı bilinci, zamanın ötesine geçirebilir.
Büyücü sizi sınırların ötesindeki sınırsıza taşıyabilir.
~
Kristal Mağara insan kalbindeki çok özel bir yerdir.Bir bilgenin korkuyu tanımadığı, dış dünyaın karmaşasının giremediği sığınaktır o.Kristal Mağara'da her zaman bir büyücü olmuştur ve her zaman da olacaktır; tek yapacağımız şey girip dinlemektir.
~
Neden büyücünün bilgisine ihtiyaç duyuyoruz?Bizi sıradan ve alışılmış olandan alıp sadece efsanelere özgü kıldığımız ama aslında şu anda burada var olan alışılmamışa götürmesi için.Yaşamak demek, istediğinizi söylemek, istediğiniz olmak ve dilediğinizi yapma hakkını kazanmaktır.
~
-Neden kendimi bağırmak istercesine bu kadar şişeye kapatılmış gibi hissediyorum?
-Çünkü herkes öyle hissediyor
~
Büyücü aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü, zevk ve acı gibi zıtlıkların ötesindedir.
Zihin ve beden uyuyabilir ama büyücü her zaman uyanıktır.
Büyücü ölümsüzlüğün sırrına sahiptir.

*********************************
Seni bataklığa ya da ölümlülerin dediği gibi dünyaya, yolluyorum.(Caelo derki, bataklık değil cehennem!)
~
Dünya mı?Köyde gördüğün o insanların yaşadığını nereden çıkartıyorsun?Onlar zevk ve acı için endişeleniyor, birinin peşinden koşup diğerini çaresizce reddediyorlar.Canlıyken, yaşamlarını ölüm için endişelenmekle geçiriyorlar.Zenginlik ve fakirlik takıntıları haline gelmiş ve bu en derin korkularını besliyor.
~
"Masum değilsiniz.Bir şeyi etiketlediğinizde onu değil, onun etiketini görürsünüz." ~Merlin
"Bir meşeye, bir ceylana veya yıldıza neden bir dakikadan fazla bakamadığını merak ediyor musunuz?Zihinlerinizin feryatlarını duyuyorum, 'Yine mi aynı şey' diyerek yeni bir şey için çılgınca koşturmaya başlıyorsunuz."

*****************
Merlin bir keresinde elinde bir kasap bıçağını sallayarak gezmektedir.Onun aklından şüphe eden Arthur sorar;
-Ne yapıyorsun?
-Düşünüyorum.Sen böyle düşünmez misin?
-Hayır.
"A, o zaman yanılmış olmalıyım.Tüm ölümlülerin, zihinlerini, kesip parçalara ayıran bıçaklar gibi kullandıkları izlenimine kapılmıştım.Bunun nasıl bir şey olduğunu görmek istedim.Şunu söylemeliyim ki sizin akıl yürütme dediğiniz şey, ardından oldukça şiddet içeren bir olay"

******************
"Beni ismimle çağıran herkes yabancıdır.Yüzümü hatırlıyor olman benim kim olduğumu bildiğini göstermez"
*****************
Arthur;
-Zamanı neden geriye doğru yaşadığını açıklayabilir misin?
-Çünkü tüm büyücüler böyledir.
-Peki niye?
-Çünkü biz öyle olmasını istiyoruz.Birçok avantajı var.
-Ben hiçbir avantajını göremiyorumm.
-Gel göstereceğim.Şimdi buradan şuraya kadar kazmaya başla ve ben sana söyleyinceye kadar durma.
Arthur işe koyulur ve bir saat kadar kazar.
-Bu yeterli mi?
-Evet oldukça iyi.Şimdi tekrar doldur.
Emir almaya alışkındır Arthur ama bu emir pek hoşuna gitmez.Terli ve syratsız bir yüzle, cayır cayır yanan güneşin altında çukuru tekrar doldurur.
-Şimdi yanıma otur.Yaptığın iş hakkında ne düşündün?
-Gereksizdi.
-Çok doğru.Ama işin gereksizliği çok geç fark ediliyor; iş bittikten sonra.Eğer zamanı geriye doğru yaşasaydın, çukur kazmanın gereksizliğini görüp hiç başlamazdın."

********************
Seni anımsadığımda aklıma ne gelir?Gerçek sen değil, ölü bir imaj.İşte hafıza bundan ibarettir, bir zamanlar yaşayan şey, ölü bir imaja dönüşür.Eğer seni her gün unutabilirsem, ertesi gün yeni bir sen görmek üzere uyanırım.İmajlardan sıyrılmış gerçek seni görürüm.

*********************
"Ne olurdu uyusaydın

Ve ne olurdu

uykunda

rüya görseydin?

Ne olurdu

rüyanda

cennete gidip

garip güzel bir çiçek koparsaydın?

Ne olurdu

uyandığında

çiçeği elinde bulsaydın?

Ya sonra ne olurdu?"

***************************
Güç iki yanlı bir kılıçtır.Ego onu ele geçirip egemen olmak ister.Büyücünün gücü aşk'ın gücüdür.
İç benliktir gücün kaynağı.
Ego, karanlık bir gölge gibi bizi izler.Onun gücü zehirleyicidir ve bağımlı kılar ama eninde sonunda yıkıcıdır.
Güçlerin sonu gelmez çatışması Birlik'te son bulur.
************************
"Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak" ~Merlin.
Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep işbaşındadır.Sevgisiz insan diye bir şey yoktur; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlara vardır.(Caelo'nun Notu:Bu fikir benim düşüncelerimle tamamen terstir.Bunu özellikle belirteyimdedim, asıl güç nefrette yatar.Sevdiğin zaman değil, nefret ettiğin zaman güçlü lursun.)

*********************
İçinize iyice baktığınızda, bedeninizin kullanımı için yarışan bir çok kişilik bulacaksınız.Örneğin iyi ve kötü arasındaki çatışma aziz ve günahkar diye iki kişiliği oluşturur.Bunlar tartışmayı hiç bırakmazlar.Bir tanesi sürekli Tanrı'ya yaranabilmek için yeterince iyi olmayı umarken diğeri, her zaman bastırılamayan "kötü" dürtüleri sürekl hisseder.

Büyücünün gözünde bizler gölge benliklerimizin gardiyanlarıyız.Zihnimizin
bilinçsiz olduğumuz kısmı, istenmeyen enerjilerin hapsedildiği yerdir.Böyle olmak zorunda olduklarından değil, yıllardır evet ve hayır, iyi ve kötü şeklindeki şartlanmalarımızdan dolayı.Arthur Merlin'in gardiyanlık üzerine söylediklerini düşündükten sonra;
-Ben böyle olmak istemiyorum.Nasıl değişebilirim?
-Bundan daha kolay bir şeu olamaz.Sadece hem hapseden, hem de hapsedilen rollerini oynadığının farkına var.Eğer madalyonun her iki yüzü de sen isen o zaman sen ikisi de olamazsın çünkü bunlar birbirlerini götürürler.Bunu fark et ve kurtul.
-Nasıl yapacağım bilmiyorum.Bu bahsettiğin gölge benliği nasıl bulacağım?
-Sadece dinle.Tüm tutsaklar gibi o da hücresinin duvarlarına vurarak mesajlar yolluyor.

Gölge benlik de, sahip olduğumuz diğer roller ve kimlikle gibidir, ama onu toplumda göstermeyiz.Gölge benlik çoğu zaman gün ışığına çıkmaktan korkar veya utanır.Ancak onun var olduğu su götürmez, hepimiz kendi gölge benliğimizi, görevi, boşaltamadığımız enerjileri taşımak olan enerjileri taşımak olan kişiliği, icat ettik.Yeni doğan bir bebeğin, "Kötü" veya sağlıksız hislere takılma diye bir problemi yokur.Bir bebeğe olumsuz bir şey yaptığınızda hemen ağlamaya başlayacaktır.
************************
Tarif ettiklerin olanlar değil, olmasını umduklarındı.Ancak, beklentiler kuvvetlidir.Işık olmadan bile umduğunu görüp ona göre tepki verdin.Odayı aynı hissetmedin mi?Etrafa çarpabileceğin  yerlerde temkinli yürümedin mi?(Oda bomboştu)Gün ışığında bile görmeyi, duymayı, dokunmayı beklediğimiz şeylere göre yürüyoruz.Eğer tamamıyla beklentisiz görebilirsem, önemsediğim şeylerin gerçekliğini yitireceğini söyledi Merlin.Büyücünün, ışık geldikten sonra gördüğü dünya gerçek dünyadır.Bizimki ise karanlıkta el yordamıyla bulduğumuz gölge bir dünyadır. (Arthur karısı Guinevere ile konuşurken~)
************************
Büyücüler kaybedilen şeylere üzülmez, çünkü yalnızca gerçek olmayan şeyler kaybedilir.
Herşeyi yitirsen bile gerçek yine var olacaktır.
yıkıntıların arasında ve felaketlerin arasında bile hazineler saklıdır.
Küllere bakarken iyi bak.
~
"Zaten hiç sahip olmadığından bir şeyleri kaybedemeyeceğini hiç hisseder misin?Sahip olduğun tek şey kendisnsin.Nesneler ve sahiplendiğiniz şeyleri de düşünün.Gelirler ve giderle.Geriye kalan ise sizsiniz."~Merlin
~
.......Kendinde sevgi olmadığıdan, bu boşluğu dolduracak bir imaj yaratırsın.Bu yüzden sevdiğiniz kişinin sizden ayrılması veya sizi aldatması acı verir çünkü sevgisizliğin oluşturduğu yara su üstüne çıkar." ~Arthur, Galahad'la konuşurken.

*********************
Galahad- Aşk neden değişr?
Arthur- Çünkü değişen aşk duygusu her zaman zıttını da içerir.Hissettiğiniz en güçlü aşk bile aynı güçte nefreti de gizler.Tek fark, aşk, açmış bir çiçekken, nefret daha tohumdur."
********************
Arayanlar hiç kaybolmaz çünkü ruh onları her zaman çağırır.
Arayanlara ruhun dünyasından her zaman ipuçları gönderilir.
Sıradan insanlar bu ipuçlarına şans der.
Büyücü için şans diye bir şey yoktur.
vsvsvs...

Gerisini yazamadım aırtıma ağrılar girdi beğenen kitabı okur zaten.