« Önceki | Sonraki »

Perşembe, Aralık 4, 2008

Altıncı Bölüm ~ Ormanda Piknik!

Dağa tırmanmaya başlamadan önce çevresinde epeyce dolandım, sırf çıkabilecek uygun bir yol bulabilmek için.Boynuma astığım pusulanın yardımıyla yönümü kaybetmeden yine de oldukça geniş bir yay çizerek indim ve çıktım.Yalnız da değildim.Yoo, John Hammond'dan bahsetmiyorum bu sefer.Laboratuvar olayından beri benimle hiç konuşmadı.Sanırım verebileceği tüm bilgileri verdi, ve bunlar benim yolumu bulmamda önemli yardımlarda bulundu.Benim bahsettiğim şeyler dinozorlar.Gene şu dikenli yaratıktan rastladım.Öyle bir gizlenmiş ki neredeyse üstüne çıkana dek onu göremedim.Stegosaurus.(Ve şu Diplodocus dediğim uzun boyunlu dev gibi yaratıkların da isimlerini biliyorum artık.Brontosaurus.Laboratuvarda elde ettiğim bilgiler sağolsun.)Fakat henüz John'a veda edemem, her saniye ona içimden küfür etsem de.Onun sesinin yokluğu bana adada iyice yalnız olduğumu hatırlatıyor.Filmde John Hammon  sağ olarak gösterilmişti.Yanlış. John Hammond bizimle asla helikoptere binemedi.Ve adamlarına mezar olan Isla Numbler, onun son evi oldu.Belki bir gün onun hikayesini de anlatırım.

Orman ıslak yaprak, çürük odun kokularıyla doluydu.Küçükken tüm dünyanın eski çağ ormanlarıyla kaplanacağı bir zamanın geleceğini hayal ederdim.Tıpkı bunun gibi...Büyük yırtıcılar, karanlık orman içerisinde sessizce süzüleceklerdi, ağaçlarda devasa ağaçlardı, özellikle de Meşe ağaçları.  "Dinozor Parkı, aman ne parlak bir fikir!"

John Hammond'un bu adasında fark ettiğim bir sürü gariplikten biri de üç çeşit raptor türünün olması.Ve adanın içlerine doğru gidildikçe bu şeylerin giderek şekilli yaratıklar haline dönüşüp daha da vahşileşmeleri.Adaya düştükten sonra karşıma çıkan ilk raptor türüsırdana, kahverengimsi renkleri olandı.ikinci türün renkleri kırmızıya kaçıyordu ve teninde yuvarlak şekiller vardı.Bana Malcolm'un kaos teorisinde gösterdiği şekillere benziyordu.Üçüncü türün ise kamuflaj konusunda berbat olan sarımsı, kaplan çizgili derisi vardı.Benim teorime göre saklanmak zorlaştıkça raptorlar bu dezaavantajlarını güçle kapatıyorlardı.Daha vahşi, daha dayanıklı ve daha ölümcül.Tek iyi şey adanın içlerine gidildikçe büyük dinozorların azalması.

Olabildiğince sessiz yürümeye çalışıyorum.Yine de ortamda bir farklılık seziyorum.Eğer uzun zaman vahşi doğa içinde zaman geçirirseniz meydana gelen en ofak değişikliği bile fark edersiniz.Ölümcül silahı elime alıyorum, kulaklarım iyice açılmış vaziyette neredeyse dizlerim yere değecek şekilde ilerliyorum.İleride aşağıda yaprakların hışırtılarını duyabiliyorum.Bir an için duruluyor, sonra yapraklar açılıyor.İçinden kanlar içinde bir yaratık yuvarlanıyor.Bu bir raptor! Sürünün geri kalanını da görüyorum.Hepsi de biraz önce raptorun fırlatıldığı noktaya saldırıyorlar.İçinde ne olduğunu görmeye çalışarak ileri uzanıyorum.Sivri dişlerinden et parçaları sarkan, kocaman kafası, yeşilimsi kahverengi bir derisi olan 3-4 metrelik bir canavar bu! Adı şey olsa gerek...Allosaurus gibi bir şey.Yerde cansız serilmiş iki raptor leşi görüyorum, fakat bu kocaman yaratığın da dayanacak fazla gücü kalmış görünmüyor.Dikkatlerini çekmemeye çalışarak epeyce uzaklarından geçip gidiyorum.Kükremeleri epey bir süre boyunca beni takip ediyor.

Bu adadaki her yapı John Hammond'un değerli mühendisleri tarafından inşa edilmemiştir.Yolcuğum sırasında bunlardan bir tanesiyle karşılaşıyorum.Aztek ya da Maya tapınaklarına benzeyen eski bir yapı ile şimdi bile ne anlama geldiğini çözemediğim, belli bir düzene göre dizilmiş evler ile çeşitli yapılar.Belki ay takvimini ya da yıldızların yönlerini gösteriyorlardı kim bilir? John Hammond bunları yıkmamakla iyi bir iş yapmıştı, bu sanırım yaptığı tek iyi şeydi.Düşünsenize, 65 milyon yıl önceden gelen dinozorlar, binlerce yıl öncesinden eski bir krallığın kalıntıları ve günümüz insanın kaynaşması! Tam bir bermuda Şeytan üçgeni gibi.

Bu binaların içinde bubi tuzakları olduğu söylentiler arasında.Fazla içlerine bulaşmadan ilerliyorum ve işte!BİNGO! Uzakta, dağın kenarında bir yol görüyorum.Yukarılara zik zak çizerek çıkıyor.Sonunda yolumu tamamen bulmanın rahatlığıyla dinlenme molası veriyorum kendime.Bir kaç saat içinde o şeyin tepesinde olacağımı, ve birilerini arayıp durumumdan haberdar edeceğimi hayal ediyorum.Gözüme kestirdiğim bir ağacın tepesine çıkıyorum, rahat, büyük bir dal bulup uzanıyorum.Tırmanıştan önce iyice bir dinlenmem gerek.

********************************
Anne, bu tehlikeli yolun sonunda ne bulacak? Ve şimdiye kadar tıkırında giden şansı yine ona yardımcı olacak mı? Bir sonraki bölümde...


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır