« Önceki | Sonraki »

Çarşamba, Kasım 19, 2008

Birinci Bölüm: Eskiye Dönüş ve Hayatta Kalma

(Uçağın düşmesinden epey bir süre sonra.Anne'ın evi.Ev loş, hiçbir ışık yanmıyor.Kapının yanında bir masa var.Masanın üstünde bir kağıt, üzerinde uçağa binerken alınması gereken eşyaların isimlerinin yazılı olduğu bir liste.Postalar birikmiş, haftalardır eve kimsenin uğradığı yok.Mutfağa geçtiğimizde lavabonun ağzına kadar bulaşıkla dolu olduğunu görebiliyoruz.Telefon sesi...Yığılan mesajlar.Anlıyoruz ki Anne bir süredir yok ortalarda.)

(Uçakta.Düşmeden hemen önce.Anne tuvalete gidiyor, büyük ihtimalle yolculuk onu hasta etmiş.Tam giriyor ki uçak yalpalıyor.Bir sonraki sarsıntı daha şiddetli oluyor ve uçak düşmeye başlıyor.Anne'ın aklında kalan son şey kokpitten gelen güneş ışıkları oluyor.)

.......

Kendime geldiğimde fark ettiğim ilk şey gözlerime batan güneş ışıkları oldu.Dalgaların kıyıya vuran yumuşak sesleri ve hafif martı çığlıkları...Garip.Terminalden giriyorum, uçak biletimi alıyorum ve uçağa biniyorum.Neden buradayım ben?

Ah tabii ya! Düştüm.Korkunç bir düşüş oldu bu.Fakat bende yara izi yok sadece gömleğimde belli belirsiz kan izleri, o da muhtemelen bir başkasının kanları.Yavaşça, kemiklerimde kırık olup olmadına dikkat ederek ayağa kalıkıyorum ve o anda hayatımda görebileceğim en acınası manzarayı görüyorum.Küçük bir koydayım ve uçağın kuyruğu denizin içinde.Olduğu gibi.O gün uçağa binerken bu hallere düşeceğim aklıma gelir miydi? Fakat neden kimse yok? Ne kadar baygın kaldım? Ve hangi cehennemdeyim böyle?

Yumuşak kumlara bata çıka küçük koyu geçiyorum.İlerde kayalıklar var.Onları tırmanıp yukarı çıkıyorum.Bir adada olması gerek her şey var.Beyaz kumlar, sıcak bir güneş, masmavi deniz.İyi de ben tatilde değilim ki? Lanet olsun.Eğer kendi isteğimle gelseydim buraya  kesinlikle beş yıldızlı bir otelde bir haftalığna eğlenmek için olurdu.Böyle ıssız bir yerde öyle bir otel olduğunu da düşünmek boşa umuda kapılmak demek.Kafamdan bu boş düşünceleri atmam gerek.Veee....

Ahhh beş yıldızlı olmasa bile bir sürü bina ile burun buruna geliyorum.Başka şey mi dileseydim ne? Fakat bunlar sadece duvarlar.İçleri bile yok.O kada eskilerki içlerinde çimler yetişmiş, yaşam izleri silineli yıllar olmuş.Doğa çok acımasız.Belki de insandır acımasız olan.Birbirlertiyle sürekli bir savaş içerisindeler.Ve bu adada gördüğüm kadarıyla doğa zaferini ilan etmiş.Sinirimden yerden aldığım bir taşı öylesine fırlatıyorum.Gidiyor, gidiyor bidonlar çarpıp onları gürültüyle yere deviriyor.Çıkan ses kulaklarımda uğulduyor.Etrafıma bakınıyorum.Omuzlarım içeri çekiliyor, bacalarım kaçmaya hazır ceylanlar gibi gergin.Nedensiz yere bu yerde fazla gürültü yapmamam gerektiği hissine kapılıyorum.Kuşlar bile sustu.İçimde kötü bir his var.Binalar arasında eski tekerlek izleri buluyorum.İçime belli belirsi bizr rahatlama duygusu geliyor.Eğer tekerlek izleri varsa arabada vardır ve eğer arabada varsa o zaman....Eh denemeye değer.Sahilden uzaklaşıp yolu takip ediyorum.Biyik bir çitin içinden geçip gidiyor.Bu da nesi böyle? Hangi insan evladı yolun ortasına böyle bir tahtadan duvarları dikmeyi akıl edebilir ki? Kapı kilitli fakat bu beni durdurmuyor.Kapıya omuzumla yaslanıyorum.Göründüğünden daha dayanıksızmış, hafifçe zorlamamla birlikte yere yıkılıyor.

İçerisi de tıpkı dışarısı gibi.Sanki bir eğitim sahasını andırıyor.Ve o da ne? Sahiden de bir eğitim sahası burası.Ufak bir silah deposu.Silahtan anlamam fakat bir kaç kere kullanmayı denemiştim.Ve başarmıştım da vurduğum tek şey...anlatsam inanmazsını bu yüzden boşverin.İki tane silah seçtim.İçleri dolu.Her birinde sekizer kurşun.Ne işime yarayacaksa? Belki açlıktan ölmeden önce kendimi vurmamda işe yararlar.Kısa ve güzel bir ölüm, heralde böyle bir şey yaparsam kimse de bir daha benden haber alamaz.Hayır, bunu düşünmemeliyim bile!Sırası değil!

Girişteki kapıyı yıktığım için çıkarken daha da dikkatli davranıyorum.Bir telefon ya da radyo bulabilsem...Bu benim için bir kurtuluş yolu olabilirdi...Belli belirsi araba ilzerini takip ediyorum.Ve işte...orada! Araba! Bir jip! Ama...ama tekerlerinin yerinde otlar bitmiş, camları kırık, motoru kayıp ve her tarafı paslı bir jip! Peh...Bu benim işime yaramaz ki! Bu adada her şey var ama hiç biri de işe yaramıyor.Pardon...Silahlar ama henüz kullanmadım.Umarım sahiden işime yaracağı bir ana rastlamam.Belki de yiyeceğimi bunlarla sağlayabilirim? Kim bilir ama benden başka bir canlı da gözükmüyor ortalarda.

Yol uzayıp gidiyor.Yolun aşağısında kayalara gömülmüş bir kamyon.Orada ne iş var ki? yoldan oldukça uzakta.Başına ne gelmiş olabilir ki? Yolda ilerlerken büyükçe bir tabela karşına çıkıyor.Ahh İNGen.Uluslarası Genetik Teknolojisi.Genetik Harikaları.Ve John Hammond.Evet, onu hatırlıyorum.Beyaz sakalı ve ondan da bembeyaz yüzüyle karşıma geçip bana dinozorlarından övgüyle bahsettiğini hatırlıyor gibiyim.Bana yarattığı o tesisin harikalarını öve öve bitiremişti, neredeyse konuşurken ağzından akan salyaları görebilirdiniz.Çok zaman geçmeden, tesis alt üst olup, dinozorlar insanları öldürmeye başladığında yüzünü görmeyi dilerdiniz.Eğer vahim bir durumda olmasaydık yerlere bile yatardım o an!

Lanet ihtiyar yine karşıma çıktı.Böyle bir adada ne işi var bu reklam tabelasının.Bana ne be adam senin dört dörtlük otel odalarının konforundan...Ya da havuzundan ya da..Dur bir dakika.Bu bir otel reklamı.Ve sanırım bu adada.Ne demek oluyor bu? Seni yaşlı piç demek bu adaya da yaptın yapacağını.Belimdeki silahları yokluyorum.Zaten sönmek üzere olan kendine güvenim bir duman bulutu gibi bir anda havaya karışıp yok oluyor.ellerim titriyor.Gözlerim büyüyor.Kalbim ağzımda.Biliyorum ben bu hissi.Beş sene önce yaşamıştım.Yine olamaz!İhtiyar'ın lanet olası vahşi dinoroları.Bu adada varsa böyle bir şey onun mezarı üstüne gidip tepinicem ve ne kadar lanet varsa ona yollayacağım.Tabii bu yerden sağ çıkabilirsem!Gene faka bastın beni.Argh :S

"Bu ada daha önce insan gözlerine maruz kalmamıştı  taki biz buraya gelene dek."

John Hammond'un sesi beynimde yankılanıyordu.Ne kadar uzaklaştırmak istesem de o zrola kafama giriyordu.Buradan bana söz etmişti.O anda yaşadığım heyecanla (65 milyon yıl önce var olmuş devasa yaratıkları görmenin heyecanıyla, sonra da onlardan kurtulmaya çalışmanın verdiği dehşet heyecanın yerini almıştı) bunu sorgulamamıştım.Bir ada daha.Ne olacak ki? Bunlardan on tane de olsa ne fark ederdi ki?

Yol sona eriyor.Aşağıya ovaya doğru iniyorum.Sık ağaçların arasında yürümek zor.Garip bir gümbürtü duyuyorum.Her beş saniyede bir tekrarlanan bir gürültü bu.Yer sarsılıyor.Ağaca dokunuyorum.Evet yanılmıyorum.Ağaç bile titriyor.Gözümün önünde kocaman yaprakların oynadığını görünce aklınızı başınızda tutmak sandığınız kadar kolay olmayabiliyor.Aklıma en kötüsünü getiriyorum.T-Rex! Korkunç yırtıcı.Leş yiyen vahşi.Bir köpekten on kat daha iyi koku alabilir.Eğer oysa ben öldüm!

Cesaretimi toplayıp ağaçların arasından baktığım zaman düşündüğüm şeyin olmadığının farkına varıyrum.Yine de bu manzaranın olağanüstülüğünü lekelemiyor.İlk gördüğüm zamanki kadar güzel ve insanlık dışı bir güzellik bu.İnsan eliyle yaratılan bir harikalık.Uzun boyunlu uzun kuyruklu devasa yaratıklar.Boyunlarını uzatmış ağaç yapraklarından yiyorlar.Adını hatırlamaya çalışıyorum, Diplodocus gibi bir şey olmalı.Keşke yanımda küçük bir velet olsaydı onlar dinozorları tanımakta daha ustalar.Tek bildiğim bu yaratığın ot yediği yani bana dokunmayacak.Ve ezilmezsem yaşama şansım oldukça yüksek bir durum

-Seni kocaman yaratık aşağıdayım görmüyor musun?

Beni göremeyecek kadar kibirliler demek isterdim ama genetik bir özellik.Biz nasıl karıncalara dikkat etmiyorsak onlar da bize etmezler doğal olarak.Sessizce süzülüyorum.Bir havuzun içine girip diğer taraftan çıkıyorum.Sessizce son defa gözlüyorum bu muazzam devleri.Aslında şu an manzara seyretmenin sırası da değil.Yola koyulmam gerek.Bu unutulmuş yerde bir telefon aramaya devam ediyorum.

Uzun bir yokuş bu.Ve yine kayalık bir alan.Ve bir araba daha! Bilin bakalım ne? Evet yine kullanılamaz halde.Kullanılabilir halde olsa ne yapacağımı sanıyorum ki zaten.Atlayıp bir Jurassic tur fena omaz mıydı? Hatta bunun filmini bile çektiler eminim izlemişsinizdir.Dehşet verici kaçış sahneleri, T-Rax tarafından kovalandığımız durumu biraz abartmışlardı tabii.Onun dışında yaşadığımız dehşeti tarif bile edemem.Neyse.Yine düşüncelerimin arasında kayboldum.Ah John hani nerede o bana rehberlik eden sesin?

-Hırş...

Yok bu ses değil.Yaprak hışırdaması mı? Belki.Kayalığın arkasından geldi.Normalde kaçmam gerek değil mi? Eski tecrübelerim bana bunun tehlike işareti olduğunu söylüyor.Bu şeyin bir sincap olmadığına da eminim.Belki minik bir tavşan...Kocaman dişleri, oullu derisi, çürük yumurta kokusu saçarak üzerime gelen ve her adımda uzun kuyruğu sallanan bir tavşan? Yoo karıştı.Beynim iki görüntüyü üst üste bindirince ortaya böyle garip manzaralar çıkabiliyor.Mideme doğru uzanmış devasa tırnağı gördüğümde bir patlama sesi duyuyorum.Hayvan acı çekiyormuş gibi debelendikten sonra kaçmaya çalışıyor.Bir el daha...Ve bir daha.Kurşunlarımı üzerine boşaktana dek durmuyorum.Hatta bittikten sonra bile tetiği çekmeye devam ediyorum.Yerde artık kıpırtısız duran yaratığa bakıyorum.

"Velociraptor, Çin ve Hindistan taraflarında yaşamış olan bu küçük yırtıcılar oldukça zeki ve çeviktirler."

Ah sağol John.Tam da en istediğim anda geldin geri.Böyle habersiz gidip gelmeler yapmasan.Yok ben bu adada daha fazla kalmaya devam edersem sıyıracağım.

Minik bir köprüyü geçtikten sonra bir silah kutusu buluyorum.Oraya sanki bilereke bırakılmış gibiler.Bu tarz ufak tefek düşünceler benim umudumu korumama yardımcı oluyor.Bir insanla karşılaşma...Hala tehlikenin gerçek anlamda farkında değilim.Daha önce yaşadıklarımı unutmam mümkün değil elbette fakat üzerinden uzun zaman geçti.Hafızamı tazelemenin vakti gelmişti.

Ahh! Dizimi vurdum.Her taraf lanet olasıca kayalarla dolu.Kocaman yaprakların arasında zor görünüyorlar.Belk acıdan kaynaklı, uzaktan bir bina gözüküyor.Bu kadar erken mi? Bu kadar çok mu susuz kaldım da halüsinasyon görmeye başladım.Yoo bu gerçek.İşte orada! Tam koşacaktım ki büyükçe bir kayanın arkasından kaplan çizgilerini andıran bir kuyruk görüyorum.Kıpırdamıyor bile.Eğer rüzgar ondan bana esmeseydi işim bitmişti.Bundan sonra daha dikkatli olmam gerek.Her zaman bu kadar şanslı olmayabilirim!

BAM! Bir daha.Oh evet ilerleme var bende.İki kurşunda işini bitirdim.Seni aç pislik.Bu adada ben bir insan değilim, bir avım.Basit bir yiyecek ve bilin bakalım sofraya kimler oturuyor? Bu kesinlikle ben değilim! Yine de ölsem de bu yaratıkların etini yemem.Raptor kavurma...Iyy kulağa ne kadar acayip geliyor ve korkarım böyle bir ikilemde kalacağım bir anın geleceğini seziyorum.

Raptor aklımı karıştırmadan önce bir bina gördüğümü sanmıştım.Ve hala orada duruyor!Gerçekten de...Bir tren istasyonu.Hani sizin binip adanın etrafında tur atıp dinozorları "yiyecek atmayınız" tabelalarına rağmen yiyeceğe boğduğunuz eğlenceli geziler var ya.Ne yazık ki son gezimizde yiyecek olarak biz dönozorlara atılmıştık.Yattığın yerde ters dönesin emi John!

Fakat yıkılmış.Adadaki diğer her şey gibi terk edilmiş.Bir buzdolabı bile yok.Bari bir tuvalet olsaydı!Ahh çok kibarımdır.Vahşi ortamdayız diye vahşileşmenin anlamı yok değil mi? Yukarı çıkıyorum.Taş merdivenler her an çökecekmiş gibi narinler.Gökyüzü masmavi.Aslında  trene atlayıp eve gidecek olsaydım gayet güzel bir ortam vardı.Tuhaf bir şey var ama.Buraya geldiğimden beri asla güneş batmadı.(oyunda sahiden batmıyordu sadece oyunun sonun gelindikçe akşam kızıllığı görünüyordu o kadar)Neyse bu detayı sonra düşünürüm.

Duvara asılmış küçük bir cihaz dikkatimi çekti.Bu bir megafon.Hani düğmesne basıp konuştuklarınız var ya!Koşup düğmesine rsmen tosluyorum.Derinden gelen canlı bir erkek sesi konuşuyor...

-Jurassic Park'a hoşgeldiniz.Lütfen trene binerken numaralarınızı kon....
-Hey, hey, beni duyuyor musunuz? Bu adada kapana kısıldım! Raptorlar tarafından neredeyse öldürülüyordum!Buraya yardım gönderin!

aşağıdaki yazıyı okumaya çalıştım.

-...Site B, Araştırma Ünitesi!Derhal yardım gönderin.

Hoparlör cızırdamaya başlıyor.Adamın sesi boğuklaşıyor, kelimeler uzuyor.Dehşetle geri çekiliyorum.Sonra da yumruğmu hoparlöre geçiriyorum.Makine bir cızırtıyla susuyor.Umurumda değil.Başka hangi salak bir bantla konuşmaya çalışır ki? Lanet olsun!LANET OLSUN! Neden aptal uçak düştü ki?Neden sadece ben yaşıyorum ki? Uçakta bir sürü kahrolası insan vardı! Hatırlıyorum her birini.Yanımdaki uzun boylu, sarışın çocuk nerede? Önümde annesiyle tartışmaya girmiş küçük kız nerede? Ya da uyuklar numarası yapıp etrafındaki çıtırları gözetleyen yaşlı amca nerede? NEREDE BUNLAR??

Ara sıra böyle umutsuz anlara kapıldığınız oluyordur, üstelik benim son derece geçerli nedenlerim var.Yine de aklımı korumam gerek.Daha kötü ne olabilir ki? Tüm yapmam gereken telefon bulup yardım istemek...Daha ne başıma gelebilir ki? (işte sihirli sözcüğü söylemiştim.Söylemem gerekirdi, çünkü bu sözcükle birlikte her şey kötüye gitmeye başlar.Genelde böyledir.Benim hatam.Demeseydim belki mutlu bir ölüm yaşayabilirdim.Ne bileyim?Mesel uykumda kalp krizi geçirmek kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Bundan sonra yaşayacağım dehşetin yanında adeta bir melodi gibi.)

Geriye çekilip raylara koşuyorum.Aradaki mesafeyi bir sıçrayışta atlıyorum.Ray dediğim yerde de raylar yok aslında sadece rayların döşendikleri betonlar kalmış.Gene büyük bir tahta duvar var bu ünitenin ardında.Amma çok çit yapmışlar.Bu korumada birişe yaramamış çünkü lanet olasıca raptorlar her yerde.Derin bir nefes alıyorum ve raylar üzerinde koşarak karşı tarafa atlıyorum.Yere olan mesafeyi biraz az ölçmüşüm!Yere olduça uzun bir mesafe var!! Olamaz!!!

***************************
(Birinci Bölüm burada bitiyor.Acaba Anne bundan sonra ne yapacak? Cevabı sonraki bölümde.)


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır