Cuma, Kasım 28, 2008
Dördüncü Bölüm (İlk Kısım) ~ Tanrı'nın Öldüğü Yer...
İlk kaza meydana geldiğinde, daha doğrusu ilk belirtiler kendini göstermeye başladığında çok geç kalmışlardı.Doğayı kontrol etmek, dinozorları tıpkı evcil hayvanlar gibi düşünmek bunlar olanaksız hayallerdi.Bu eski çağ devlerini kontrol altında tutmak için her türlü çareyi düşünmüşlerdi.24 saat gözlem, besinlerine maddeler koymak -ki bunlara bağımlı olan hayvanlar bu yiyeceklerden tüketmedikleri vakit ölüyorlardı- , Düzenli bakımlar ve bana en aşırı gelen şey ise bütün dinozorları dişi doğacak şekilde genleriyle oynanmasıydı.Bütün bunlara bakarak bu hayvanların üretiminin ve kontrollerinin bilimadamlarının ellerinde olduğunu söylemek mümkündü.Bu yüzden vahşi doğada bulunan raptor yumurtalarının nasıl bir şok yarattığını tahmin etmek güç olmasa gerek. "Yaşam bir yolunu buluyordu, ne olursa olsun"
Biz Geleceği Yapıyoruz! kuruluş tarihi 1983
-..................
-..................
Ölümcül bir sessizlik şehrin sokaklarını kaplamış durumda.Bulmayı umduğun insanlar nerede? Hani hayalimdeki sıcacık bir çorba nerede? Hani...Hani nerede ulan bu insanlar? Hayalet kasabaya dönmüş burası.Ölmüş.Bitmiş.Umudun verdiği yaşam gücümü de kaybediyorum.Yere çöküp kalıyorum.Ellerimin üzerine bir ıslaklık düşüyor.Yağmur yağıyor sanıyorum ilkin ama bu sadece gözyaşlarım.Uzun zamandır hayatta kalmaya çalışmanın verdiği stresi dışarı vuruyorum.Kolay değil...
Buna rağmen devam etmem gerek.En azından kasabayı gösden geçirmem gerek.Bundan sonra ne yapacağıma karar vermem gerek.Geldiğim yol dışında gidecek bir yol göremiyorum.Biraz önce girmeye çalıştığım ana kapı, ya da ziyaretçi kapısı ana yol.Onu takip ettiğinizde yolun sonunda operasyon Merkezi var.Bu kasabanın taa diğer ucu oluyor.Kimisi tamamlanmış, kimisi henüz iskelet halinde irili ufaklı barakalar, her caddede bir otobüs durağı, minik bir park, basketbol sahaları, Genel Market, Benzinlik ve daha sayamadığım nice yer...Bir de kilise...Tanrı'nın öldüğü bu yere artık yakışmayan bir yapı.Her şey düşünülmüş.Bir zamanlar turistlerin gelmeye can atacakları bir yer olduğu aşikar. Komik olan şey bunun ne kadar eğlenceli olduğuydu.Bin otobüse ve hayat senin yanından akıp geçerken yolu izle.Her şeyi geride bırak.Fakat bana söyler misiniz, eğer eve ne zaman döneceğinizi bilmiyorsanız, buna tatil demek ne kadar doğru? Zavallı turistler!
"Şehri inşaa etmek oldukça zordu.Kosta Rikalı müteahhitler işlerinde yetenekli kişilerdi yine de onalrın bile beslenmeleri, barınmaları, taşınmaları ve diğer bilimum ihtiyaçlarının karşılanmaları gerekiyordu.Ve sonra...hepsi sessizliğe büründü"
Aslında yalnız sayılmam.John Hammond'un sesi benimle olduğu sürece.Eğer buraya bir tursit olarak gelseydim buradan oldukça hoşnut kalabilirdim.İki çeşit baraka vardı.Büyük olanlar standart bir ev gibi döşenmişti.Küfler kırık dökük eşyalar ve kalın toz tabakasını saymassak şirin sayılabilecek bir yemek salonu, mutfak, banyo, bir tane girişte portmanto ve iki tane oda.Küçük barakalar ise büyükçe bir oda, bir banyo ve giysilikten ibaretti.
"Biyoteknoloji uzmanlarına sürgünde yaşamanın bedelini ödemiştik.Yüksek ücretler, lüks evler.Dennis kendine özgü bilgisayar işleri için bolca zaman istemişti.Henry içinse ona gelen ziyaretçiler için görkemli eğlenceler düzenledik.Ve diğerleri...Bunlar işlerinde uzman kişilerdi.Çalışmak için her yere gidebilecek seçkin insanlardı.Onları burada tutmak zorundaydım"
Bazılarıyla hiç tanışmamış olmama rağmen Henry'i biliyordum.İlk kayıplarımızdan biriydi.Ve Dennis! O herkesten önce gebermişti ve hiç üzülmemiştim.Ceplerini parayla doldurup taşırma uğruna embriyoları satmaya, dış dünyaya göndermeye kalkmıştı.Adadan ayrılabilmek için tüm güçleri devre dışı bırakmıştı.Dinozorların çitlerde artık elektrik olmadığını keşfetmeleri ne kadar sürmüştü ? Eh Dennis yarım saat bile gidemediğine göre epeyce kısa sürmüş olmalı.Bok herif! İşinde uzman olabilirdi ama yüzüne tükürülecek bir herifti.ya bilgisayarda gizli gizli işler çeviri ya da yemek yerdi.İşe yaramaz yağ çuvalı!
Çan kulesi ha yıkıldı yıkılacak kilisenin önünden geçerken gözüm bir tabelaya takılıyor.Bir harita, neyin nerede olduğunu gösteriyor.Demek girişte sağda kalan görkemli, iki katlı kırmızı bina John'un! Lebtte onun karşısından Dr.Wuu'nun evi var.İkisinin de demir kapıları kilitli.Wuu'nun bana söylediklerini hatırlamaya çalışıyorum.Nedense o benimle John kadar konuşmaya pek istekli değil-_-
"Kendi haline bırakıldığında tesis en düşük güçte kendini döndürmeye devam eder - güvenlik sisteminin güçlendirilmesine.Kendini sonsuza kadar besleyip durabilir"
Aman bir bu eksikti.Yani her şey tamamdı da bir kapılarda güvenlik sistemii neden yok diye üzülüp duruyordum!Artık üzülmeme gerek kalmayacak.Demek ki yapmam gereken kasabanın elektriğini devreye sokmak sonra da nereye, nasıl gideceğime dair bir ipucu yakalamak.Operasyon merkezine giderken benzinliğe de uğruyorum.Maksat yiyecek bir şeyler bulmak.Üç gündür yemek yemeyen vücudum epey bitap düştü.Ve o tozlu raflar arasından çıkardığım çeşitli konserveler bana epeyce yardımcı olduar bu konuda.Aklıma gelmişken bir çanta alıp bu şeylerden yanıma almalıyım.Bir dahaki yiyeceğimi nerede bulurum emin değilim.Eğer sonsuza kadar burada kısılıp kalmazsam...Sıcak bir duş hayalim gerçek olamasa da yeniden savaşma gücümü geri kazanmaya başlamıştım.Midem doluyken geleceğe daha iyi bakabiliyordum, bu geleceğim pek parlak gözükmese de! Konserveleri açmak için benzincinin 50 metre gerisindeki bara giriyorum.Çekmecelri bir süre karıştırdıktan sonra bir açacak bulup, kırık olmayan bir sandalyeye oturuyorum.Demir parmaklıklar eğilmiş, sanki zorla bükülmüşler gibi.Bir deprem? Belki...Ve cevap derhal geldi.Yer sarsılmaya başladı.Büyük bir ayak sesi.İnsanları panik içinde çıkardıkları çığlıklar, bükülen parmaklıklar, sarsılan ve çatırdayan tahtalar.Kendimi barın gerisine atıyorum, üstüme doğru gelen sivri dişlerin görüntüsüyle dehşet içindeyim.Bir saniye sonra görüntü kayboluyor.Gözlerimi yerlerdeki kan birikintilerine dikiyorum.Ve anlıyorum.Büyük bir yaratık, belki de T-Rex!İçime bir korku düşüyor.Ya bu kasabadakilerin işni bitiren şeyler buralarda dolanıyorlarsa? Belki de derin uykularından uyanmamışlardı henüz.Ya da benim kapıdan çıkmamı bekliyorlar, üstüme saldıracaklar.PAT! Yerimden sıçrayıp silahıma uzanıyorum.Düşen sadece sandalyeymiş.Bir an önce merkeze ulaşmam gerek.
Büyük binaya ulaştım nihayet.Genel Merkez gibi bir yer burası.Her şey var burada.Kasabanın yönetim merkezi.Giriş kapısının sağında beyaz bir pano asılmış.Boşaltma Planı.Altı boş.Boşaltma planı yapacak bile vakitleri olmamış.Ana ofis odasına yürüyorum.Orada tüm güvenlik sistemleri mevcut.Kapılara gidecek olan enerji akışına izin veren sistemi devreye sokuyorum.Ufak bir düğme işi, çocuk oyuncağı.Sonra kapıları devreye sokuyorum.Ve sonra Data'yı.Ki bu da ana merkezle binaları birbirlerine bağlayan bir bilgi sistemi.Ve en sonda şalteri indirdiğimde etrafımda bir canlanma oluyor.Loş bina odaları bir anda aydınlanıyor.Bir cızırtıyla birlikte bina sarsılıyor.Uzun zamandır çalışmamanın verdiği bir tıkanma ve sonra her şey canlanıyor.Zafer benimdir! Dinozorlar 0, ben 1! (işte yine yapmışım, neden bu kadar erken sevinmişim ki? Daha dur bakalım...)
Hammnod'un malikane gibi evine geliyorum.Ağır, paslanmış demir kapıyı açıyorum ve nihayet içerdeyim.Evin kırmızı boyaları dökülmüş, yer yer açık pembeler göze çarpıyordu.İki katlı görkemli br yerdi.John HAmmond'un gösterişe meraklı biri olduğunu zaten biliyordum ama bu kadarını da! Fakat içerisi bomboş.Ne bir eşya ne de başka bir şey.Mutfak tam takır durumda.Uzun zamandır buraya ayak basan ilk canlı ben olmalıyım, muhtemelen sonuncusuyumdur da.İkinci kat aşağısına göre daha iyi.Çalışma odasını bulduğumda nihayet işime yarayabilecek bir şey görüyorum.Duvarda asılı bir harita!Hemen koşarak incelemeye başlıyorum.Kuzeyde, benim geldiğim yer ve işte uçağımın düştüğü koyu görebiliyorum.Taa oradan buraya gelmişim demek ki!Epeyce uzun bir yol, kendimi tebrik etmeden duramyorum ve aynı zamanda lanetliyorum.Denizden uzaklaştım derken ona pararlel gitmişim meğerse!Adanın her tarafında yerleşim yerleri var, çoğu da araştırma laboratuvarları.Ve işte! Dağın en tepesinde helikopter sahası.Hammond'un notlarını karıştırdığımda (geriye kalanları) adadan kurtulmaya çalışanların o yöne doğru gittiklerini anlayabildim.Aklıma helikopterler ve düşen uçak geldiğimde sanırım neden böyle bir şey yaptıklarını anlamam zor olmadı.Ve burada hiç bir iletişim aygıtı olmadığına göre benim de oraya gitmem gerekecek.İşte sonunda bir umut ışığı buldum! Ufak da olsa bir kurtuluş ümidi kalbimi cesaretle dolduruyor.Ve benim bu cılız alevi bir yangına dönüştürme zamanı geldi! Ben bu canavarları bir kere yenmiştim!Ben koskoca Anne! Eğilin lan karşımda! (tamam orada fazla heyecanlanmıştım!Yine de o kadarcığını da hak ettiğimi düşünüyorum)
John'ın odasında derin bir uykudan sonra artık gitmeye hazır sayılırım.İlk iş gömleğimin kanlı ve kirlenmiş kollarını kesiyorum.John'un eski sırt çantalarından birini alıp topladığım yiyecekleri içine dolduruyorum.Bir parça sargı bezi ile kalan alkolü de koyuyorum.İşte şimdi hazırım!Ah bir de pusula.John yeterince yardım ettin sağol eski dostum.Fakat ne olursa olsun seninle aynı kaderi paylaşmayacağım! Batı kapısından çıkıp gidiyorum.
Şehri terk ederken arkamdan dolaşan hayaletlerin buz gibi nefeslerini ensemde hissediyordum.Nasıl bir histir bilirsiniz.Bir anda nedensiz yere ürperirsiniz ya, tüyleriniz diken diken olur, işte ben de o anlardan birini yaşadım o anda.Fakat dönüp de geriye baksaydım peşim sıra gelen raptorları görebilirdim.
*****************************
Anne yolunu bulmuşa benziyor fakat peşindeki raptorlar ona saldırmakta neden tereddütteler? Cevabı bir dahaki yazıda!
0 yorum yazılmıştır