« Önceki | Sonraki »

Pazar, Kasım 30, 2008

Dördüncü Bölüm (son kısım) ~ Son Devlerin Savaşı

......But where will you go
With no one left to save you from yourself
You can't escape, you can't escape

You think I can't see right through your eyes
Scared to death to face reality
No one seems to hear your hidden cries
You're left to face yourself alone
But where will you go
With no one left to save you from yourself
You can't escape the truth
I realize you're afraid
But you can't abandon everyone
You can't escape, you don't want to escape....


Evanescence'ın bir şarkısı tam da aklıma takılacak zamanı buldu! Hayata ne kadar iyimser bir bakış açısına sahip olduğumu özetliyor aslında bu şarkı.Kaçarken bile içinde kaçamazsın tarzında laflar geçen bir şarkıyı benden başka kim böyle bir durumda aklına getirir ki zaten?

Çantamda birbirine geçmiş konserve kutuları ve diğer ıvır zıvırlarla birlikte eskiden asfalt bir yol olan eski püskü bir yolun üzerinde yürüyorum.Hayalet şehri arkamda bırakmaktan çok mutluyum.Çünkü önümde gideceğim başka hedefler belirledim kendime.Daha iyi yerler değil elbette ama en azından beni eve götürebilecek bir rota bu.John'un odasında gördüğüm haritayı belleğime iyice kazımıştım.Lazım olur diye aldığım pusula cebimdeydi, henüz ona ihtiyacım yoktu.Tam bir gezgine dönmüştüm.

"Dinozorları avlamak oldukça ustalık isteyen bir işti.Eğer onları yakalamak istiyorsanız size önereceğim şey helikopter olurdu."

Dinozorlar isyan çıkarıp parkı alt üst etmeden önce de uysal değillerdi.Zaman zaman tüm önlemlere rağmen kaçmayı başarırlardı.Büyük dinozorları bulmak daha kolaydı.Daha küçükleri bulmak ise samanlıkta iğne aramaya benzerdi.Hele bu aradığınız yırtıcı bir hayvansa samanlıktaki fareden bir farkınız kalmazdı; kocaman bir yılan tarafından yutulan minik bir fare!

Yol beni açık bir  alana götürdü.Dağlar yine iki tarafımda uzanıyor.Etrafımda tek tük ağaçlar var.Biraz ilerde ağaçlar sıklaşıyor ve yol o tarafa uzanıyor.Birden arkama bakmak istiyorum.Dönüyorum.Yol boş.Beni şehirden ayrıldığımdan beri huzursuz eden bir şeyler var.Ne olduğunu bilemesem de yine içgüdülerim alarma geçmiş durumda.Ah, siz psikoloji öğretmenlerinizin okuldayken öğrettikleri zırvalıkları boşverin! İnsanlarda içgüdü yokmuş, bu sadece hayvanlarda varmış palavrası.Ben bu sezilerim sayesinde hayatımı onlarca defa kurtarabildim.Ah, işte yine oldu bu defa daha da güçlü.Sağ yukarıdan duyma sınırında yaprak hışırtıları geliyor.Gülünç hayalet hikayelerine inanacak olsam şehrin huzursuz ruhlarının istilasına uğradım derdim fakat burada hayaletlerden daha korkunç şeyler yaşıyor.Ruhsuz şeyler beni korkutamazlar!..Hem iliklerime kadar hissettiğim bu yer sarsıntısını onlar çıkartıyor olamaz.Yol ilerde sağa dönüyor.Silahımı elime alıyorum ve yavaşça ilerlememe devam ediyorum.Gördüğüm manzara o kadar dehşet ki silahım elimden düşürüyorum.

İki T-Rex birbirleriyle kıyasıya dövüşüyorlar.İkisinin gerisinde yatan hayvan leşi ise kavganın nedenini açıklıyor.İç içe geçen korkunç dişler, kanla yıkanmış pullu deriler, kopan uzuvlar.İşte ben buna yaşam savaşı derim.Bu son devlerin savaşı...Fakat ben bu savaşın sonuna tanıklık edemeyeceğim.Bu korkunç şeylerin koku alma duyuları çok gelişmiş fakat kendi kanları içinde o kadar boğulmuşlarki beni fark edeceklerinden şüpheliyim.Düşürdüğüm silahı alıyorum.(John Hammond'un evinde bulduğum silah deposundan bunlar.Cidden şanslıyım tabii bana şanslı denilebilirse)

Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra ilerde büyük bir yapı gözüme çarpıyor.Bu uzaklıktan net söylemek imkansız.Bir baraj belki de...Ahh tamam hatırladım.John böyle şeylerden bolca yaptırmıştı.Yerleşim yerlerini tropik iklimde yağan yağmurların oluşturduğu sel baskınlarından korumak için yapılan bir bent bu.Yol baraja gelmeden çöküyor, 100 metre sonra yeniden yükselip taa bente kadar devam ediyor.Ondan sonra ise tepenin ardında sola doğru kayarak yok oluyor.Hatırladığım kadarıyla bunun sonunda liman gibi bir yere ulaşacağım.Biraz dinlenip güç topladıktan sonra daha  rahat yürüyeceğim konusunda kendimi ikna edip kendimi bir ağacın dibinde sert toprağın üstüne bırakıyorum.Ne kadar zaman o halde kaldığımı bilmiyorum.Fakat bundan sonra olanlar konusunda çok fazla şey hatırladığımı söyleyemem çünkü her şey o kada ani ve hızlı oldu ki şu anda yaşayıp bunları yazabildiğime şaşırıyorum.

Bir hışırtı ve hemen ardından gelen derin hırıldamalar...Keskin pençelerin koşarken toprak üstünde çıkardıkları hafif sesler...Yolda gelirken duyduğum hışırtıların sahipleri...Bir raptor sürüsü tarafından çembere alınmak üzere olduğumu fark ettiğimde "Tamam, işte şimdi sonum geldi" diye düşünecek kadar bile beynim çalışmamıştı.Tek görebildiğim yolun kenarındaki yamaçtı ve kendimi oradan aşağı atarken arkama bir kaç el ateş ettiğimi hatırlıyorum.Sonradan düşününce neden raptorların daha önce saldırmadıklarını anlayabiliyordum.T-REx ler yüzünden.Kokuları etrafa öylesine sinmişti ki bana bile yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı.Şimdi ise koku azaldığına göre onları durduracak hiçbir şey kalmamıştı.

Geniş yapraklı ağaçlar, eğreltiotları ve tarih öncesinden yetiştirilen nice bitkinin arasında canımı dişime takmış vaziyette koştum.Seslerini her yandan duyabiliyordum.Bir taneside dosdoğru ön taraftan geldi ve beni yakalayıp yere devirdi.Eğer arkadan gelen bir başkası tarafından kenara savrulmasaydı bağırsaklarım çoktan ellerim arasına almış, canlı canlı yeniyor olurdum.Birbirlerine dolaşmış vaziyette yerde debelenen iki yaratığın yanından hızla uzaklaştım.Koca sürüyü nasıl atlattım bilmiyorum.Arada kalan her şey hafızamdan silindi.Bir an ormandayım, bir an sonra barajın yanındaki merdivenlerden hızla tırmanıyorum.Barajın tepesinden incecik bir duvarın üstünde hızla koşuyorum.O derinden gelen raptor hırıltılarını hala duyabiliyorum.Eğer aklım biraz başımda olsaydı oradan aşağı durur, ve sesimin çıktığı kadar bağırırdım.

-Alın işte sizi işe yaramaz kokuşmuş leş yiyicileri! Hangimiz daha hızlıymış? Rövanşında da canınıza okuyacağım!

Orada olimpiyat rekorunu bile kırdığıma eminim.Yüz metre, beş yüz metre hatta üç bin metrede bile kendi üstüme tanımam bu yüzden.Raptorların neredeyse bir çita kadar hızlı koştukları düşünülürse (yoksa daha mı hızlıydılar) bu hız kulağa inanılmaz geliyor.

Bu sefer John Hammond benimle pek konuşmadı.Birazcık da olsa kafam dinlenmiş oldu.Burnuma gelen deniz kokusu limana çok yaklaştığımı haber veriyor.Ve oradan da ver elini ....artık kader bizi nereye sürüklerse!

************************
Dördüncü Bölümün Sonu.


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır