Çarşamba, Kasım 19, 2008
İkinci Bölüm: Eskiyen Yollar
"Bu fikir bana bir sabah uyandığımda, New York'tayken gelmişti.Neredeyse vazgeçiyordum.Ya bir sivrisinek milyonlarca yıl önce bir dinozorun kanını emdiyse?Ve sonra bu sivrisinek bir ağaca konup, reçinenin içine kısılıp kaldığında ve yıllar sonra ambere dönüşürse? Ve elbette böcek mükemmel bir biçimde korunmuştu.Ama işin püf noktası bu değildi, dinozor kanı yeterince iyi korunmuş muydu? Kan DNA'yı barındırır ve işte Abra Kadabra!"
John seninle bir ara konuşmamız gerek.Şu olursa bu olursa dedin keşke olmaz olsaydı.Şu düştüğümüz hallere bak!
Uzun bir uçuştan sonra yere düştüm.Dizlerimden gelen çıtırtılar, ya da ellerimin acıması ya da belimin iki büklüm olması umurumda değildi.Durmadan etrafıma bakınıyordum.Paranoyak gibi bir şey olmuştum.Eğer raptor korkusunun ne olduğunu bilseydiniz hayatınızdaki diğer korkularınızın çocuk oyuncağı olduğunu görürdünüz.Karanlık korkusu mu? Gündüz bir raptorla karşılaşmaktansa gece boyunca ormanda tek başıma dolanırım daha iyi! Ya da yükseklik korkusu.İnanın peşinizde bir raptor olduğu sürece olabildiğince yükseğe çıkmanız gerekecektir.Aslında çok çeviktirler ve oldukça yükseğe çıkabilirler.Yine de şansınızı denemeniz gerekir.
Nerde kalmıştım.Hmm...Sanırım minik bir vadinin ortasındayım.Etrafım yüksek dağlarla çevrilmiş ve gidecek tek yolum var, o da tren yolunun devam ettiği yönde...şeyy aslında artık var olmayan tren yolu desek daha doğru olur.Bir kaç sütundan başka bir şey kalmamış.Silahlarımı kontrol ediyorum.Bolca kurşunum var.Neyse ki...Bir homurtuyla kendimi yana atıyorum.Başımı sütunun kenarına çarpıyoorum.Gözlerimin önünde uçuşan yıldızlarımla ben ve garip bir yaratık!Küçük bir kafa, geriye uzanan büyük geniş bir gövde, üçgen şeklinde sırt kabukları ve dikenli bir kuyruk.Bu tasvir bana oldukça tanıdık geliyor ama ismini çıkartamıyorum.Hayvan benim ona zarar vermeyeceimi anlamış gibi yanıma sokuluyor.(Nereden biliyorsun zarar vermeyeceğimi! O kadar sinirliyim ki seni bile yiyebilirim
)
Ayağa kaltığımda ürkerek geri çekiliyor.Sadece bir raptormuş...Raptor mu? Tuhaf yaratığın arkasından sarı gözlerini üzerime dikmiş, tıslayan şey bir raptor! Silahım nerede? Hayır!!!
Ben gözlerimi kapamış devekuşu misali kendimi korumaya çalışırken sivri dikenli yaratık kuyruğunu sallayarak hayvanı ağır yaralamıştı.Gövdesinden akan kanların çimleri kırmızıya boyadığını görebiliyordum.Silahımı çıkardım.Tek kurşunda beynini dağıttım.Acı çekmemesi için değil çığlıkları beni rahatsız etmeye başlamıştı.Raptoru öldüren üçgen kabuklu yaratığın burnunu okşadım, o da karşılık olarak minik kafasını iki yana salladı sonra tekrar yola koyuldum.Bir macera gibi geliyor kulağa değil mi? Şunu yaptıktan sonra yola koyulduk, sonra şu tarafa gittik.vsvsvs...Ne macera ama yaşadığım!Neyse işte yola koyuldum.
Bir adada kaybolmanın garip yanlarından birisi de gidecek bir yerinizin olmamasıdır.Eh ne güzel, dört yanın okyanusla çevrili.Ne tarafa gidersem gideyim bir tekne bulmadıktan sonra bu adadan kurtulma olasılığım yok.Yiyeceğim yok, uyuyacak yerim yok.Yok yok, ama var olan tek şey adım başı beni gölgem gibi takip eden tehlike.Ve bu tehlike her geçen saniye daha da büyüyor.Yapmam gereken şey kafamda henüz net değil.Tek bildiğim şey adanın içlerine doğru gidip işime yarayacak bir şeyler bulmak.Mesela bir harita ya da en iyisi bir telefon.İnanın posta güvercini bile işimi görür.Ama yok.
"Güneş kirli gökyüzünde batarken ben meşe masamın gerisinde otumuş düşünüyordum.Uluslararası Genetik Teknolojisini geliştirmenin yollarını araştırıyordum."
Isla Nublar (va daha sonra Isla Sorna)'daki faciadan sonra (hatırlarsınız, ilk Jurassic Park filmine ilham kaynağı olmuştu.) Site B Hammond'a ilaç gibi gelmişti.Her şeye yeniden başlamayı ve bu sefer önceki hatalarını yapmamayı gerçekten çok istiyordu.Fakat her şey yeniden başlamıştı.Matematikçi Ian Malcolm (adı buydu sanırım) bunu çok önceden söylemişti.Sonuç daima kaostur.Dünya'yı yeniden yaratmak, Tanrı rolüne bürünmek.Bence asıl kaos olan buydu.John Hammond büyük risk almıştı ve kaybetmişti.Ne yazık ki onun kaybı sadece kendisini etkilemeyecekti.
Ağaçlar arasında ilerlerken yolu gözden kaybetmemeye çalışıyorum.Bir kere denizden uzaklaşıyrlar, bu da benim için iyi bir şey.İkincisi bir yolun beni daima bir yerleşim yerine götürmesi muhtemeldir.Midemden gelen gurultularla John'un sesi birbirine karışmaya başladı.Yemek yemem ya da uyumam lazım.Sadece güvenli bir yer bulsaydım....
Ufak bir uçurum.Karşı tarafta da uçurum kenarında bir araba ters devrilmiş duruyor.Hemen aşağıya atlıyorum ve karşı tepeyi tırmanıyorum.Hayır çok eski.Yakın zamanda kullanılmamış bile.Tavanında üç tane büyük tırnak izi dikkatimi çekiyor.Uzun ve sivri pençeler ve kapılarda da diş izleri.Ürpertici bir durum.Oradan uzaklaşsam iyi olacak.
Uzaktan bir vinç görüyorum.Kirli sarı renkte.Çok uzakta bunlardan daha da var.Büyük olasılıkla demiryolu inşaası için kullanılmaktaydılar.Etrafa bakınırken bir cızırtı dikkatimi çekti.Çok hafifi, sanki havada yankılanan bir parazit gibi.Etrafıma bakındığımda gördüğüm tek şey büyükçe bir kaya...Bu kaya mı? Yok değil sanki başka bir şey...Üzerinde tuşlar ve konuşma yeri oan bir şey.Bir telefon!!İşte bu!! Kurtuldum.Kafamda attığım havai fişekler ve esaslı bir müzik eşliğinde telefona doğru yöneliyorum.Yardım alabileceğimi düşündüğüm herhangi bir numarayı çeviriyorum.Heyecandan elim titriyor, doğru düzgün çeviremiyorum.Bir daha deniyorum, bu sefer oluyor.İşte ve nihayet beklediğim o çalma sesi...-
-Hattınızda bir bağlantı sorunu vardır.Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.
-Ha?
Yok artık.Bu bir kamera şakası falan mı? Bir daha uşluyorum, yine aynı ses.Kendimi bağırmamak için güç tutuyorum.BAğırsam da aynı şey aslında.Ne fark eder.Arkamı döndüğümde bana masum masum bakan raptorla karşı karşıya geliyorum.
-Selam dostum!
-Hey acele etsene biraz görmüyor musun sıra var?
-Ah pardon!Tabii raptor bey buyurun geçin.Telefon sizin nasıl olsa...
aklımdan bu diyaloglar geçerken raptorun aklından geçenleri tahmin etmek bile istemiyorum.Elim belime gidiyor, raptorun dişler geriliyor.Silahı çekmeye başladığımda o da geriliyor.Ve arkamdan aniden çalan zilin sesi onu ürkütüyor ben de fırsatı kaçırmayıp onun ciğerlerini delik deşik ediyor.Ne bu ya? duyan gelmiş.Rahat rahat bir telefon arayamayacak mıyız? Demek sadece telefon istememle olmuyormuş bir de çalışan bir telefon bulmam lazım nasıl düşünemedim.John Hammond'un dediği gibi bu zeki yaratıklar her yerdeler.
.......
...........
...............
arada olan bir kaç yeri anlatmayacağım.Bir kaç raptor öldürdüm, bir diplodocus gördüm.Yeni bir şey yok yani.Üstelik detayları da tam hatıryamıyorum.Emin olduğum tek şey doğru yolda olduğumdu.Silah sorunum pek yoktu çünkü etraf silah doluydu.Artık ölü olan insanların işlerine yaramayan silahlar bana miras kalmıştı.Belli bir güç tarafından yönlendriliyordum ve bunun tanrı olmadığına yemin edebilirim.Belki daha önceki maceralarımdan gelen bir şey ya da ada bana buradan çıkmam için yol gösteriyor.Vinçlerin üstünden kısa bir yol bulduktan sonra demiryolunu arkamda bırakıyorum.Çok az ilerleyebilmişler.Buradan çıkmama bir adım daha yaklaşıyorum.Ama önce bu yere kurtarılmaya değer olduğumu kendime sonra da John'a kanıtlamam gerekecek!Bu benim hayatta kalma savaşım...John Hammond'un sesi yanılanmaya ve bana bir şeyelr anlatmaya devam ediyor.
"Kayıp Dünya bilimsel bir mitten ibaretti.Bunlar öyle türlerdi ki dünyanın geri kalanı gelişirken bunlar yalnız ve kırılgan olmaya mahkum edilmişlerdi.İşte bu evrimsel bir senaryonun meyveleriydi.Kışa doğru adaya doğru malzeme taşıma işlerine başladık.Şehirden doğal hayata doğru bir geçiş..."
****************************
(İkinci Bölüm sona erdi.Anne'ın bu enerjisi daha ne kadar sürecek...Onu bekleyen başka süprizlerde var mı? Geçmişten gelen sesler ve bizzat John Hammond, Anne'a rehberlik etmeye devam ediyorlar.Bir sonraki bölümde.)
0 yorum yazılmıştır