« Önceki | Sonraki »

Çarşamba, Ocak 7, 2009

Sasuke ve Caelo'nun Maceraları - 10 (Tehlikenin Kokusu)

Sasuke, Anbu üyesi olduğundan bu yana Caelo onu hiç  görememişti.Artık ne akademi öğrencisiydiler, ne çaylak Genin ne de daha yolun başıda olan Chuunin'diler.Birer Jounindiler ve hayatta bazı sorumlulukları olan elit ninjalardı.Sasuke'de klanın getirdiği ve çoğu kendisine has özellikleri yüzünden Anbu'nun vazgeçilmezlerinden biri olmuş, görevden göreve koşuyordu.Genelde bir iki gün içinde bitirip döndüğü görevlerin aksine bu seferki neredeyse iki hafta olmuştu.Sasuke ara sıra haber yollasa da bu haberlerin içeriği asla görevin içeriği ile ilgili olmuyordu.Hayatta artık daha çok sorumluluk almak isteyordu Caelo, bunun içinde....

-Gene ne düşünüyorsun Caelo?..Ve elindeki o bira da..
-Ne zaman içsem garip garp düşüncelere kapılıyorum.Ve bu beni öldürüyor.
Naruto elleri turuncu pantolonunun ceplerinde yanına gelmiş ve sıranın üstüne çökmüştü.Caelo, Naruto'ya bir bakış attı.
-Sence bu aptal ceza ne zaman bitecek?Aslında Hokage-sama her zaman haklıd-
Naruto omzunun üstünden baktı. "Tamam Caelo, Tsudane  geçti.
-Ahh, cezamın kısa sürmesi için ona takma isimle seslenmemeye karar verdim.
-Caelo...Elinde bira var! Sence cezanı kısa keser mi sanıyorsun? Bence bu ceza senin aklını başına getirecek!
Naruto neşeyle gülmeye başladı.Caelo'da kafasına vurdu.
-Çok komik, eğleniyorsun demek! Çok zaman sonra değil, bir süre sonra gülen ben olacağım Naruto.

Caelo'nun sesindeki şeytani tınıyı yakalayan Naruto, öksürdü.
-Hmm..ı-hı...Caelo gene ne yaptın sen? Eşşşşek şakası için biraz büyümedik mi sence?
Biraz sonra oturdukları yer sarsılmaya başlamıştı.Uzaktan büyükçe bir toz bulutu yaklaşmaya başladı.Bu toz bulutu aslında bir araya gelmiş ve belli bir hedefe doğru giden kızgın bir kalabalıktı.Yaklaştıklarında bazı çığlıklar ayırt etmeye başlandı.

-İşte bu o!
-YAKALAYIN.
-BU SEFER KAÇAMAZ ELİMİZDEN!
-Tarlama saldığın fareler tüm ürünlerimi yediler.
-Benim de yemek ocağımda ramen pişirmişsin ve tüm ev mahvoldu.
-DUR KAÇMA!

Caelo ağzının yan tarafıyla söylendi.
-Offf Naruto, aslında bunları yapan benim.Fakat senin kılığında..Naruto, şu an senin için taaaam kaçma zamanı dostum! Çabuk, uç, Kyuubi'nin gücünü de kullanırsan hayatta kalma oranın artar.

-Hıyaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!! Caelo yaktın beniiiiiiii !!

Caelo, Naruto'nun gölge klon jutsusu yapıp bir sürü tarafa kaçışmasını izlerken neşeyle güldü.Naruto için endişelenmiyordu.Fakat onun gelip kendisini rahatsız edeceğini bildiği için bu şakayı hazırlamıştı.Akademi bahçesinde durdu.Bugün çocuklar eve gönderilmişti, ve pek yapacak bir şeyi yoktu.Hokage'nin kendisine verdiği cezayı sindirmeye çalışyordu.'Akademi hocası mı?' Peh...Bu iş Chuuninlerin işiydi.Hem kendi yeteneklerini başkalarına öğretirken oldukça isteksizdi, hem de öğrettiklerini karmaşık bir biçimde öğrettiği için anlamayan öğrencileri azarlamak şeklinde kötü bir huyu vardı.Tsunade'nin karşısında elleri belinde şu sözleri dediğini hatırlıyordu.

-Ben o aptal veletlerin karşısında saatler geçirmek istemiyorum, ASLA!

Hokage'nin o meşhur patlama sahnesinden hemen önce dediği sözlerdi.Başka bir şey diyemeden derhal odadan kaçmıştı.O zamandan bu zamana akademide çalışıyordu.Çocukları hala sevmiyordu.Yine de Tannin ona iki şey öğretmişti, bir kişi ne kadar küçük olursa olsun, içinde yeterince cesaret varsa gerisinin bir önemi yoktu.Diğeri ise, çocuklar da bir gün büyüyeceklerdi, yapması gereken tek şey mümkün olduğunca uzak durmak ve büyümelerini beklemekti.

-Ahh günümüz veletleri..Ben eskiden böyle miydim?
Ve eski günlere dalıp gitti.Naruto'nun çığlıkları halen yankılanıyordu.

-Bu sefer biraz abartmış olabilirim.
Sonra da bira şişesine yeniden gömüldü.
************************************
************************************
Akademide altı ay geçirdi Caelo.Bu sırada Naruto ve Sakura çeşitli görevlere gidiyorlar, diğer ninjalar ise günlük işlerini yapıyorlardı.Fakat Caelo, yaklaşana fırtınayı herkesten önce sezebilme yeteneğine sahipti.Sanki rüzgarın sesi ona bir şeyler anlatıyordu.Bunun sahip olduğu "Ses" yeteneğiyle alakası olabilirdi.Anbu takımı uzun zamandır köyde değildi, ve..

-Caelo, ben buradayken istersen kafanın içinden düşünme!
Düşünceerine ara verdi.Yeniden Hokage'nin yanındaydı.
-Caelo, artık cezalı değilsin.Seni şimdi bir göreve gönderiyorum.Naruto ve Sakura ile birlikte gideceksin.Kakashi de sana eşlik edecek.
-Ama altı ay daha akademide...
-Seçim senin!

Caelo yutkundu.Seçim hakkı olmadığını o da biliyordu.Bu sefer sessizce dinledi.

-Anbu takımından bazı kişiler dün geri döndüler...  "  Caelo sessizce dinleme kısmını bir kenara fırlattı.
-Sasuke döndü mü? Neredeler?
-Sabret Caelo.Sasuke ve bir kaç kişi dönmedi.Sadece durumu ağır olanlar derhal geri getirildi.Uzun ve zorlu çatışmalar yaşamışlar ve ben de şu an elimizde olan jouninleri anbulara yardıma gönderiyorum.Bu en yüksek dereceli görevlerden biri ve...

-Ve...
-Ve bu seferki düşmanlarımız Akatsuki'ler.
Caelo nefesini tuttu.
-Ama Naruto'yu onların karşısına çıkaramazsınız.Hem ailem hakkında bana bir şeyler ankatacaktın!
-Hayır, aslında çıkarabilirim.Ve çıkarıyorum.Bu görev de ailen hakkında zaten! Beni bir kere de olsa sorgulama Caelo, bir kerecik de olsa sözümü ...

Tsunade'nin yanında duran Shizune kafasını salladı.
-Hokage-sama, Caelo gitti bile.
Tsunade boş odaya bakındı.Daha azarlamasına bile başlamadan ortadan kaybolmuştu.Tonton viyakladı, Shizune'de güldü.
-Sanırım öğreniyor.Bu yeni taktiği.Fakat bir konuda haklıydı.Neden Naruto?
-Bu sefer korktuğum şey Naruto değil, Caelo.Kakashi'yi neden gönderiyorum sanıyorsun?

Tsunade ellerini başının arasına aldı.Köyden bir keecik de olsa ayrılıp görevere gitmeyi istedi, ne yazık ki Hokage'lik sıfatı bunu yapmasını engelliyordu.
-Shizun Caelo'yu derhal buraya getir...yeniden...ve bu sefer onu bağladığından emin ol! Sabrımı taşırmak üzere çünkü.
-Derhal!

******************************
******************************
Naruto, Sakura, Caelo ve Kakashi köyün kapısında durdular.Caelo döndü ve özlemle arkasına baktı.
-Bir daha burasını asla göremeyeceğim gibi bir hisse kapıldım.Sizce de öyle değil mi?
Kakashi maskesinin ardından gözlerini açarak Caelo'ya garip garip baktı.Sakura elini salladı.
-Aldırmayın ona Kakashi-sensei..Ne zaman içse böyle derin ve saçma hayallere kapılır.
Kakashi kafasını hafifçe salladı.Güneş önlerinden batarken ve gölgeleri arkalarında uzayıp giderken-
-Caelo orası batı taraf.Yol bu tarafta!
-Biliyor musunuz, burasını gerçekten de özleyeceğim!En çok da sizinle birlikte yaptığımız-

Üçü hiç de daramtik olmayan bir şekilde yeni maceralarına doğru yola çıktılar.Fakat Caelo'nun dediği bir şekilde doğruydu.Bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.Çünkü-

Sakura çığlık attı.
-Caelo!!! Sen sigara mı içiyorsun?
-Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak Sakura.Başta bozulmaya başlayan ciğerlerim ve çoktan çökmüş karaciğerim bunun ispatı zaten.Belki buna sulanmış beynimi de eklemek istersin.
-Of.............

*****************************

Pazartesi, Aralık 29, 2008

Kaybetme Numarası

İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme.İnsanların genelde çoğu problemlerinde geçtikleri beş safha.Sanırım öyle olması gerekiyor.Size yakın olan birinin ölmesi, ayrılıklar, sahte insanların size olan davranışları, cinayet, kumar  örgg tamam anladınız işte.Size bunu minik bir örnekle hemen açıklayıvereyim.

-Caelo, sigara kalmadı! (inkar)
-HAYIRRRRRRRRRRRRRRRR...İyice baktın mı? Kıyıda köşede kalmış olamaz mı? Emin misin? HAYIR, kabul etmiyorum.

Bir kaç saniye sonra (öfke)

-Hey, sen ordaki ölü bakışlı pis suratlı, sen!Sigaranın bitmesi senin suçun!Aynı anda üç sigara içersen böyle olur! Senden tanrıdan nefret ettiğim kadar tiksiniyorum.Seni öldürebilirim.

Bir kaç saniye daha geçer.Caelo yan masayla derin bir sohbete dalmıştır.(pazarlık)

-Bana şu maltependen biraz verirsen, seni akşam hayal edemeyeceğin diyarlara doğru br yolculuğa çıkartırım!Hey yakışıklı! Ve seni de...

Nihayet dördüncü safhaya geçilir.Caelo masanın üzerine çökmüştür.(depresyon)

-O son sigaramı asla içmemeliydim.İçseydim de bitirmemeliydim.Hayır, böhüüüeee!

Ve nihayet son safha(kabullenme)

-Pekala, sigara bitti bunun üzerine çok düşünmeye gerek yok.Hemen gidip alalım bir paket!

Ne demek istediğimi anladınız sanırım ya da anlamadınız.Çok da umurumda değil-_- Aslında az önce yazdığım kocaman bir yazının yolla düğmesine basmamla birlikte gözümün önünde yok olmasıyla birlikte başımdan geçen beş safhadır kendileri.Ne yani, birileri "şimdi yayımla" tuşuna basıldığında yazıları yok edecek biçimde ayarlama mı yaptı, yoksa bu bir şaka mı? Belki de benim beceriksizliğim, kim bilir, belki de "hayır, şimdi yayımlama biraz düşüneyim.Sonra karar veririm tuşuna basmam gerekirdi."

**********************
Not: Bu yazı uzun zaman önce yayımlanmıştır ve eğer blogda okunuyorsa...yukardaki kaybolma şeysini dikkate almayınızKaş çatmış Ve eğer görünen tek yazı buysa o zaman ciddiye alabilirsinizNinja~Caelo

Cuma, Aralık 19, 2008

Kayıp Ruhlar

Bir şarkıdan etkilenerek yazdığım öylesine bir yazı^^ Bir anlam teşkil etmemektedir, aklıma ne geldiyse yazdım.Merak edenler için söyleyeyim hemen, Nox Arcana'nın bir şarkısıdır.

******************************

Bizimle gel...Hemen şimdi...Hatırla...Geri gel...Sözünü tut...Kurtar bizi...

-Hey, şu sesleri duyuyor musunuz?
-Ne sesi?
-Ben bir halt duymuyorum!
-Kulağımın dibinde birileri gel, mel falan diyor.Duymadığınıza emin misiniz?
-Eyvah bizimki iyce sıyırdı....
-Yok yok sen devam et^^ Belki bir gün duyarız.

Her gün yürüdüğüm köprünün üstünden geçerken kulağımda yankılanan bu sesler.Sağ tarafta akan nehrin çoşkulu sularının sesleri arasında belli belirsiz işitiyorum.İşin asıl ilginci sanki hiç kimse onları duymuyormuş gibi yollarına devam ediyorlar.Köprünün altına inen küçük bir merdiven var, oradan iniyorum.Köprünün duvarı ile nehir arasında kalan ufak bir patika var.Nehir tarafına küçük, paslanmış bir korkuluk koymuşlar.Minik bir tünel havası veriyor, ürkütücü fakat kendine çeken belli belirsiz bir cazibesi de yok değil.Kocaman adımlarla girdiğim bu yerde ayaklarım kendilerini istemsizce dizginliyorlar.İşte yine o sesler başladılar...

Bizimle gel..Hemen şimdi...

Sanki duvarlar arasında yankı yapıyorlar.Fakat seslerin yoğunkaştığı belli bir yer var.Nehrin çamurlu sularına eğiliyorum.Hava bulutlu olduğu için kendi yansımam gözükmüyor.Nehrin dibini görmek imkansız.Yine de seslerin oradan geldiğine yemin edebilirim.Belli belirsiz bir ürperti beni çok ani yakalıyor.Kendi kafamdan sesler duymak bir yana, bu seslerin nehir yatağından geldiklerine de inanacak değilim heralde.Çantama sıkıca sarılıyorum.Tam ayrılıcam gözüme belli belirsiz bir şey takılıyor.Çok hafif...Suyun üzerinden akıp geçen bir siyahlık.Belki de nehrin akıntısına kapılıp giden bir eşyadır.Tekrar suya yaklaşıyorum.Eğiliyorum.O siyalık hala orada.Derinlerde, belli belirsiz.Net görebilmek için iyice yaklaşıyorum.Burnum neredeyse suya değmek üzere.Kulaklarımda ani bir ses yankılanıyor

...HATIRLA....

Sudan bir el çıkıyor ve yakamdan tutuyor.İşte bu kesinlikle beklemediğim bir şey.Minik bir el bu, yosunlarla kaplı, çürümüz bir ten.Bir zamanlar titizlikle bakıldığı belli olan, şimdi ise kırıklarla dolu tırnaklar bu elin sahibinin bir kadına ait olduğunu söylüyor.Hafifçe sıyrılmış, küf kokan siyah bir kazak giyiyor.O an zaman bana yavaşlamış gibi geliyor.Tüm bu ayrıntıları görebiliyorum.Havadaki kuşun kanat çırpışları yavaşlıyor, ondan kopan bir tüy başımın üstünden yavaşça akıp gidiyor.Araba gürültüleri duruyor, insanların ayak sesleri iyice yavaşlıyor.Tek durmayan şey sanki kalbimin sesi.Aynen, tekdüze çarpmasına devam ediyor.Belki çok hızlıdır da bana yavaş geliyordur.Ve nehrin sularının giderek yaklaştığını fark ediyorum.İçine gömüldüğümde asıl nehre yaklaşnın ben olduğumu anlıyorum.Düştüğümde zaman normal akışına geri dönüyor.Bir el hala yakama yapışmış gibi beni dibe çekiyor.suyun rengi çok bulanık, buz gibi.Hiç bir şey göremiyorum.Çamurlu ve balçık dibe değiyorum.Bir kaç saniye içinde kanım içeri çekildi, hareketlerim yavaşladı.Eğer yüzeye çıkmazsam neler olacağını biliyorum.

...Kurtar bizi....

Erkek ve kadın sesleri bunlar.Nihayet duyabiliyorum.Birilerinin varlığını hissediyorum.Biri elimden tutuyor.Nehrin akış yönünün tersine sürükleniyorum.Başım sert bir yere çarpıyor, oraya tutunuyorum.Ben tutunur tutununmaz el beni bırakıyor.Bir siyah sandık.Nehrin yüzeyinde gördüğüm elin içeriye kaydığını görüyorum.Hayır, girme içine, öleceksin.Dur! Açmaya çalışırken kuvvetli bir el belimden kavrayıp yüzeye doğru çekiyor. Durun!Sandığı açmam gerek! Ne yapıyorsunuz!Hayırrr...

....................................
Sertçe çimlere sırt üstü yatırılıyorum.Biri zorla ağzımı açmaya çalışıyor.Ağzımdan su geliyor, yere tükürüyorum.

-Tamam.Nefes alıyor.
-Açılın...Uzaklaşın!
-Bayan? Gözlerinizi açabilirsiniz.

Açıyorum.Nehrin kenarındayım.aşırı koyu tenli bir adam bana bakıyor.Üstübaşı ıslak olduğu için az önce nehre atlayıp beni çekenin o olduğunu anlıyorum.

-Nehre düştünüz bayan.İyi misiniz?
-Evet...İyiyim.Teşekkür ederim.

...Hatırla...

Yanımdan ayrılmak isteyen adamın kolunu tutyorum.Hatırladım.Sandığı...

-Dinleyin.Nehrin dibinde bir şey gördüm.Bir sandık.Şu civarlarda.Bir kız yüzerek içine girdi.Lütfen kurtarın onu da.

Adam garip bir ifadeyle bana bakıyor.Yanına gelen arkadaşı bir şey fısıldıyor ona.

-Beni duyuyor musun? Dipte, şu anda! Boğuluyor olmalı!Lütfen acele edin.

Yeni gelen adam garipçe bakıyor.Kurtarıcım ise kafasını hafifçe iki yana sallıyor.
-Sanırım oksijensiz kalan beynin yarattığı görüntüler.

Ayağa kalkmaya çalışıyorum, başım döndüğü için kıç üstü geri oturuyorum.
-Oksijensiz kalıp kalmamam umurumda değil.Aşağıya kahrolası bir adam gönderin ve bakın diyorum.Eğer biri ölürse onu kurtarmadığınız için sizi dava ederim! Göz göre göre ölümün cezasını hayal bile edemezsiniz.
-Tamam bayan.Sakin olun.Kurtarma ekipleri yoldalar zaten.Onlar gelmeden ben size yardım etmiştim.Eminim gerekeni yaparlar.

Bir kaç dakikaya ekipler sahiden de geliyorlar.Sırtımda bir battaniye ile nehir kenarında bekliyorum.Israrım üzerine, gönlümü hoş tutmak için dibe adam gönderiyorlar.Beni kurtaran koyu renkli adam ise yanımda durmuş, kolları belinde suya bakıyor.Oradan bir şey çıkmayacağına adı kadar emin.Bir kaç dakika önce suya giren adamın aniden sudan fırlayıp el kol hareketleri yapması üzerine kendine olan bu güveninin sarsıldığını görmek çok eğlenceli.Bir kaç adam yardıma koşuyor.Sudaki adama bir zincir atıyorlar.Aradan geçen iki dakika bana sonsuzmuş gibi geliyor.Suya bakmaya gerek görmüyorum.Yanımda duran adamın nefesini tutmasından anlıyorum.İki adam kıyıya sert bir şey bırakıyorlar.Büyük bir sandık bu!Adamla göz göze geliyoruz.

-Şimdi inanıyorsun değil mi?
Adamın gözleri irileşiyor.
-Demin içine bir kızın yüzdüğünü gördünüz ama.Öyleyse....
Beni kenara itip, sandığı açmaya çalışıyor.Artık sesleri duymuyorum.çünkü hatırladım.artık biliyorum......

********************************
Karanlık bir ev.Evin içinde minik bir yatak odası.Aynalı büyük bir gardırop, onun önünde büyükçe bir yatak.Yatağın üstüne bağdaş kurup oturmuş bir kız.Elinde bir gazete.Bu iki gün önce nehre düşen kız.Kirli sarı saçları ve gri gözleri var.Çevresine dikkat etmiyor, tüm ilgisini elinde tuttuğu gazeteye vermiş.



Korkunç Cinayet!

Öldürülüp, bir sandığın içine atılan, sonra da nehre bırakılan bu sandığın içinden çıkan iki ceset hala gizemini korumaya devam ediyor.Biri erkek, biri de kadın olduğu belirlenen bu iki kişinin kimlikleri gizemlerini korumaya devam ediyor.Şu ana kadar kayıp ilanlarından bir şey elde edemeyen polis.....


Kız gerisini okumuyor, gazeteyi kıvırıp bir kenara atıyor.Ve aynaya bakıyor.Gülümsüyor.Karşılık olarak iki yüz de ona gülümsüyorlar. Biri siyah saçlı bir kadın üzerindeki siyah kazak hala göze çarpıyor.Ve diğeri de sarı saçlı bir adam.Kız yataktan kalkıp aynaya yaklaşıyor.

-...Siz de hatırlayın....zamanı geldiğinde....şimdi....bana diğer yeri söyleyin.

Zoraki gülümseyen iki siluetin yüzlerini korku kaplıyor.Sarışın kız eliyle görünmez bir ipi çekermişçesine havada bir hareket yapıyor, aynadaki görüntüler sarsılıyor.Belli belirsiz kafalarını oynatıyorlar.Ve dışarısını işaret ediyorlar.Sarışın kızın yüzüne hiç de masum olmayan bir gülümseme yerleşiyor.

-Güzel....

Ve kız, elinde tutsak olarak bulundurduğu ruhlara, başkalarını da katmak için harekete geçiyor.

**********************************
Demek ki kimlerden yardım istediğimiz çok önemli.Caelo~

Cuma, Aralık 19, 2008

Sasuke ve Caelo'nun Maceraları - 9 (Gizli İşler ve Duygular)

Not: Dün bir Naruto hayran hikayesi çevirirken bu Anbu'ların ninjaları zorla köye getirme olayı diye bir şey okudum.Benim hikayeye oldukça benziyor, yani caelo'yu da o şekilde getirdiler ya! Ben onu kafamdan uydurmuştum meğerse Anbu'ların gerçekten de böyle bir işlevi varmışHavali İçimde kalmasın diye bu ntu yazıyorum, yazılarımda herhangi bir yerlerden esinlenme Asla kullanmam.O anda aklıma ne gelirse yazarım! Artık düşünerek yazmayı da bıraktım yaniMutlu bana ilham verse verse sadece şarkılar verir-_- işte böyle...Şimdi kaldığımız yerden devam edelim!

***********************************
-Sizin işiniz gücünüz yok mu? Hani etrafımda dolanmak yerine mesela, hmmmm, KAÇAK NİNJALARLA uğraşsanıza!!

Caelo, Hokage'nin odasında, dar, tahta bir sandalyenin üzerinde beklemekten en sonunda sabrını yitirmişti.Yanında duran üç tane Anbu üyesi ise seslerini çıkarmadılar.Yüzlerindeki kırmızı çizgili, beyaz maskeler yüzünden yüz ifadelerini göremiyordu Caelo.Köye dün gelmişlerdi ve henüz arkadaşlarını bile görmemişti.Apar topar Hokage'nin odasına götürlmüş ve o gelene kadar burada tutulma kararı verilmişti.Caelo eski akademi günlerini hatırladı.Bu, sınıftan kaçmak gibi bir şey olurdu.Gizlice pencereden sızmaya çalışmış ama bir Anbu'yla burun buruna gelerek çok feci yakalanmıştı. Tabii ya, karşımda kimlerin olduğunu bilmeliydim! Bunlar Iruka-sensei kadar anlayışlı değiller! Bu zavallı kaçış teşebbüsünden bu yana da bu adamlarla bekliyordu.En sonunda Hokage rüzgar gibi odaya daldı, peşinde Shizune ve Tonton vardı.Saçlarını savura savura masasına gitti, oturdu.Caelo korkuyla bekledi.Eğer bu kadar sinirliyse kim bilir ses tonu nasıl çıkacaktı? Fakat Tsunade ellerini çenesinde birleştirdi, gözlerini kapadı, ve sakin bir sesle konuştu.

-Caelo dışındakiler, derhal çıkın!

Caelo arkasında bir rüzgar hissetti.Anbu'lar anında toz olmuşlardı, tonton ise viyaklayarak kapıdan fırlamıştı.Shizune kapıyı kapatır kapatmaz bina sarsılmaya başladı.Zavallı kız ellerini tutarak Tonton'un peşinden uzaklaştı. Hayvanlar tehlikeyi daha iyi seziyorlardı.

Tsunade tüm gücüyle bağırıyordu.Ondan yayılan güçle sandalyesinden düşen Caelo, duvara süründü ve orada yatıp bekledi.Beş dakika sonra Tsunade biraz daha sakinleşmiş ve eliyle masasına gelmesini işaret ediyordu.

-Caelo, bu haber kimse tarafından bilinmese bile ben biliyorum.Köyü ne duruma soktuğunun farkında mısın?Bizimle alakası olmayan bir köyü savunmak için itibarımızı yerle bir etmek üzereydin!Sasuke'yi de ne duruma soktuğunun farkında mısın? Senin aklı başında biri olduğunu düşünerek Jounin yapma kararı aldık, fakat ne yazık ki gelişen sadece vücudun olmuş, aklın hala akademi günlerinde.BENDEN İZİN ALMADAN BİR SAVAŞA KATILMAK DA NE DEMEK? BU İŞİ SEN ÇOCUK OYUNCAĞI MI SANDIN?Sana ben desem ki?

Ellerini başının arasına aldı.Sonra üzüntülü bir sesle devam etti.

-Hem Anbu'lar gelmeseler ve seni getirmeselerdi, köye gelmeyecektin.Öyle demişsin.Kaçak Ninja olmakta bahsetmişsin.Kaçak Ninja'ların ne olduğunu biliyorsun, değil mi? Umarım bunu düşünmeden söyledin.
Tsunade dosdoğru Caelo'nun gözlerinin içine baktı.İşte Caelo bunu beklemiyordu.Tsunade'den bu ilgiyi beklemiyordu.Gözlerine yaşlar doldu.

-Ben sadece Ses Köyü'ne gidip ailem hakkında araştırma yapmak istemiştim.Bu kadar sene bu işi yapmayı sizlere bıraktım fakat sonunda elimde olan şey sıfır.Ben bilmek istiyorum! Bunun için gerekirse izin almadan o köye gitmek istedim.Hem burası benim köyüm bile değil, neden kaçak ninjalarla aynı sınıfa koyuyorsun ki beni?

-Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Burasının senin köyün olmadığı yönünde...

Aslında Caelo bebekliğinden beri hayatını geçirdiği bu köyden başka hiç bir yeri evi olarak düşünmemişti.
-O halde Anbu'ları neden yolladın ? Köye bir mahkum gibi Anbu'lar eşliğinde getirilmek ne demek?
-Lafı saptırma Caelo, ikimizde biliyoruz ki mahkum bir ninja olsaydın şu anda ölmüş olman gerekirdi.Anbu'ların neler yapabildiğini sen de benim kadar biliyorsun.Sana değer veriyoruz, köydeki arkadaşlarını düşün.Seni dünden beri görmek için kafamın etini yediler! Naruto ramen, ramen! deyip durdu, ve bana bakın bir iddiaya daha girerseniz ramen için sizi temin ederim ki bu son iddianız olur.Sakura senin için evinde kızları toplamış, size özel bir hoşgeldin partisi hazırlamışlar.Ayrıca benim yerimde başka biri olsa sana kim bilir neler yaoardı, neyseki değerlisin benim için...Ve Sasuke'de....." Lafını kesip kapı tarafına hafifçe baktı.Caelo bu hareketi fark etmedi.

-Ne olmuş Sasuke'ye ?
-Neyse, bunu sana kendi söyler belki.Bunu söylemek bana düşmez.

Caelo'nun kaşlar havaya kalktı.
-Peki, tamam.Sakura neden bir parti hazırlamış ki? Benim savaşa katıldığımı biliyor olamaz, ve  birbirimizi pek sevmeyiz-_- Yani o beni pek sevmez, nedenini tam bilmesem de! Heralde bir yabancı olduğumdan olsa gerek.

-Tamam onlarda söyledim savaşa katıldığını.Güvenilir insanlar, hem bilmeye hakları vardı.Seni kutlamak istiyorlar.Ne yabancısı ya, beni sinirlendirme.Iruka-sensei de seninle konuşmak istedi.Caelo, herkesi nasıl endişelendirdiğin farkına var, ve bir daha burası benim köyüm değil derken iyice düşün.Bu konuyu burada kapatıyorum, ne kadar konuşursam da konuşayım aynı şey.Cezanı çekeceksin elbette, sana bu akşam bildirilecek.Ve cezan bittikten sonra da seninle ailen hakkında konuşacağız.Bilmek istediklerini elimden geldiği kadarıyla anlatacağım.Sanırım artık zamanı geldi.

************************
Caelo Tsunade'nin odasından kafası karışmış bir şekilde çıktı.Koridorda, neredeyse göremediği karanlık şeklin üstüne çıkacaktı.

-Sasuke, korkuttun beni!Ne zamandır buradaydın ?
Caelo Sasuke'nin üstüne baktı.Köye geldiklerinde giydiği kıyafetler vardı, kanlı, yıpranmış, ve tozlu.Savaş giysileri!
-Hİİİİİ!! Dünden beri burada mısın seni avanak! Derhal git, değiştir üstünü! Bir Uchiha'ya hiç yakışmayan kıyafetler bunlar.
 Sasuke hala susuyordu.Caelo yanlış giden bir şey olup olmadığını merak etti.
-Hey, neyin var? Tamam belki içerde söylediklerimi duymuş olabilirsin, burası köyüm değil derken kast ettiğim...
-Özür dilerim.
-Ha?

Hokage binasından çıkmışlardı.Vakit öğlene yaklaşıyordu, parlak güneşin altında yavaşça ilerlediler.
-Sana Anbu olduğumu söylemem gerekirdi.
Caelo işin o kısmını unutmuştu.Suratını buruşturdu, kollarını kavuşturdu.
-Evet, söylemen gerekirdi.Anbu'lardan ve onların acımasız doğalarından ne kadar nefret ettiğimi, kıyafetlerinden tiksindiğimi biliyordun!Ve onlara katılmak yerine köyden ayrılmayı isteyecek kadar gıcık kaptığımı da biliyordun!Tüm bunları bilerek bunu yapmış olman affedilir sebepler değil.
Sasuke'nin yüzü iyice karardı.
-Fakat..." Caelo cümlesine devam etmeden önce elini çenesinin altına koydu. "Sanırım Anbu'lara yepyeni gözle bakmaya başlayabilirim.Belki biraz da olsun sevebilirim.Hem onlara benim için katıldığını söylemiştin.Özrünü kabul etmezsem nankör sıfatını sonuna kadar hak ederdim" Sasuke'ye sıcak bir gülümseme yolladı.Ve ömründe Sasuke'nin yüzünün bu kadar sıcak ve güzel gözükebileceğini bilemezdi.Bu sözünden sonra tatlı bir gülümseme yüzüne yayıldı, ve yakışıklı Uchiha çeneleri iyice ortaya çıktı.Genelde depresif, asık suratlı gezen Sasuke, hayatında ilk defa bu kadar mutlu görünüyordu.Caelo "Ben intikamcıyım! İntikam almam gereken bir adam var" diye ortalarda gezinen çocuğun nasıl bu kadar değişebildiğini merak etti.

-Sasukeee, senin gülümsemen büyüleyici ya! Neden asık suratla gezdiğini anlayamıyorum.
Sasuke'ye doğru eğildi.
-Hem benden söylemesi, eminim bu gülümsemen için ölecek bir sürü kız vardır ortalarda.Sahi, seni hiç bir kızla görmedim Sasuke! Bu işle de ilgilenmem gerekiyor benim, en iyi arkadaşın olarak bunu yapmazsam gözlerim açık gide-...Sasuke ne oldu? Aaa...

Sasuke'nin yüzündeki mutlu ifade gitmiş yerine gözleri kocaman açılmış, şaşkın bir ifade gelmişti.Caelo gözlerinin önünde elini salladı ama Sasuke'de tık yoktu.

>>Eski resmi, sadece yüzündeki ifadeyi dikkate alın^^


-Caelo, daha önce dediğim gibi son derece zeki kızsın, yeteneklisin ama duygusal açıdan yeteneğin sıfır!
-Ne demek istiyorsun? Sana iyi bir kız arkadaş bulamayacağımı mı söylüyorsun? Öyle bir yaparım ki! Seni hiç bir kızla birlikte gezerken görmedim.Hayır, seni yanlış anlayacaklar hiç değilse bir kaç kere bir kızla yemek yerken falan görün!
-Yanımda başka bir kız yoktu Caelo, ÇÜNKÜ SEN VARDIN!
-Ahh, ben sayılmam.HA? bir dakika, ne demek istiyorsun?

Caelo durdu, Sasuke'nin önüne geçti, yüzünü ellerinin arasında tuttu.
-Hey, bana bak.Yoksa sen ?
Sasuke simsiyah gözlerini karşısındakine dikti.Ve başını salladı.
-Bilmeliydim! Tabii ya! Ne aptalım! Çevrende ben olduğum için kimse yanına yaklaşmıyor! Özür dilerim Sasuke, bunu nasıl düşünemedim.Hey, yine ne oldu?  SASUKE?

-CAELOOOOO!!!
Naruto yanında Sakura, Rock Lee, Chouji, Shikamaru, Ino Kiba ve diğer ninjalarla birlikte ona doğru geliyordu.
-Caelo, hadi Ichiraku bizi bekliyor! En güzel ramenlerini hazırladığını iddia ediyor, bunu kaçıramazsın! Bu arada, Sasuke neden yerde?
-Bilmiyorum, ama az önce bir şey keşfettim, sana sonra anlatırım! Senin yardımına ihtiyacım olacak bu konuda!Yardım et bana,  Sasuke'yi ramenciye kadar götürelim!
Naruto yüzünde bir sırıtışla,
-En son Chuunin sınavında bu haldeydin, Sasuke? Ne oldu yaw?
-Kapa çeneni, budala!
-Sensin o budala! Kuzgun kafa!
-Ramen beyinli...
-Uchiha salağı...
-Köyün delisi...
 .....
.....

Ramenci'ye doğru gittiler.Tüm olanları odasından izleyen Tsunade sırıttı.Köyün en güçlü, karizmatik ve kendine güveni sonsuz klanına ait olan Sasuke'nin işi epeyce güç olacaktı.Caelo ile başetmek herkesin harcı değildi, ama Sasuke elinden geleni yapıyor gibi görünüyordu.Tsunade pencereye sırtını çevirdi, elini şaklattı.Caelo'nun yanında bulunan Anbu üyeleri bir anda belirdi.

--Ses Köyü'ne gitmenizi ve Caelo'nun geçmişini bir daha deşmenizi istiyorum.
-Ama Tsunade-sama, o köy uzun zaman önce yok edildi, hem de...
-Evet biliyorum.Ses Köyü Orochimaru'nun kurduğu bir köydü.Akatsukiler tarafından da yok edildi.Oraya gidip bu sefer yeni bir şey araştırmanızı istiyorum.Caelo'nun ailesinin kimliğini biliyoruz zaten...Akatsuki'leri bulmanızı ve mümkünse izlemenizi istiyorum.Bu sefer neyin peşinde olduklarını bilmek istiyorum.Caelo'nun ailesini ise özellikle takip edin.Gerekirse tüm Anbu'yu bu işe seferber edin.

Elini salladı, ve üç üye geldikleri hızla yok oldular.Tsunade içini çekti. Acaba bunu Caelo'ya nasıl söyleyecekti ?

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Büyük Düello (yok Yıldız Savaşları Değil)



Star'da i. melih gökçek ve Kemal Kılıçdaroğlu 'nun düeloosu hem yorucuydu, hem eğlenceliydi hem de traji komikti.Bir tartışma programında sorunlar tartışılır, hesap sorulur, hesap verilir, her şey ortaya koyulur, değil mi? melihin doğal gaz fiyatlarıyla Ankara halkını soymasıyla ilgili sorulan en ufacık soruları bile cevaplamaktan kaçınan, üstelik doğalgazla ilgili hiç bir sorudan kaçınmayacağını da belirtmiş olan sayın mayın belediye başkanının tutumu tam da kendine yakışır biçimdeydi.HİİÇÇ şaşırmadım.Doğalgazla ilgili her soruyu saptırma adı altında durmadan tekrarladı, her cümlede "sapkın" lafını kullandı, kendisi sapkınlık yapıp karşısındakilere yalancı deyip "şerefli adam yalan söylemez"  lafını da kuyruğuna takıp, en şerefsiz davranışları sergileyen bir adam, bunun için ne demeli ki?ahh nefret ediyorum bu adamdan ya! Kendisine sorulan her soru melih tarafından "konu dışı ilan edilmiştir" ama kendisini sorduğu her tür soru elbette, haşa "konu içidir".Ayy başım döndü bu adamın sözlerini takip ederken...

Dünyanın en pahalı doğalgazına sahip Anakara.Göz göze soyuluyoruz.
Adam hiç bir soruya cevap vermemek için yapmadığı çocukluk kalmadı, ekranın karşısında şaşırmış vaziyette kalakaldım.
Yahu bir insan bu kadar mı çiğ olur.Çocuktan beter bir konuşma şekli var.


-Doğalgazın fiyatı 168 eurodur.Bir dakika, 168 dolardır.
-HAHH! Yakaldım işte yalanınızı, lütfen halkı kandırmayın!

Evvvett, yukardaki ikinci konuşma şeysi elbette melihe ait.Bir tek buna verecek cevabı vardı, onu da sonuna kadar verdi.Verdi veriştirdi.

*********************************
150 dolar ödenmesi gerek sayaçlara neden 300 dolar ödendi?? Hadi cevap be adam!! Dünyanın en pahalı doğalgaz sayacı bize ait.CEVAP VERSENE BE ADAM!!! Ama cevap vermek yerine kendileri su içiyor, kafasını kaşıyor, havaya bakıyor, küfür etmekle etmemek arasında kalıyor.Bu nasıl bir belediye başkanıdır, buradan o adama oy verenleri ben insandan saymıyorum!!

Melih'ten İnciler

"Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.Bakınız, bu elektronikli sayaç"

Elektronik sayaç ile mekanik sayaç arasındaki dağlar kadar olan farkı anlatıyor.Elinde de örnekleri.

*************
Kılıçdaroğlu'nun sözlerini sürekli keserek araya kaynak yapan melih, kendisi yarım saat öttükten sonra bir lafına karışılır ve "Bir rahat bırakın" der.Bu adam şaka ya! Ve kendisin kazık olarak aldığı sayaçları, Karayalçın dönemindeki "ALINMAYAN" sayaçlarla karşılaştırıp  kendisini savunup, laf cambazlığı yapan adama şaka demek çok hafif bir tabir olurdu, ne yazık ki küfürleri sıralarsam bloğun kapatılma riski varXD

*************
"Yamyam" dediği  adamlara sürekli beyefendi demesi bana hiç samimi gelmediği gibi bu karşısındakini ve izleyenleri ne sanıyor ki?? Enayimiz ya?? Ne kadar samimi olabilir ki, sözde kibar beyefendi !!

Bir kere yolsuzluk lafı daha geçmeden kaçınmaya başlayan bir adamın ben temiz olduğuna inanmıyorum!! Hani yarası olmayan gocunmaz derler ya kendini temize çıkarırmaya çalışrıken battı da ne battı! Umarım battığı yerden çıkamaz -_-

************
Bana göre Uğur Dündar'ın adil yönetimi altında bile, ki hakkaten adil ve oldukça da sabırlıydı, Uğur'un halka seslenereke neredeyse yardım istemesi beni kopardı.melih gökçeği susturmak mümkün olmadı.Ankara halkının nasıl soyulduğunu bir türlü anlattırmadı.Adama bu taktiği kim verdiyse oldukça başarılı bir taktik

-Ya dostum, biz halkı nasıl soyduğumuzu açıklayamayacağız, ne yap et tartışmayı sobete et!
-Tamamdır.Konuşturursam adım yolsuzluklara karışsın, mahkemelere düşeyim emi!

Uğur Dündar'ın yapması gerek şey mikrofonun sesini kesmekti.Yapmadılar.Yazık oldu.Adam resmen konuşmaktan kaçtı.Korkak oynadı.Elbette kaçacak.Cevap verebileceği tek bir doğru düzgün işi yok ki.Buna da şaşırmadım.

************
Ve düeloo burada biter.Aslnda pek bitmedi de


Gata ısı santrali, Odtü, Atatürk kız yurdu gibi syerlerden fazladan para almışlar.Epeyce fazla dolandırılmışlar.Eh başbakanlık konutundan, cumhurbaşkanlık makamından alacak değiller ya, zaten soydukları yerlere bakarsak bu işe şaşırmamak gerek.

Ben bayıldım.Yolmadığım saç telim kalmadı.Yemediğim tırnak kalmadı.Bun adam için değmezdi.Yanarım yanarım şu adamı dinlediğim dakikalara yanarım.Nefretim iyice arttı, böyle bir şey mümkünse tabii.Uğur Dündar'a da gösterdiği sabırdan ötürü buradan saygıyla karşılıyorum.melih gökçeğin rahatça çıkabileceği tartışmalar sadece tek taraflı yaptığı basın konuşmalarıdır.çünkü soru soran yoktur.Bu oturumdan çıkan sonuçlara gelirsek>>

  • Ankara halkının nasıl soyulduğuna dair hiçbir soruya cevap verilmemiştir.Olan ankara halkına olmuştur.Bir de halktan oy almak derdi olmasa biz, halkı, vatandaşı da suçlardı eminim.
  • Bunu izleyen benim gibileri varsa bu açık oturumdan mideleri bulanarak kalkmalarıyla  sonuçlanmıştır.
  • melih gökçek aklına gelen herkese verdi veriştirdi.fakat kendisi hakkında en ufak bir iddiaya bırakın cevap vermeyi, soru bile sordurtmadı.
  • Yalan iddialarda bulunda, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında önemli bir iddiada bulundu, Kemal Bey kendisini temize çıkartrken de olayı sabote etmek için bir yazı aldı eline onu okudu.Dolandıran, soyan, yalan söyleyen şerefsizdir diyen melih (onun sözleri aynen), kendi iddialarının tek tek yalan çıkmasını kaldıramadı diye düşünüyorum.Pardon düşünmüyorum, adam benden düşünme yetimi de çaldı yaXD 
  • Halkı soymak dışında hiç bir şeyi doğru düzgün yönetmesini bilemeyen melihin, Uğur Dündar'ın oturum yönetmesini eleştirmesi de ayrı bir olaydı.Taraf tutmamalıymış.Zaten tutmadı da sürenin yüzde doksanı kendisi konuşup geri kalan kısmı da sabote ederek konuşturmayan bir adamın, "tarafsız olun" lafına ben tükürürüm be!Yavaş be....Uğur dündar gayet güzel yönetti, ya da eline fırsat verildiği kadarıyla yönetmeye çalıştı XD
  • Ne oldu? sonuç sıfır oldu.Ankara halkını soymaya devam....
  • Oturum kapatılmış arka plan yazıları geçerken bile melih konuşuyordu, onu göstermemek için kameranın tavana çevrilmesiyle olay bitmiştir.OFF BE!
  • Ve en büyük sonuç ise melihle açık oturuma çıkılmaması konusunda.Sonuçta taktik işe yaradı! Konuşturmadı kimseyi, oh ne güzelHoley

Lütfen başka izleyen varsa yorumlarınızı merak etmekteyim.Ama izlemeyenlerin de canı sağolsun, hiç bir şey kaybetmediler.Hatta kazandılar.Benim ömrümden beş sene kaybettim, kazandığım hiç bir şey yok mesela.melihin ne tür bir cins olduğunu zaten bilmekteydim, burada öğrendiğim tek yeni şey adamın daha ne kadar bayağılaşacağını  yine! görmüş oldum.Pek yeni bir şey olmadı dimi-_- Yazımı okuyanlar için, okuma sabrını gösterdiğiniz için teşekkür ederimMutlu

~Caelo

Salı, Aralık 16, 2008

Karakediler, Karakediler, YESİN Sizi Karakediler!!!




Puhhahauhua.......diye başlanır mı bir yazıya ? Buna yazı demek doğru olmaz, yazımsı desek daha doğru olur.Sözde dindar ama cahil bir zavallının sözüyle yola çıkarak bunu yazıyorum. Mesajını silmeseydim burada yayımlardım, ne yazık ki o dalgınlıkla siliverdim.Ben neymişim ? :Kedikesmeyi seven katil: Kedilerden ne istiyormuşum? Ya bunu söyleyen ve bunun gibi düşünen diğerleri? MANYAK MISINIZ YA? Beni kedi keserken gördünüz mü? Bırakın kediyi severken, beni sokakta yürürken bile görmeyen sizlerin benim hakkında yorum yapmaları saçmalığında en dik alası olmuyor mu? (bu soru değildi, aman bir de yanıtlamaya çalışanlarla uğraşmayayım). Bir kere ben bir canlı kurban etseydim, insanlar dururken neden kedilerle uğraşırdım ki? Kaldı ki kurban ediyorsam bile size söyleyecek değilim-_- Hele zavallı diye nitelendirdiğim insanlar için her seferinde böyle mesajlar yazacak halde hiç değilim.Bu seferkine ilk ve umarım son yazım deme onuruna sahip olurum! Fakat yine de bu sinirli halimdeyken bile beni gülme krizlere sokan arkadaşımıza selam ediyorumSiritiyor Hayatta her şeye sinirlenmemek lazım, gülüp geçmek lazım....

***********************************
-Hişt...Bu akşam x sokağında siyah bir kedi alarmı verilmiştir.Caelo bu senin uzmanlık alanın!
-Tamam abilerim, siz işi bana bırakın.....
-..........(aradan bir kaç gün geçer)
-LAN, bize sana o kediyi kes diye emir verdik di mi? Sen eve alıp besliyorsun? Seni lanet olasıca, tanrı görsün yüzünü!!
-Hayırr, bu laneti hak edecek ne yaptım ben????!! Sadece biraz daha semirsin diye besliyordum!Uygun kıvama gelince kesecektim zaten ühühhhüüü...(böhüğğğğ, ve diğer iğrenç ötesi ağlama efektlerini yapar)
***********************************
Nox Arcana ~ The Black Cat

Hemen yukarda verdiğim linkte Nox Arcana'nın "Kara Kedi" isimli şarkısı vardır.55 saniye olup kedi ciyaklamarı kafanızı şişirip sizi mutlu etmektedir.(Aslında bu şarkı, bir gece ben kediyi kesmeye çalışırken, zavallı kedinin bana küfür etmeyle yalvarma arasında kalan çığlıkları da olabilir, kim bilir-_-)

Eşek şakası bir yana bana eski kedimi hatırlattı bu şarkı.(Hooopp, eski derken? Kesip yedin di miSikici Hadi sizlerin yerine ben sorayım dedim.)Kendisi siyah renkteydi, sokaktan evime almıştım.Vücudundaki yaraları iyileştirmiştim.Sonradan o iyileştirdiğim yerdeki tüyler beyaz çıkmış, kedi siyah beyaz değişik bir cins olmuştuÇimdik Ona benden iyi bakacak bir ev buldum.FAKAT sonradan aldığım haberlere göre bizim kız erkek peşinde evden kaçmışHoley eski sahibine çekmiş işte ne yapsın, ne de olsa çocukluğu elimde geçti^^



Aslında kediler ve karakediler hakkında çok yorum yapardım ya şu an uygun bir ruh hali içinde değilim.Keşke bizim de müslümanlar gibi bir KURBAN BAYRAMIMIZ olsaydı! Hani hiç değilse tanrıya yaranmak, günahlarınızdan arınmak için bir canlının etine ihtiyaç duyduğunuz gibi belki benim de böyle bir şey yapmaya ihtiyacım vardır, ha? İnsan dönüp iğneyi biraz da kendine batırmalı.Satan = Kedi kesen şeklinde inançlar küçükken sizlere öğretilen yalanlardı, kesenler ise satan değil, onlara sadist denir, ve bana bunun gibi bir mesaj daha atacak olan olursa bakınız sadist terimi için o mesajları atan kişilere örneğini çekinmeden bloğumda yayımlayacağım!.(kesen de vardır belki, her guruptan böyleleri çıkar! Eminim müslüman olup kedi kesen de vardır surf işkence etmek için benim bunların hiçbirisiyle işim olmaz) Biraz büyüyün, olgunlaşın da gözümüz gönlümüz açılsın be!

Caelo~

Pazar, Aralık 14, 2008

İşte Bennnn

-Hadi benim resmimi yap...Biraz siyah olsun, gece olsun, karanlık olsun, yarasa olsun ve kesinlikle gotik olsun!
-Tamam teyze bekle bir saniye...
-.....
-....
-Bu mudur gotik dediğin ?
-Evet teyze.Gotik budur.
-Hehe...Pekala!

(Beniz çzimesini söylediğim yeğenimden harika birresim.Sanırsam beni görmek isteyenler vardı, artık bununla yetinilcek-_- Daha iyisi için yeğenimin çiziminin iyice gelişmesini beklemek zorundasınız ne güzelDil)

Not:Sanırım o şapka oluyor kafamdaki....Bir de vampir dişleri olmazsa olmazlardan



Griaaa, sence bana benziyor mu ? Ben acayip benzettim de Havali

Pazar, Aralık 14, 2008

Sasuke ve Caelo'nun Maceraları - 8 (Saldırı ve Bir süpriz)

Üzerine doğru gelen dev alev toplarından korunmak için Caelo kendini yere attı.Ninjaların acı içindeki çığlıklarını duyabiliyordu, burnuna yanan etin keskin kokusu geldi.Ateş tepesinden akıp gidiyor neredeyse hiç zarar vermiyordu ona.Neredeyse....

Yarım dakika sonra alevler geldikleri gibi gittiler.Hafif tütsülenmiş kirpiklerinin ucundan etrafına bakmaya çalıştı.Çimler kurumuş, bazı ağaçların dalları yanıyordu.Diğer ninjalardan yaşayanlar çil yavrusu gibi dağılmış, ölen arkadaşlarının bedenlerini geride bırakmışlardı.Arkasına baktı, çim ülkesinden gelen ninjaların da yok olduğunu gördü.Ayağa kalkmaya yeltendi fakat tam önünde yerde bir gölge belirdi.Sessizce yaklaşmıştı.Tanıdık bir ses duyunca, Caelo ağlamakla gülmek arasında kaldığını hissetti.

-Neredeyse karışmayacaktım.Gayet iyiydin.

Caelo, Sasuke'nin uzattığı eli yana itti, dizleri üstünde doğruldu ve rahatça gerildi.

-Daha yeni ısınıyordum.Senin ortalığı alevlere boğacağını bilseydim hiç çabalamazdım.Ne o benim boğuşmamı izliyor muydun uzaktan?Nasıldı, eğlenceli depil mi?

Köyden insanlar gelmeye başlamışlardı.Urasa-san da gelmişti.Caelo olan bitenleri anlatırken yaşlı adam da şaşkın bir vaziyette Sasuke'ye bakıyordu.

-..Ve işte sonra bu alev saçan ejderha geldi.Verdiğimiz hasar için kusura bakmayın.
-Önemli değil, Caelo-chan.Sayenizde tuzağı çok geç olmadan fark edebildik.

Karşısında eğilip duran yaşlı adama elini salladıktan sonra peşinde Sasuke ile köyün merkezine yürümeye başladı.Geldiğinde ıssız bir yer olan şimdi insanlarla dolup taşıyordu.Caelo, Sasuke'ye dönüp bakmıyordu.Hayatını kurtardığı gerçeği ona kızgınlığını dindirmiyordu.Bu her ne kadar haksız bir kızgınlık olsa da sinirini birisinden çıkarması gerekiyordu, bu da onu bırakıp giden Sasuke olmalıydı.

Cephaneliğe gidip kunailerini yeniledi.Caelo dinlenmek istiyordu, günlerdir uykusuz kalmanın yorgunluğunu hissediyordu.Fakat akşama savaşta olacaktı.Yine de yarım saat dinlenme ona iyi gelebilirdi.Bir duşa da ihtiyacı vardı, Sasuke yüzünden yüzü gözü is içinde kalmıştı.

Yine de tüm bunları yapmak yerine güney tarafına yöneldi.Esas savaş yerine doğru.O zamana kadar sessiz olan Sasuke nihayet konuştu.

-Konuşmamız gerek.
Caelo yandan bir bakış attı.
-Hıh...Pekala, pişman oldun ve geri geldin.Bana yardım ettiğin için sana minnettar mı olmalıyım?Madem geri gelecektin neden gittin, ha?
-Aslında buraya sana yardım etmek için gelmedim.Ben...
Sustu.Ağzında lafı geveleyip duruyordu.
-Haydi söylesene!
-Aslında Caelo, sana bunu söylememem gerekirdi, ama en iyisi söylemek sanırım...Ben bir kaç hafta önce Anbu'ya katıldım.Daha doğrusu onlar beni aralarına istediler ben de kabul ettim.Ve..

Caelo şaşkınlıkla bakakaldı.ANBU, ha?Konoha'nın gizli suikast timi.Kirli, gizli kapaklı işlerin merkezi.Köyün gururu, aynı zamanda en tehlikeli yeri.
-Ne yani ben bunca zamandır yanımda bir anbu üyesiyle mi gezindim? Neden bana söylemedin ? Artık sırlarını bilemeyecek kadar güvenilmez biri miyim ?

Sasuke Caelo'ya bakmadan konuşmasına devam etti.Sanki ilerdeki ağaçlar birden ilgisini çekmiş gibiydi.Caelo'nun sözlerini duymamış gibi devam etti.


-Bana çok önemli bir görev verdiler.Benim Anbu olmama neden olan bir görev..Mutlak birini takip etmem isteniyordu...Bu oldukça tehlikeli sayılabilecek biriydi.Ve gerektiğinde onu durdurmam.Çünkü sağı solu belli olmayan bir ninjaydı ve köyde onunla başedebilecek kişi sayısı da oldukça azdı.Ve ben o görevi aldım.

Doğrudan Caelo'nun gözlerine baktı.Soğuk bir gülümseme yüzüne yayıldı.

-Ve yanılmamışlardı.Yani bu görevin tehlikeli olduğuyla ilgili.Ben bu görevi almamalıydım.Çünkü bu ninja, her ne kadar ondan güçlüysemde onu durduracak güce henüz sahip değilim.Fakat benim yerime başka birini görevlendirmelerini de istemedim.Bu yüzden...

Caelo başının döndüğünü hissetti.Etrafındaki evler gözünün önünde dans etmeye başlamıştı.Elleriyle başını tuttu.

-Dur bir dakika!Ne demek bir ninjayı izlemek.Sen şu anda zaten bir görevdesin!Ve sadece ikimiz varız, bu demektir ki...

En sonunda jeton düşmüştü.İnanmaz gözlerle Sasuke'ye baktı.Onun alaycı gülümsemesi, hor gören ve yukardan bakışlarını beklemişti ama onun yerine son derece sakin bir yüzle karşılaştı.Bu onu daha da sinirlendirdi.Mantıklı düşünmeyi bir kenara bıraktı.

-Bunca zamandır beni mi izliyordun? Beni koruyor muydun yoksa tam tersine bana zarar mı vermeye çalışıyordun?Sen, bu köyde en güvendiğim insan, bana bunu nasıl yaparsın? Durdurmak ha? Demek sana gerekirse öldürmeni de söylemişler öyle mi? Çok mu zarar veriyordum? Çok mu başa çıkılamazdım? Tebrikler, Sasuke! Köye git ve onlara de ki, görevinde başarılı oldun, onu öldürdüm de, çünkü bu gece zaten öleceğim!Ha senin elinde ha düşmanın ne farkı var ki?
-Dinle, bak böyle davranmak zorunda değilsin.Benim istediğim...
-Elbette davranmak zorunda değilim.Neden uğraşıyorum ki? Beni yalnız bıraksana!Merak etme köye dönmeyeceğim, hayatımın geri kalanında Kaçak bir ninja olarak geçireceğim.Ve bunun sorumlusu da sen olacaksın!

 

Caelo kendi kendine sinir içinde söylenerek uzaklaşmaya çalıştı.Sasuke kolundan tuttu.

 

-Bir şey daha var.Saçın...Biraz kısalmış.

-NEEEEE?

 

Ateş yağmuru sonucunda saçları on santim kısalan Caelo, omuzlarına düşen siyah saçlarını elledi.

-Seni lanet olası.Bu deminki itirafından bile kötü! Üstelik bunun sorumlusu sensin.Ben saçlarımı geri istiyorum! Neyse...Yarına kadar bekle sen.Ya sen niye döndün ki? Gitsene başımdan! İstemiyorum seni görmek.

 

Akşama kadar sinirleri tepesinde gezindi.Durmadan bir şeylerle uğraşıyordu, yine de Sasuke ona belli bir mesafeden durup yanından fazla uzaklaşmıyordu.Düşmanların giderek yaklaştıklarını haber verdiklerinde güneş neredeyese batmak üzereydi.Nihayet o an gelip çatmıştı.Ya ölecekti ya da hayatının en çetin savaşından sağ salim çıkmanın gururunu sonsuza kadar taşıyacaktı.

Sasuke'ye baktı.Gurur mu demişti? Düşüncesini hemen geri aldı.

Köyün askerleri, genci, yaşlısı bütün sakinleri yerlerini almışlardı.Vatandaşlar özellikle savunma konusunda askerlere destek olacaklardı.Ninjalarla ise Caelo ile Sasuke ilgilenecekti.Urasa-san'ın yüzü daha umutluydu.

-Sasuke kun'un gelmesi iyi oldu.Belki de savaşın sonucu lehimize döndürür.
-Umarım geberir!
-Pardon ?
-.....

*************************************
Tam iki gün süren bir savaş olmuştu.Ninja tarihine geçen bir savaş olarak çocukların ders kitaplarında yer almıştı.Cesaret ve fedakarlıklarla dolu bir savaşta köyün nüfusu en az yarıya düşmüş, ortalık kana bulanmış, iki köy uzun süre toparlanamayacak kadar sefil olmuştu.Yine de köyün yöneticisi urasa-san'ın zaferiyle sonuçlanan bu çarpışmada, küçük bir kuvvetle nasıl büyük bir orduyu yendiği de efsane konusudur.Konoha'nın adı savaşta asla geçmemektedir.Yine de halkın arasında dolaşan söylentileri durdurmak mümkün olmadığından, etrafta savaş sırasında birden çıkagelen siyah giyimli ölüm melekleri denilen bir takım yaratıkların Ateş ülkesinin bu küçük köyüne yardım ettikleri söylentileri dolaşıyordu.Ölüm melekleri lafı biraz abartı olsa da işi bilenler için çok tanıdık bir terimdi....Bunlar elbette ölüm melekleri değildi, sadece siyah savaş kıyafetlerini giymiş olan Sasuke, ve Caelo'ydu.

*************************************
Caelo ve Sasuke savaş bittikten bir hafta sonra hala köydeydiler.Bir yandan yaralarını sarıyorlar, diğer yandan diğer yaralılarla ilgileniyorlardı.

-Keşke Sakura burada olsaydı...
Tannin atıldı;
-Caelo-chan, Sakura da kim ?
-Pek sevmediğim biri yine de iyileştirmede üstüne yoktur.Sağlık ninjası anlayacağın...
-hımmm

Tannin'in anne ve babası ölüler arasındaydı.İkis de Caelo'nun elleri arasında ölmüştü ve bunun için caelo en ufak bir üzüntü hissetmiyordu.Tannin şmdi öksüz ve yetim olabilirdi, yine de artık kendisini öldürmek isteyecek bir anne ve babaya sahip değildi.

-Tannin, seni sık sık görmeye geleceğim, merak etme.Senin iyi olduğundan emin olacağım.
Tannin kısa kollarını caelo nun boynuna doladığında, sızlayan yaralarına rağmen caelo işin buna değdiğini düşündü.Sonra aklına geldi.Çocuklardan nefret etse de aman içinda onlar büyüyorlardı.Biraz sabretmesi gerekiyordu o kadar.

Köydekilerle vedalaştıktan sonra Caelo ve Sasuke, Konoha'ya doğru yola koyuldular.Çölü tekrar geçtikten ve ormana geldikten sonra ikisi aynı anda durdu.Sasuke söze başladı.

-Caelo, konuşmamız gere-
-Ben gelmiyorum.
-Ne?
-Köye dönmüyorum.Hem seni de istemiyorum artık yanımda.Bana yalan söyledin.Hokage de öyle.
-Kaçak ninja olarak yaşamak mı istiyorsun? Hokage'nin emirleri dışında zaten bir savaşa katıldın.Daha fazlasını yapma.Budalalık etme.Biliyorsun peşine düşecekler.Başına ödül konacak.
-Sanki beni yakalacaklarmış gibi.Umurumda değil, yapmam gereken işler var.Ailemi bulmak zorundayım.Sanırım beni bu yüzden izlettiriyorlar.Ailemin kim olduklarını bilmiyorlar, beni tehlikeli sanıyorlar.
-Sebebini bilmiyorum, eğer bir cevap arıyorsan bunu ağaçların arasında ya da başka köylerde bulamayacaksın.Hokage ile konuşman gerek.
-Tsunade yeterince sinirli.Bir de onu çekemem.Boşversene.Elveda Sasuke.Ve tahmin edeceğin gibi Ses Köyü'ne gidiyrum, eğer takip etmek istiyorsanız beni orada bulabilirsiniz.

ağaçların arasında bir takım hışırtılar oldu.Yüzlerine maske takmış ürkütücü görünümlü, iri yarı ninjalar caelo nun etrafını sardı.Sasuke elindeki kılıcı çıkarmıştı, fakat gelenleri görünce geri çekildi.
-Üzgünüm Caelo.
-Hah, ya ne çabuk yakalandım be!Daha kaçak ninja bile olmamıştım! Offf olamaz!!

Caelo çevresindeki Anbu üyelerine baktı.Hep birlikte, neşeli bir gurup olarak köye geri dönüyorlardı.İçlerinde en neşelisi caelo'ydu.Köye dönünce yaşanacak faciayı düşününce gülmekten gözlerinden yaşlar geliyordu.

-Fakat Sasuke, arkadaşlarını ikna etde, önce bir kuaföre uğrayalım.Tsunade'ye bunu açıklamak zor olabilir.

Perşembe, Aralık 4, 2008

Trespasser..(Sonsöz) ~ Yazının Yazılması ve Düşünceler

Belki bu uyarıyı baştan açıkça yapmalıydım ama bana yine de açıkça gelen bir açıklama tanıtım yazısında mevcuttur.Dilerim okuyanlar bu oyundan zevk alırlar ve belki de oynamak isterler.Sadece benim anlatıığım olaya bakarak oyunu almayın derim.Sade, dümdüz, önünüze atlayan dinozorları öldürerek, çıkış yollarını arayarak ve hile kodunu bilmiyorsanız, kurşunuz bittiğinde stresli kaçışlar yaparak oynanan bir oyun bu.Benim anlattığım şeylere elbette kendi eklediklerim var.Aynı kalanlar da.Mesela hikaye sırası çok sıradışı yerler dışında aynıydı.Gittikleri yerler kimsinde uzun, kimisinde kısa anlattım aynıydı.Oyunu oynarsanız hemen hemen Anne'ın geçtiği yollardan sizde geçeceksinizUyku

Ve John Hammond'un sesi dediğim şey de gerçekti.Oyun sırasında size bilgiler veriyor.Müzikler çok etkileyici.Bir T-Rex gözüktüğünde arka planda çalan heyecanlı müzikler eşliğinde dans ederek kaçmak gibisi yok! Hikayeyi Anne'ın ağzından anlatıım, bazı sözleri direk ondan alıntı yaptım.Eklediğim şeyler sadece hissettiğini tahmin ettiğim şeylerdi bir de bazı olayları birbirine karıştırıp anlattım.Bası kısımlara ise hiç değinmedim.Mesela barakalar dediğim yer vardı ya, John Hammond'un köşkü vardı 4. bölüm) orada evlere girebilmek için bir sürü yere uğrayıp kartları bulmanız gerekiyor.Biri kilisede, onunla genel merkeze gidip elektrik ve diğer şeyleri devreye sokuyorsuuz.Sonra oradan Wuu'nun evinin kilidini açıyprsunuz.Gidiyorsunuz, onun evinden Hammond'un kartını alıyorsunuz.Arada basket sahasında oyun oynuyorsunuz.Hammond'un odasından da batı kapısını açan kartı buluyorsunuz.Odaya giriş ayrı bir işkence.Kartı bulamadığım için direk kapıya dalıyorum ve imkansız bir şekilde giriveriyorum içeriye.Bu oyunda anlatılmayacak derecede saçma bir durum.Buluyorsunuz da buluyorsunuz, ve bir sürü raptor olan bir yerde an ez sekizini öldürüyorsunuz.Köşe başı çıkıp sizi sobelemk isyeten raptorların, bu hikayenin bile akışını bozabileceğini düüşndüm ve eklemedim.

Stegosaurusun raptorları öldürdüğü falan da yok.Adada tamamen yalnız başınasınızson devlerin savaşı gerçek hatta eksik bile anlattım.Oyunda çokça T-Rex'e rastlıyorsunuz özellikle spnlara doğru bir tan dev gibi vardı da kalbinize iner diye yazamadım! Aztek kalıntılarının olduğu yerde. vsvsvs...

Yapım aşaması dedim ama hiç yapım aşamasında da bahsetmedim.Nolsun işte otur bilgisayar başına ve yaz dur.Aman bunun anlatılacak nesi var.Yalnız beni epeyce yordu.Buna değdi mi değmedi mi tartışmayacağım.Sadece bidliğim şey eğlendimXD bundan gerisi boş zaten!

Perşembe, Aralık 4, 2008

Sekizinci Bölüm ~ Hayat Yolunu Buluyor...

Raptor yumurtalarını bulduklarında Dr. Grant'ın dediği cümle.Aslında Malcolm'un cümlesi ve bilimadamlarının, sadece dişilerden oluşmuş dinozır guruplarının üreyemeyeceği yönündeki inançlı konuşmalarına kafasını sallamış ve eklemişti "Ben size onlar ürer demedim ki? Sadece hayat bir şekilde yolunu bulur.Diyeceğim o kadar."

Aslında merak edenler için açıklayayım.Sahiden tümü dişi olan dinozorlar üredi mi? Malcolm'un bahsettiği kaso şeysi bu kadar mı kuvvetli de bunun olacağını öngördü? Dinozorların genetik kodlamalarını oluştururken arada eksik kalan parçaları kurbağa DNA'sından tamamlamışlardı.Bazı afrika kurbağalarının kendiliğinden cinsiyet değiştirdikleri bilinen bir gerçek.Eh, cinsiyet değiştirebilen bir yaratıktan dinozor yaratırsan onun da değiştirmesi kaçınılmazdı zaten!Sadece bilim adamlarının bunu düşünememiş olmaları oldukça garip bir durum.

Asansör sarsıntıyla durdu.Burada bir sürü değirmene benzer direkler görüyorum.Amaç da aynı zaten, rüzgar enerjisinden elektrik oluşturmak.Devasa bir yer.Minik binaları es geçip en sonda birbirine üst kattan büyük bir boru ile bağlanmış iki binaya yürüyorum.Ne yazık ki kapılardaki güvenlik sistemi halen çalışmakta.Üstteki boruya bakıyorum.Acaba oraya tırmanıp, binanın tepesinden bir yerden girmeyi deneyebilir miyim?  Demir parmaklıklı pencerelerden baktığım zaman tavandaki camlı yapıyı görebiliyorum.Zıplayarak boruyu tutuyorum.Kendimi iyice yukaruya çekiyorum.Borunun üstündeyim.Oradan binanın tepesine atlıyorum.İşte cam orada.Büyük silahımla cama sertçe vuruyorum.Darbeye dayanamayan eski cam tuza buz oluyor.İçeriye giriyorum.İşte orada.

İmdat çağrısını aktif hale hetirmek için basın!

Gözüm başka bir şeyi görmüyor.Direk bıtonun üstüne atlıyorum ve bu seferkinin tepy sesi olmamasını umut ediyorum.

-Uhm...Merha...Merhaba? Kimse var mı? Yardıma ihtiyacım var.
-Burası amerike birleşik devletleri donanması özel kanalı.Ben Roger.Kimliğinizi onaylayın ya da yerinizi bildirin.
-Yani evet! Evet, ben buradayım!B Bölgesindeyim. Site B!
-Evet, tabii, bu çağrıyı çok defa aldık biz.Dinleyin, lütfen kanalınızın ayarlarını doğru...
-Hayır, durun şaka yapmıyorum.Site B'deyim.Dinozorların tam ortasındayım.
-Sakin olun, sizin yerinizi araştırıyoruz şimdi, bu frekansın geldiği yeri buşursak bu ahlaksızlığa bir son verebi- Ah, efendim! Mt.Watson'un zirvesinden geliyor bu sinyal.Hanfendi özür dileriz, dayanın biraz daha.Tehlikede misiniz?
-(yok, raptorlar, T-Rexler ve bilumum tehlke arasında herkes kadar güvendiyim-_-) İyim ben, iyiyim, sadece kurtarın beni buradan!
-Yerinizi koruyun.Yakınlarda bir yerde bir alanımız var.Oraya helikopter yollayacağız.
-Teşekkürler....Yani Roger.Bu...sonunda bitti ve ben de bittim.

"Bu adaya yerleştikten kısa süre sonra zirveye bir uydu alıcı-vericisi kurmaya karar verdik.Oraya helikopterle gittik.(ah tabi ya ben nasıl düşünemedim! Neden o kadar yürüdüm ki!)Genç teknisyenler bu rüzgar değirmenlerini yapmakta fazla aceleciydiler."

Yukarıda kenarlarında kırmızı ışıklar yanan bir alan var.Orasının helikopter iniş sahası olduğunu düşünüyorum.Merdivenlerden tırmanarak kah zirvenin tepelerinde dolanarak kah tırmanarak o yere ulaşmaya çalışıyorum.Oldukça fazla merdiven var, iyi ki varlar onlar olmasa çıkmayacağım kadar dik kayalıkların üstünden geçebildim.Çok paslanmış da olsalar yine de işimi görüyorlar.

"Eğer başarılı olmuş olsaydık, InGen teknolojisi tarihteki yerini alırdı.zamanın yaşam üzerindeki gücünğ çalmayı planlıyorduk, bu güç bastırma ve ortadan kaldırma gücüydü.Bu bütün yaşamlarımızı değiştirebilirdi, ve bu tamamen atom bombası gibi geriye döndürülemez bir durumdu."

Atom bombası güzel bir benzetme oldu.Yani her şeyi kontrol etmiş olsaydınız, tüm zaferleri elinizde tutarken dünyanın tarihi sizin etrafınızda dönecekti, atom bombasının icadından da büyük, artık insanlar zaman meydan okuyabviliyorlar.O zaman söyler misin John, dinozorlar yok olmasaydı insanları yaşayabilir miydi? Şimdi hiç birbirleriyle en ufak teması olmamış yaratıkları, insanlar ile dinozorları karşı karşıya getirdiğinde, birbirlerine nasıl davranacaklarını bile bilemedin! Fakat sonucu bir çocuk bile söyleyebilrdi!Bir kere iş yapıldığında geri dönüşü olmuyor.Sen yaptığınla kalıyorsun, bundan sonra yaşanacak felaktleri ise dünyanın geri kalanı ödüyor.Söylesene böyle bir güç elde etme tutkusu uğruna bunu yapmak gerekli miydi?Neden sıradan bir park açmadın ki? Neden paranı daha iyi işlere harcamadın ki? Seni çılgın ihtiyar, aslında seni sandığından daha iyi anlıyorum.Şu kadarını söyleyeyim, pek iyi olmasa da tarih senden bahsedecek.Bir şekilde amaçlarına ulaştın.Zamanı ters yüz ettin.

"O son gün diğerlerinden ayrıldım.Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.Helikopterler yaklaştıkça ormandaki ağaçların rüzgarın etkisiyle ikiye ayrılışlarını izledim, ve gördüm ki, vahşi, ve ilkel çağ gözlerimizin önünde yeniden başlamıştı."

Bu John'un bana son sözleri oldu.anladım ki yaptığından pişman değil.Ben de olmasını istemiyorum.İkimizinde bu konuda farklı görüşleri vardı.O hayallerinin peşinden giden bir zengin adamdı.Her şeyi iyi niyetle yapmıştı.Tüm o çevresindeki yatırımcılarla başka türlü gözükmesine karşın, amacı çocukların eğlenebileceği bir park yapmaktı.Ve gerçekten de Malcolm'un orada olup bana akıl vermesini isterdim.

-Düşünsene Ian, uzay çağındayız ve bu dünyanın bir yerinde birileri ilk çağa başlıyor.Sence ilk insan da ortaya çıkar mı? O kadar bekleyebilir miyiz?Yoksa yeniden bir göktaşının düşmesini mi beklemeliyiz?

En tepeye varıyorum artık çıkacak başka yer kalmadı.Helikopter sahası hemen çitlerin altımda.Gözlerime inanamıyorum.Sonunda başardım.Çitiün üzerinden aşmak için orada birikmiş koca sandıklara tırmanıyorum.sonra tek yapmam gerek aşağıya inmek ve-

-AHHHH!

Sırtımdan sertçe çekiliyorum.Sırt çantamın yırtılma sesi ve vahşi hırıltılar beynimi kaplamış durumda.Hayır olamaz!! Tam da işin sonuna gelmişken bana bunu yapamazsın!Raptor arkamda olmak üzere yere düşüyoruz.Kolum yaralnıyor.Bir anlık şaşkınlıktan yararlanarak ayağa kalkıyorum.Elimi sırtıma götürüp silahımı arıyorum.Düşmüş!Raptor ayağa kalkıp bana sarı gözleriyle bakıyor.Sanki beni anlıyormuş gibi gözlerimin taa içine bakıyor.Ve sonra pençelerini eğip aldırı pozisyonu alıp, sıçrıyor.Bundan sopnra ne yaptığımı ben bile hatırlayamıyorum.Helikoptere gelen kurtarma ekibinin bana anlattıklarını size aktarıcam.

Raptorun üzerime geldiklerini görünce ekip paniğe kapılıp ateş etmeye çalışmış ama çok uzakmışız.Ben de yerde duran uzun demir sopayı alıp üzerime gelen raprora doğrultuyorum.Sıçarayn raptoru, hayvanın kendi hızından yararlanarak geriye fırlatıyorum ve ÇAT! Raptor tek bir kere tellere değiyor ve anında kızarıyor. Ve son...Gelen ekip tarafından sedyeye alınıp helikoptere taşınıyorum.Bana oksijen maskesi ve serum takıyorlar.Doğru düzgün beslenememiş vücudumu eski gücüne kavuşturmak istiyorlar ama bu bir kaç hafftada mümkün olmayacak, biliyorum.Brontosaurus'ların uzun boyunlarını ve çıkardıkları zarif sesleri duyabiliyorum.T-Rex'in kalp oynatıcı korkunç sesini günlerce kulaklarımdan silemeyeceğim.Ve kan içinde kalmış avuçlarımı arasında bir yadigarla eve dönüyorum.Benim kabuslarımın biricik sebeplerinden birisi.Ve sonsuza kadar unutmayacağım....Ve John.Seninle vedalaşamadım bile.Biliyorsun.Fakat sen bana o sesinle epeyce yardımcı oldun, benim kurtulmama sebeb sensin.Bu yüzden şimdi ödeşmiş olduk, ha? Elveda eski dostum, umarım bir gün karşılaşmayız.Helkopter kalkarken bana çitlerin oradan durup el sallıyor.Ben de gülümsüyorum.Bir an sonra çevremdeki dünya kararıyor ve kendimi derin bir boşlukta buluyorum.

********************************


Hastaneden çıktıktan sonra, yaklaşık üç ay sonra...
Nihayet evime geldim.Adada geçirdiğim yorucu günler dşında hastanede 75 gün geçirdim.Komaya girdim, çıktım.Çeşitli ameliyatlar geçirdim.Adadan kaptığım bir çok virüsün etkisinde karantinalarda kaldım.Ve işte sonunda dışardayım.

(Anne'ın evi.Girişe bıraktığı notu alıp okuyor, yüzünde bir gülümsemeyle.Zarflar ayağının altında bir yığın olmuş durumdalar.Onları spnra okuyacak.Telefonun yanına gidiyor.Yüzlerce mesaj telefonuna yığılmış durumda.Hatta hala mesajlar gelmeye devm ediyor.Anne, elindeki nesneyi telefonun yanına fırlatıp kendini koltuğa atıyor.Şimdilik bir şeyle ilgilenmesine gerek yok.Nasısa epeydir yoktu bir kaç saat daha olmayabilrdi!!Gözlerini raptor pençesine dikiyor.Bu ona son öldürdüğü raptordan miras kaldı.Geçmişini asla unutmamasını sağlayacak bir nesne, sanki tersi mümkünmüş gibi....)

Birikmiş gezatelerden birinin başlığına göz atıveriyorum.Bu...ama bu John Hammond! Bugün onun ölüm yıldönümü.İyi de n zaman öldü ki?  Geçen sene kadar önce...Hemen telefona sarılıp Ingenle teması olan birileirne ulaşmaya çalışıyorum.Bu kişi InGen'in şu andaki yönetim kurulu üyesi.Rezil bir avukat gibi konuşuyor.Ona John'un bana anlattığı şeyleri soruyorum.Avukatlar, şirketinin elinden alınması ve diğer bir sürü teknik arıza.Kim olduğumu bildiği için tüm sorularımı cevaplıyor.Adam konuşmasına devam ediyor, ben dinlemiyorum.John'un anlattığı her şey doğruymuş..Daha doğrusu geçmişten gelen sesi...yoksa değil mi? En son beş sene önce konuştuğum bir adamın bana geçen sene yaşanmış olayları anlatması...nasıl desem biraz ürkütücü sanki! Yani benim eski anıları çağrıştırarak hatırlayabileceğim bir durum söz konusu değil.John....yoksa sen?

***********************
 ~SON ~