« Önceki | Sonraki »

Çarşamba, Kasım 19, 2008

Ben, Lucifer ~ Glen Duncan



Karanlıklar Prensi’ne “doğru yol’u” bulması için son şans verilir.Yeryüzünde masum bir yaşam sürmesi gerekmektedir.Aksi takdirde sonsuza dek yok olacaktır.”Eski Pazarlıkçı”, tüm bedensel zevkleriyle birlikte dünyada bir aylık deneme süresi için anlaşmaya varır.Lakin bir tuhaflık söz konusudur: Ödünç aldığı bedenin eski sahibi intiharın eşiğinde bir yazardır.

 

Lucifer dünyaya iner.Ama dünya, onun tahmin ettiği gibi dğildir.Tuzaklar, dolambaçlı yollar, hile ve düzenbazlıkla doludur.Yazarın bedeninde gece hayatına, alkole ve uyuşturuculara kapılır.Onun için yepyeni bir şey olan bedensel zevkler alemine dalar.Sonunda kendi yaşam öyküsünden bir film çekmeye karar verir.Ama hiç beklemediği bir şekilde yazarın vicdanı ve anılarıyla karşı karşıya kalır.

 

Lucifer, bize Şeytan olmanın nasıl bir şey olduğunu öğretmeyi umarken, insan olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayacaktı.

 

“Dil kullanımı öyle yerinde, kadın-erkek duyguları üzerine teşhisleri öyle doğru ki, soluğunuz kesiliyor.Cinsiyet konusunda inandırıcılığı Tolstoy’a eşdeğer.” ~Time Out

 

“Lucifer büyüleyici, seksi ve çok eğlenceli.Glen Duncan çok fazla şeyi biliyor ve bildiklerini fazlasıyla anlatıyor.Ruhu için endişeleniyorum.” ~Stella Duffy

 

"İyi yazarlar sıradan olanı çarpıcı hale getirmeyi başaran yazarlarsa, Duncan gerçekten de iyi bir yazar." ~The Times

 

---------------------------------

---------------------------------

Bu kitabı neden seçtim? Adında Lucifer yazması mı? evvvet kesinlikle! Tamam bir kitaptan sadece ismine bakarak etkilenen tek şahsın ben olmadığını biliyorum (umarım değilimdir)fakat gözlerimi alan o harika parlak kırmızı renk yüzünden görebildiğim tek şey (kitabın kapak rengi)bu yazıydı sanırım bu yüzden anlayışla karşılanabilirim.Okuduğum en akıcı kitaplardan birisi ve sizi temin ederim ki ben çok fazla kitap okudum.(oh evet caelodan itiraflara geçmeden kitaba geçsem iyi olacak) Bu kitapta benim en çok hoşuma giden şey Şeytan'ın diliyle olayların anlatılması olmuştur hani bilirsiniz şu adem, havva, isanın çarmıha gerilişi ve diğerleri.Bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum ve gayet açık bir kitap (her konuda açık bu yüzden okurken duyarlı okurlar gözlerini kapatabilirler, nazik gözbebekleri zarar görmesin diye).Amacım Lucifer hakkında bir kitap okumaktı ve belki bir ölçüde kendimi tatmin edebildim.Hiç yoktan iyidir, değil mi ama?Daha fazla dırdır etmemi önlemek için konuyu burada kapatıyorum ve her zamanki olağan kitap alıntılarıma geçiş yapıyorum.Enjoy it!

****************************************************

 

Muhtemelen öfkenin ne olduğunu bildiğinizi düşünüyorsunuz: soğuktan donmuş ayaklarınıza basılması, başparmağınıza çekiçle vurmak, şakacı mı şakacı bir patron, karınız ve en iyi arkadaşınızı yatak odanızda soixante-neuf yaparken yakalamak, kuyruklar.Muhtemelen gözünü kan bürümenin ne olduğunu bildiğinizi sanıyorsunuz.İnanın bana, bilmiyorsunuz.Siz daha pembeyi bile görmediniz.Öte yandan ben…Safi kızıl.Vişne çürüğü.Şarap rengi.Nar çiçeği.Galibarda.Özellikle kötü günlerde kan kırmızısı.Peki bunun kabahatlisi kim, diye sorabilirsiniz.Kaderimi ben seçmedim mi?Cennette her şey dört dörtlük değil miydi, ta ki ben…o isyan gösterisiyle İhtiyar’ı üzene kadar? (işte size önemli bir bilgi.Ama bu sizi biraz afallatabilir.Tanrı uzun beyaz sakallı ihtiyar bir adama benzer.Dalga geçtiğimi sanıyorsunuz.Dalga geçmiş olmamı dileyeceksiniz.Kötü huylu bir Noel Baba’ya benzer o.) Evet, ben seçtim.Ve, of, bu anlata anlata bitirilemedi. Şimdiye kadar.Şimdi masaya yeni kartlar dağıtıldı.

 

İsyan özgürleştiren bir deneyimdir –öfke ve acıya rağmen- fakat geriye bir yığın eski elektrik devresi kalır.

 

(Tanrıdan bahsediyor) Ne kadar çok üstün yanı olursa olsun, O’nun kesinlikle hiç mizah duygusu yoktur.Mükemmelik buna meydan vermez.

 

Cennet bizim burada aşağıda alaylarımıza kıs kıs güldüğümüzü ve ettiğimiz nükteli sözlere kıkırdadığımızı duyuyordu; o bakışları, bu gülünesi saçma sözleri duyma şansını kaybettiklerine dair o şüpheyi görüyordum.Fakat onlar hep başlarını çevirirler, Cebrail boynuz üfleme çalışmasına, Mikail ise ağırlıklarına.Gerçek şu ki onlar pek sıkılgandırlar.ğer aşağıya inen güvenli bir yol olsaydı -bir yangın çıkışı (bum-bum)- parmaklarının ucuna basarak kapıma gelen bir avuçtan çok daha fazla kaçak olurdu.

Meleklere özgü deneyim bir olgu rönesansıdır, İngilizce ise bir sürtüğün el çantasıdır.Birincisi ikincisinin içine nasıl tıkılabilir ki?Mesela, karanlığı ele alalım.Karanlığın içine adım atmanın benim için nasıl bir şey olduğuna dair en ufak bir fikriniz yoktur.Bunun hala, hem boğazlanan bir hayvanın ruhunu, hem de pahalı sürtüğün tekinin atomlara ayrılmış kokusunu yayan bir mink paltonun içine kaymaya benzediğini söyleyebilirim.Bunun mukaddes olmayan bir kutsanmış yağın içine dalmak olduğunu söyleyebilirim.Bunun içkiye ağzını değdirmeden geçen beş ıstıraplı yıldan sonraki ilk içki olduğunu söyleyebilirim.Bunun uzun bir ayrılıktan sonra eve dönüş olduğunu söyleyebilirim.Vesaire.Bunların hiçbiri yeterli olmaz. (Caelo'nun notu: Bu belki benim için bloğa yeniden yazabiliyor olmak gibi bir şey..yani hemen hemen sayılır)

Bir kez posta güvercini olan ilelebet posta güvercini kalır. (Burada Cebrail kast ediliyorKaş çatmış)

 

Ben kiliseye girdiğim zaman hiçbir şey olmaz.Çiçekler solmaz, heykeller ağlamaz, sandalyelerin yanındaki koridorlar sallanıp çatırdamaz.Mabedin soğuk halesine pek hevesli değilimdir ve "pain et vin" ayininden sonra beni hiçbir yerde bulamazsınız, fakat bu antipatiler dışında, Tanrı'nın Evi'nde muhtemelen çoğu insan kadar rahatımdır.

 

Eğer her şey siz iseniz, hiç bir şey de olabilirsiniz.

 

Diz kapakları sadece çekiçle vurulmak için vardır; gözdelik de sadece gözden düşmek için.

 

...Tanrı olmadan var olmanın özgürlüğü.Bu düşünce bir fark yaratmıştı ve bu düşünce, bu özgürleştirici, devrimsel, çığır açıcı düşünce benimdi.Benim için ne derseniz deyin.Baştan çıkarıcı olabilirim, işkenceci, yalancı, itham edici, kafir ve her bakımdan çiğeri beş para etmez  olabilirim, fakat meleklerin özgürlüğünü keşfetmenin itibarı başka kimseye ait değildir.Bunu keşfeden, benim dünyevi dostlarım, Lucifer'di.(Günah'tan sonra bana Lucifer, Işık Getiren demeyi bırakıp, Şeytan, İblis demeye başlamaları da tabii pek iroik.Tam bu ismi hak ettiğim anda benden melek ismimi almaları pek ironik doğrusu.) Bu düşünce bir virüs gibi yayıldı.Bazılarından, bir özgürlük masonluğundan belli belirsiz sinyaller geliyordu.Utana sıkıla bana kendilerini gösterdiler, ne idüğü belirsiz bir profesörün karşısındaki ergenlik çağındaki çocuklar gibi ortaya çıktılar.Pek çoğu ortaya çıkmadı.Cebrail benden uzaklaştı.Mikail kendini uzak tuttu.Beni neredeyse İhtiyar'ı sevdiği kadar seven, ne yapacağını bilmeyen, zavallı, muhteşem İsrafil titrek bir kararsızlıkla bir süre daha şarkı söylemeye devam etti.Fakat ben ne yapmıştım ki? (Hele O'nun benim yapacağımı bilmediği ne yapmıştım ki?)

 

Gerçek şudur ki Cehennem iyidir.Benim mekanımdaki ruhların çoğu sırf sigara tüttürerek, içki içerek ve çene çalarak takılırlar.Ve okunacak her şey vardır.

 

************************************

-Gülmek korku karşısında verilen bir refleks bir tepkidir.Bunu biliyorsun.Sen güldüğünü duyuyorsun, bizse çığlık attığını duyuyoruz.

-'Ve eğer gülüyorsam ağlayamadığımdandır' çok daha iyi olurdu.Yukarda hala okumaya pek zaman yok değil, ha?

***********************************

Meleklerin ruhu yoktur.Hepiniz ruhlarla tek başınasınız.Ben kendi zamanımda milyonlarcasını satın aldım, fakat onlarla ne yapacağımı biliyorsam, canım çıksın

 

Karanlıkta yıkandım ve ışığın altında gevşeyip uzandım

 

Hayvanlar hep benden kaçtılar, hatta onlardan biri olduğum zaman bile.Onlar yalnızca...sezdiler.Benden uzaklaştılar o kadar.Ben ve hayvanlar asla arkadaş olamazdık.Milenyumlar boyunca onlardan zaman zaman yararlandım, fakat aramızda hiç bir zaman ilişki olmayacak.Üç nedeni var: onların bir ruhu yok, bir seçim yapamazlar ve Tanrı'ya bağlılar- işte bunlardan ötürü benim için bir ehemmiyetleri yok.....ruhun varlığı bir yolu bulunup kurtulunması gereken gerçek bir karın ağrısıdır.

Havva, Adem'in kolları kendisine sarılı ve başı onun göğsünde uyandı.Birbirlerinin gözlerinin içine bakıp gülümsediler."Erkek" dedi Havva ona."Kadın" dedi Adem ona."Çocuklarım" dedi Tanrı her ikisine."Ay, Lütfen" dedim (şey aslında tısladım, o sabah bir pitonun bedenini seçmiştim de) yılanlara özgü o metaneti fırlatıp atacak özel bir yer aramak için kıvrılarak uzaklaşmadan önce.

 

O meleksi acının yokluğuna o kadar alışmıştım ki sonuna kadar günlerimi Gunn'ın şiş bedeninde geçirmek bile bedensizliğin alevlerine ve bombalarına tercih edilebilirdi.Tanrı'nın zaferi: Lucifer'in Clerkenwell'deki züğürt bir yazar bozuntusunun hayatına razı olması; belki de Eski Dost artık bir mizah duygusu geliştiriyordur.Asla bıkmadığım bir şey de (ölümsüz süper varlıkların sorunlarından biri de bıkkınlıktır), O'nun ne denli aptal olduğumu düşünmesi karşısında duyduğum hayrettir.Bu kadar kibirli mi? Gunn'ın ıslak, tangırdayan bir çuvalı andıran bedeninde...

 

Eğer ahlaki açıdan iyi olsalardı, onları yozlaştırma umuduyla hayatta kalmalarına izin veridim.Eğer ahlaki açıdan kötü olsalardı, dünyanın becerilmesine yaptıkları katkıdan dolayı yaşamalarına izin verirdim.Fakat o denli ben merkezci ve sefillerdi ve o denli yavanlardı ki açıkçası tam bir can sıkıntısıydılar. (Caleo ~ sanırım insanlardan bahsediyor, hoş düşünceler)

 

Lucifer, dedim kendi kendime, işbirliği yapan kalçaların, açılan burun deliklerinin, kendinden geçmeyle kalkan kaşların memnuniyetle farkına vararak, Lucifer, oğlum sen kesinlikle gerçek bir dahisin.Kurtuluş, yıkım, güç, isyan, gurur -Tanrı'nın bile bir Golden Elma içine bu kadar şeyi sıkıştırabileceğini sanmazdınız.

 

Yeryüzünde iktidarsız bir ay mı? Bana bir iyilik yapın.

 

***********************************

...Yine Uriel aptalca sırıtacak gibi oldu, ama odun gibi ruhsuz Cebrail gerçeklere yapıştı. "Senin de bildiğin gibi, Lucifer, bu meselelerde O'nun iradesi yadsınmaz."

"Çok sevgili Cebrailela, kendi tarihini unutmuyor musun? Ben buün bulunduğum yere O'nun iradesini yadsıyarak geldim.Ne yapacak? Bir East End sürtüğü için savaş mı açacak?"

"Eğer gerekiyorsa.Mikail'in uyuduğunu mu sanıyorsun, Lucifer?Ya da Cennet'in zırhının paslandığını mı sanıyorsun?"

"Sana şunu sormalıyım Dostum: Neden kursalllık taslayan bir pezevenk gibi konuşuyorsun?"

"Gerçekten eve dönmek istiyor olamaz" diyor Zaphiel."Eğer eve dönmek isteseydi, bu tür şeyler söylemezdi."

"Lütfen! O diye söz ettiğin burada.Elbette eve gelmiyorum.İçinizden herhangi biri ciddi ciddi bunun benim için bir tatilden fazla bir şey olduğunu mu düşünüyor? (Caelo ~ neden bu diyaloğu yazdım çünkü muhteşem ya! )

**********************************

Kimse anlamıyor.Sence onu en çok hangisi kızdırır?Cehennem'de acı çeken ve keşke iyi olsaydık diyen ruhlar mı? Yoksa Cehennem'de parti yapıp "Şükür ki sağlam ahlaklı davranışlar saçmalığıyla kendimi yormadım" diye düşünen ruhlar mı?Şüphesiz mantığı anlıyorsun, değil mi?

 

Hakkımda yanlış bir anlama var.Kilisenin yaydığı bir iftira bu, öyle ki benimle anlaşma yaparsanız sizi aldatırmışım.İpe sapa gelmez zırvalıklar, tabii.Ben asla aldatmam.Asla aldatmak zorunda kalmam...

Siz Lucifer'i 'çağırmazsınız', canım.O lanet olası bir kahya değil.Lucifer sizi ziyaret eder.Hepsi bu.Eğer sizinle doğrudan ilişki kurmanın benim çıkarıma olacağını hissedersem (hissetmememi ummanız daha iyi olur) o zaman beni 'çağırmaya' kalkışın veya kalkışmayın, ben gelirim.

 

Ben olmanın kötü yanlarından biri de dilimin ucuna gelen, çabuk ve zekice verilecek ters cevapların çokluğu karşısında zaman zaman suskunlaşmamdır.

 

Ona baktım.Gunn'un içinden ona baktım. (Ki kaybedilen bir şey yok, zira Gunn'ın korkutucu bakışı seksenlik bir ihtiyarı bile korkutmazdı.) Kısaca ayaklarını yerden kesmeyi düşündüm, fakat Gunn'ın teçhizatı -işten kaçan kollar ve pazılar, kaderin sertleştirdiği kanatlar ve beleşçi boyun kasları- gerçekten buna hiç uygun değildi.İnsan gözlerinin içinden bile olsa, bir bakışa neler sığdırabildiğim hayrete şayan.Size sürekli, benim yaşadığımı ve sizin yaşamadığınızı gösterebilmem hayrete şayan.

 

"Bunu yazdım, çünkü kadınlarla erkekler arasındaki tüm bu çekişmenin...bu seks savaşının, bu cinsiyetler politikasının...tüm bu diyalektiğin atıllaşmaya başladığını gerçekten çok net görmeye başladım."

 

**********************************

-Bu çok saçma, biliyor musun, bütün hayatını insanların seni dinlemesini sağlamaya çalışarak geçiriyorsun, sonra nihayet bu gerçekleşip biri önüne bir mikrofon uzattığında...

-Gunn?...

-...basmakalıp sözler edip duruyorsun -ha?

**********************************

Pornografi dergilerinin sahibi olan şirket bulaşık deterjanı yapan şirketin sahibidir.Savaş teçhizatlarına sahip olan şirket, muhabbet kuşu yemi üreten şirkete de sahiptir.Nükleer atık üreten şirket çöpünüzü toplayan şirkete sahiptir.Bugünlerde, benim sayemde, pılınızı pırtınızı toplayıp bir mağarada yaşamaya gitmediğiniz sürece, kötülüğe ve pisliğe para yatırıyorsunuz...Ve hadi gerçekçi olalım, eğer ahlakın bedeli bir mağarada yaşamaksa...

 

Yüzde seksene yaklaşacağıma asla inanmazdım.O kadar değil.Elbette bunu Cehennem'de söylemek kolaydı, elbette bu kulağa muhteşem geliyordu -"Her on kişiden sekizi.Beni duyuyor musunuz?Bundan azını kabul etmiyorum.Bahçede çalışmalıyız, canlarım, bahçede çok çalışmalıyız..." Fakat gerçek şu ki yüzde elliye razı olmuştum.Yüzde yirmiyle bile mutlu olurdum.Aslında gerçek rakamım buydu, yüzde yirmi.Onda iki.İhtiyar'ın damarına basmak için yeterliydi.Günümüzdeki rakamlar onu canından bezdirmiş olmalı.Layığını buldu.Bu O'nun kendi hatası.Evet, öyle.Şu Emirler.Ya şu Emirlere ne demeli, ha?Anne ve babana hürmet edeceksin.Ee...peki.Komşunun karısına göz dikmeyeceksin.Pardon - komşumun karısını gördün mü? Komşunu kendin gibi seveceksin...O sırada, ciddi olamaz, diye düşündüğümü hatırlıyorum.Ciddi olamaz, elbette.Öldürmeyeceksin. (Sırf buna bile uysaydınız!Çarmıha Gerilme -Yeni Ahit imkansız olurdu!Bütün işim görülmüş olurdu.) Yalancı şahitlik yapmayacaksın.Ah, dur, diye düşündüm, beni öldürüyorsun.Bu şu demekti: kimse bilfiil Cennet'e gitmeyecekti.

 

Kurbanın umutsuzluğu, Kanter içinde belli bir noktayı geçtikten sonra, işkence görenin ölümü yaşama tercih edişi.Elbette işkenceci için ideal ama olanaksız olan, kurbanın ölümün-şiddetle-arzulandığı- fakat-verilmediği bu halde ebediyen yaşamasıdır.Biz buna Cehennem'de olanaksız bir ideal demiyoruz.Biz buna rutin diyoruz.Evet evet evet, umutsuzluk iyidir ve bunu yaratmanın en garantili yolu işkencedir -fakat onlara durmadan hatırlatmalıyım ki -bu noktada ayyaşların başı önüne düşüyor, ahmaklar hülyalara dalıyor veya dişlerini karıştırıyorlar - bu hapishane hücresi bölümleri çok lezzetli olabilse de esas mükafat, umutsuzluğun kendiliğinden gelişmesi, onu kendi kendilerine ve kendileri için hissetmeleri, umutsuzluğun dünyanın genel hali olmasıdır.

 

Başka bir zamanda ve başka bir mekanda Martha ısınma için mangala yaklaşırdı.Bu zamanda ve bu mekanda mangaldan olabildiğince uzak duruyor.Sorunun saçmalığı çok açık, okuması yazması olmayan bir çiftçi karısı için bile.

Cadılığa inanıyor musun?

Hayır dersen, kilise doktriniyle çelişirsin; evet dersen, bilfiil okült bilgiyi kabul etmiş olursun.

Ne kadar zamandır Şeytan'ın hizmetindesin?

Ben Şeytan'ın hizmetinde değilim.

Onunla nasıl anlaşma yaptın?

Ben anlaşma yapmadım.

Doğmamış çocuğunun babası bir Şeytan mı?

Hayır, kocam.

Cinsel ilişkiye girdiğin Şeytan'ın ismi ne?

Şeytan değil, efendim.

Bu Şeytan tarafından gebe bırakıldığın gibi, onunla ters ilişkiye de girdin mi?

 

Asla yenilgiyi kabul etme, bu benim düsturumdur.Ve hiçbir şeyi atma, bu da bir başkası.

 

Bugüne kadar çok teolojik zırva duydum, fakat karşılaştığım en aptalca teorilerden biri Kurtarıcı'ya ihanet etmesini sağlamak için Yahuda'yı ele geçirmiş olduğumdur.Biri bana bunu açıklayabilir mi? Aslında zahmet etmeyin.Açıklamasını biliyorum. (Ben bütün açıklamaları bilirim.) Bunun açıklaması tüm dünyada milyonlarca insanın, tam tekmil işleyen bir beyne sahip olmalarına rağmen, İsa'nın çarmıha gerilmesini istediğinmi düşünmesidir.Şimdi biraz açık konuşmama izin verirseniz: bu insanlar geri zekalı mı? İsa'nın çarmıha gerilmesi günahların affedilmesi mekanızmasını yeniden başlatacaktı.Ki bu da ne anlama geliyor? Kimsenin Cehennem'e gitmesi gerekmeyecekti.Şimdi bana bunun olmasına yardım etmek için herhangi bir şey yapacağımı nasıl söylersiniz?

 

Firavunun yüreğini Tanrı sertleştirdi...Evet, O yaptı (yıllar boyunca pek çok yüreği sertleştirdi.) Yahuda'nınkini de sertleştiren O'ydu.

 

Eğer bir adam ulaşmak istiyorsanız, kadından geçmelisiniz.Cennet Bahçesi asırlar öncesinden kalmış gibi görünüyordu (çok kötü tenkli, 8 mm.lik karlı bir film) fakat orada aldığım dersleri unutmadım.Kendinden memnuniyet hiçbir zaman benim kötü alışkanlıklarımdan biri olmamıştır ve o sabah Judea'da da olmadı, fakat, anlarsınız ya, kendimi iyimser hissettim.

 

...bir insanı kaderinden uzaklaşması için baştan çıkarmanın ne kadar zor olduğu hakkında hiç fikriniz var mı?Kavramsal aykırılığı görüyorsunuz, değil mi?

 

Şüphelenmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Bilmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Fakat en iyisi, kat kat iyisi bunun kendini haklı gören suçlular güruhuna verdiği fırsattır.

*************************

"Mikail" dedim, "Sevgili ihtiyar.Yıllar geçti."

...

"Korkuyorsun," dedi usulca.

Gülümsedim."Olağanüstü," dedim "siz çocuklar bana bunu söylemeyi görev sayıyorsunuz.Önceki gün de Cebrail saldırdı.Acaba neden bunun o kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Kışkucular hüsnükuruntularını homurdanıp duruyorlar, herhalde."

O da gülümsedi."Onun fanilere öğüdünü biliyorsun" dedi." düşmanlarını sevmen gerek, böyle bir talimata gerek duymalarına yazık."

"The Empire Strikes Back'i gördün mü?" diye sordum.

"Çünkü düşmanlarımızı bize yakınlıkları oranında sevmek bizim için doğaldır.Birbirimize o kadar benziyoruz ki, şeytan.Birbirimize o kadar yakınız ki."

 

"Çok yakın ve çok uzak" dedim "Yaltaklanma işi nasıl gidiyor?Ha bu arada, filmde senin rolün için Bob Hoskins'i düşünüyorum.Sana uyar mı? Eminim beni Joe Psci için ikna edebilirsin."

"Bizi şaşırttın" dedi.

"Ah, şaşırttım, öyle mi? Ne düşünüyordun?HArrison Ford'u mu?"

"Dikkat menzilinin kısalığına bakılırsa, şmdiye dek orta yaş melankolisine gireceğini sanıyorduk.Yine de sen...kendini ergenlik egoizminde tutmayı becerdin."

"Ergenlik egoizmini küçümseme, ahbap.Ergenlik egoizmi ve bir yığın parayla tüm dünya yönetilebilir - tabii, zaten dünyayı yönettiğim için buna gerek yok....Bu sana kabalık gibi gelebilir, dostum ama, tam olarak neden buradasın, hı?"

"Sana yardım etmek için" dedi.

"Öyle mi? Hı-hı?Ve?

"Lucifer, sen son zamanlarda..."

"Baksana, neden ağzındaki baklatı çıkarmıyorsun? O zaman belki ikimizde kendi işlerimizle uğraşabiliriz.Dikkatinden kaçmışsa diye söylüyorum, Kilisede sessiz bir yarım saat geçirmek için gelmiştim."

"Buraya çağrıldığın iin geldin."

"Of, bu hiç de uygarca değil. -Senden beklediğim belli bir standart vardı Mikail-"

"Korkuyorsun" Bu defa bu sözü hakikaten güçlü bir gerçeğe sahip birinin edasıyla söylemişti.Eğer sözüne devam etmemiş olsaydı, hemen oracıkta dünyanın sonunu vahiy etmeyeceğimden emin değildim. "En çok arzuladığın şeyden kokruyorsun.En çok korktuğunu arzuluyorsun.Bunu bir düşün, kardeşim."

"Düşüneceğimden emin ol"

*********************************

"Bir hıristiyan ülke hakkında ne diyor, Nigel...kiliselerinin Müslümanlara satılıp camilere dönüştürülebileceğini mi? Yani eğer hatalıysam beni düzelt, eğer tarih bilgim yanlışsa beni düzelt -yıllar önce Haçlı Seferleri denilen küçük bir operasyon yapılmadı mı? O halde bu akademik bir çalışmaydı, öyle mi? Ha? ...Britanya'nın bazı kesimlerinde şimdilerde on yaşın altında çocukların -Kuran okumaya zorlandığını biliyor musun, Nigel? Bilirsin, insanlara bunu söylersin, onlar da uydurduğunu sanırlar."

 

Küçücük bir mezarlık.Oraya vardığımda gökyüzünde bir nebze mavilik kalmamıştı.Yüzden az mezar taşı, tıpkı...tıpkı ne? Korkunç dişler gibi mi? Zafer işaretleri gibi mi? Lanet olsun, bu dil sabrımı taşırmaya başlıyor.Her neyse ölülerin, bazıları beyaz ve yepyeni, bazıları cüzamlı gibi mahvolmuş yatakları.Silinmiş tarihler.Yeni Zaman'ın bile kim ve ne zaman olduğunu gösteren satırları kirletmeye etkisi olmuştur.Bu pek uzun zaman almaz.

 

...Bu da o tuvaletteyken onu cüzdanından kurtarmak için bir başka nedendi.Gülünecek mir miktar, 63.47 pound, NatWest çek defteri ve bir Switch kart, ölmüş anne ve babasının fotoğrafı, ölü olduğum sürece istediğiniz organı alabilirsiniz kağıdı ve eski müsvedde kağıtlarına ve biletlere karalanmış bir sürü telefon numarası -fakat asıl mesele bu değildi.İnancı sarsan ihanet, asıl mesele buydu.

 

...Onun için son zamanlarda içten gülmüyor.Bunun yerine, her metalik nidanın kendi etrafında parlak bir zırh oluşturmasını sağlayarak stratejik olarak, yüksek sesle gülüyor.

 

Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, beyler, kaderimizin bizi bıçak sırtında hassas bir dengede tuttuğudur...Evet, ama o zaman iki ateş arasında imgesini kaybedersin.

 

Tehlike gerçekten çok büyük, zira iki ateş arasında, değer verilmesi gerektiği zaman artık hayata değer veremeyen kalpleri buz tutmuş zalimler haline gelmekle, beyler, yumuşak, mecalsiz, asabi bir şekilde güçten düşmüş veya zihinsel çöküşün eşiğinde olan insanlar haline gelmek arasında son derece ince bir çizgi vardır.

 

...(Cehennem'i nasıl tarif etmeli? Istırapla, sonu gelmeyen bir sıcaklıkla, hiç bitmeyen kızıl bir alacakarnlıkla, döne döne yağan küllerle, acının pis kokusu ile dolu karnı deşilmiş bir panorama...Keşke.Cehennem iki şeydir: Tanrı'nın yokluğu ve zamanın mevcudiyeti.Bir tema üstüne sonsuz çeşitlemeler.O kadar kötü görünmüyor, değil mi?Gerçekten, güvenin bana.)Ben bu işi istemedim -yani zamandan bütün geri kalanı Tanrı'ya karşı çalışarak harcama işini, kötülüğe şahsiyet verme işini- fakat buna benim açımdan bakın: O söz konusu olduğu sürece aramızda her şey bitti.Şişman garsonun yardımsever nezareti altında uzlaşmak için cappucino'lar içmek yok.İlişki yok.Şunu gördüm ve aklıma sen geldin.Rutin nasıldır, bilirsiniz.Ayrıldınız, öyle mi? Külütler değişir, CD'ler bölüşülür ve kutulara konulur, yüzükler geri verilir, sevimli oyuncak köpecik bağırsakları çıkarılıp parçalanır.

 

Ne kaybetmiş olursam olayım, hala güzel konuşma yeteneğine sahiptim.Bunun onları nasıl galeyana getirdiğini görmeliydiniz.Sonuna geldiğimde heyecanlanmıştım.Fakat içim hala karanlıktı.Düpedüz kötü olmanın nasıl bir şey olacağını seziyordum.Bunun çok emek gerektireceğini seziyordum.Fakat tekrarlıyorum: Başka ne seçeneğim vardı ki ?

 

...kötülük, kendi içinde ve kendiliğinden, bana iyilik gibi geliyor.

 

Mesele, canlarım, iyilik ya da kötülük değil -mesele bağımsızlık.Bir melek için tek bir gerçek bağımsızlık vardır ve o da, bunu söylediğime gerçekten üzgünüm ama, Tanrı'dan bağımsız olmaktır.Bağımsızlık neden ve sonuçtur.Bu özel Yaradılış içinde, eüer peşinde olduğunuz Tanrı'dan (Tanrı'ya ibadetten, Tanrı'ya dayanmaktan, Tanrı'ya itaatten) bağımsız olmaksa, o zaman korkarım oynayacağınız tek koz kötülüktür.İsterdim ki, gönlüm isterdi ki keşke Tanrı'yı hiç bilmeyen bir doğam olsaydı -ötedeki dünyayı, çimenleri, evi, şehri, ülkeyi, dünyayı bilmeyen, göldeki bir balık....Sizin düşünürleriniz şu saf kötülük ya da dile getirmeyi o pek sevdikleri şekliyle, kötülük adına kötülük fikriyle cebelleşip duruyorlar.Bunu neden yapıyorlar, bilmiyorum.Kötülük adına kötülük diye bir şey yok.Bütün kötülükler motive edilmiştir -benimkiler bile.İşkenceci, zalim, katil, yalan ustası -hepsi de bunu bir şey için yapıyorlar, bunu tek yapma nedenleri zevk olsa bile.Kötülük adına kötülük deliliktir -veya eğer olsaydı delilik olurdu; ve kaçıklar bile yaptıklarını kaçık bir neden yüzünden yaparlar.İhtiyar'a en çok acı veren benim kötülük yapmam değil, bana dayanılmaz acı veren şeyler yapmamdır.O'na acı veren, sürekli ve dayanılmaz acının kendimi O'ndan kurtarmak için ödemeye değer bulduğum bir değer olmasıdır.Meselenin can alıcı noktası budur.O'nun dayanamadığı budur.

 

Ahlaksız yaşama yakınlığın uyandırdığı merak başka hiç bir şeye benzemez elbet.Seks suçlularıyla çalışan aynasıza, çocuklarla cinsel ilişkiye girenlerle uğraşan polise, tecavüzlerle ilgilenen dedektife sorun.Onlara bu merakın onları ele geçirmesinin ne kadar zaman aldığını sorun.Deneyin.

 

(Kabul etmelisiniz ki şu duygulara sahip olma, birbiri için önemli olma meselesi nahoş derecede pis bir iş.Bunu hep sürekli tekrarlanan kanlı bir yol kazası gibi düşünüyorum -herkes çok hızlı gidiyor, çok yakın, gereken dikkat ve özeni göstermeden ya da çok fazla...)

 

******************************

"İsrafil," dedim. - sonra kişiliğime uygun bir şekilde ekledim, "İsrafil, İsrafil, İsrafil." Nedense, istediğim etkiyi yaratamadım.Yine de lafıma devam ettim. "Sana bir şey sormama izin ver, oğlum.Sence ben umudumu kaybediyor muyum?"

"Lucifer-"

"Sence ben bir umutsuzluk içinde miyim?"

"Elbette öylesin.Elbette, öylesin, dostum, fakat benim söylemek istediğim şu ki-"

"Ben umudumu kaybetmiyorum."

"Ne?"

"Beni duydun."

"Fakat-"

"Umutsuzluk, tüm zafer ümitlerinin ötesinde yenilgiyi gördüğün zamandır."

"Ah, Lucifer, Lucifer."

"Tekrarlıyorum: Ben umudumu kaybetmiyorum.Şimdi lütfen, şu lanet yatağına git."

******************************

Bundan sonra Lucifer'in yazıları son buluyor.Kitapta yani.İsrafil O'nun  yerine yazıyor.

******************************

Neyse.Zaten epeyce yazmışım.Neden bu kadar yazdığım konusunda pek de emin değilim.Ya da belki de eminimdir.Uzun zamandır yazmadığım (yazmak derken hikaye oluşturmak, roman yazmak anlamında değil, sadece klavye üzerinde gezinmek.Hiç değilse msn gibi saçma bir iletişim alteinde enerji harcamaktan daha yararlı geliyor bana) için olsa gerek, bu kadar uzattım kitabı.Yalnız sonu hakkında alıntı yapmayacağım.Kitabı alanlar okurlar zaten.Benden şimdilik bu kadar.Yalnızca şunu eklemeden edemeyeceğim, Duncan harika bir iş çıkarmış.Üslup konusunda şapka çıkarılacak bir yazar.

Çarşamba, Eylül 3, 2008

Emiliana Torrini - Gollum's Song

Where once was light, now darkness falls.
Where once was love, love is no more.
Don't say goodbye.
Don't say I didn't try.

These tears we cry,
Are falling rain
For all the lies you told us,
The hurt, the blame.
And we will wait
To be so alone.
We are lost,
We can never go home.

So in the end,
I'll be what I will be,
No loyal friend,
Was ever there for me.
Now we say goodbye,
We say you didn't try.

These tears you cry,
Have come too late.
Take back the lies,
The hurt, the blame.
And you will wake
When you face the end alone.
You are lost,
You can never go home.

You are lost

Cumartesi, August 30, 2008

Kitab-al Cilva (Kitab-i Celve)

Melek Tavus tarafından Yezidilerin kurtuluşu için "Tecelli Vahiy kitabi" olup beş bölümden ibarettir. Bu bölümlerden, 1 incisinde, Melek Tavus'un vazifesinin insanları ıslah ve onlara yardımcı olduğu, 2 incisinde, Melek Tavus'un insanları istediği şekilde cezalandırıp, mükafatlandırdığı, arzın altına ve üstüne hükmettiği ifade edilmektedir. 3 üncüsünde, Kainattaki bütün mahlukatların, Melek Tavus'un hakimiyeti altında olduğu, 4 üncüsünde, Melek Tavus'un haklarını başka ilahlara vermeyeceğini, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların onun inançlarından kendilerine uygun düşenleri alıp, diğerlerini bozduğu, 5 incisinde ise, şahsına ve resmine saygıda bulunulmasını ve inançları ile eşyasının olduğu gibi korunması emredilmektedir.

Birinci Bölüm

Ben ki vardım, varım, sonsuza dek var olacağım; tüm yaratılmışlara hükmüm geçer, tüm olaylar ve benim erkim altındaki varlıklarla ilgili her şey, benim buyruğumla olur. Kim bana inanır da gereksindiğinde beni çağırırsa, ben hemen onun yanındayım, benim var olmadığım hiçbir yer düşünülemez. Beni benimsemeyen kimselerin, kendi isteklerine uygun olmadığı için kötülük diye nitelendirdikleri tüm olaylar, benim istediğimle olur. Her çağın bir Yönetici Vekili vardır, onu ben seçerim. Her kuşakla birlikte, bu Dünya' nin Başkanı da değişir; Başkanlar sırayla gelirler, kendi dönemleriyle ilgili görevlerini yerine getirirler. Yaratılıştan kazanılan özelliklerin değerleriyle orantılı olarak, suçları bağışlarım. Kim ki bana karşı çıkar, acılar ondan eksik edilmeyecektir. Başka hiçbir Tanrı, benim islerime ve yaptıklarıma karışamaz : Ben neye karar verirsem, o olur; Yabancıların ellerinde bulunan kutsal kitaplar, peygamberler ve havariler tarafından yazılmış olsalar bile, artık geçersizdirler, isyancı bir nitelik kazanmışlardır, bozulmuşlardır; bunlar birbirlerini yalanlamakta ve geçersiz kılmaktadırlar. Doğru olanla yanlış olan arasındaki ayırım, yaşanılan çağın koşullarına göre yapılacaktır. Bana inananlara verdiğim sözleri yerine getireceğim; belirli dönemler için yetkilerimi devrettiğim akilli ve sevgili Vekillerimin yargılarına göre, kullarımla aramdaki sözleşmeye uyacağım ya da uymayacağım. Olayların gelişimini dikkate alırım; içinde bulunulan zamanda yararlı olan neyse, onu uygularım. Benim eğitmenliğimi kabul edenleri yönlendirir, eğitirim ; onlar, bana uymakla, ruhun duyacağı sevinç ve zevklerin en büyüğüne kavuşurlar.

İkinci Bölüm

Çok iyi bildiğim tüm yöntemlerle, ademoğullarını ödüllendirir ve cezalandırırım. Yeryüzünde, üstünde ve altında ne varsa, benim denetimimdedir. Öbür ırklara yardım etmeyi üstlenmem, onlara iyilik yapmaktan uzak da durmam, hele benim seçilmiş topluluğumdan ve bana uysallıkla hizmet edenlerden bunu hiç esirgemem. Sınadığım insanlara etkin denetim yetkisi veririm; bu insanlar, benim irademe uygun olarak, belirli durumlarda, bana inanıp öğütlerimi tutanlara yardım ederler. Alan da benim, veren de; zengin eden, fakir eden de; mutlu kılan, mutsuz kılan da; bütün bunlar, çevre koşullarına ve zamana uygun biçimde gerçekleşir benim islerime karışmak ve herhangi bir insani denetimimden çıkarmak hakkına ve yetkisine sahip hiçbir güç yoktur. Bana engel olmaya çalışanların üzerine acılarla hastalıklar yağdırırım. Kim benim buyruklarıma uyarsa, öbür insanlar gibi ölmez. Bu düşük dünyada hiç kimsenin, kendisi için belirlediğim süreden fazla kalmasına dayanamam; ama istersem, onu bu dünyaya iki kez, üç kez ya da daha fazla geri gönderirim, ruhunu başka bir bedenin içine sokarak; bu, evrensel bir yasadır.

Üçüncü Bölüm

Ben, kitap göndermeksizin yönlendiririm, dostlarıma ve benim öğrettiklerimi benimseyenlere, doğru yolu, gizli araçlarla gösteririm, uyulmasını istediğim kurallar, bunaltıcı değildir, zamana ve koşullara göre saptanmıştır. Yasalarıma karşı çıkanları öbür dünyalarda cezalandırırım. Ademoğulları, yapılması istenen şeyleri bilmezler, bu yüzden sık sık yanlışlığa düşerler. Yeryüzündeki ve gökteki hayvanlar, denizdeki balıklar, hepsi benim yönetim ve denetimim altındadırlar. Dünyanın bağrındaki gizli hazineler ve başka şeyler, benim bilgimin içindedir. Onların tek tek bulunup alınmasına olanak sağlarım. Bunlara sahip olacak kimselere ve benden zamanında dilekte bulunanlara gizli işaretlerimi, mucizelerimi gösteririm. Bana ve izleyicilerime karşı yabancıların göstereceği düşmanlık ve direnme, ancak kendilerine zarar verir, çünkü bilmezler ki güç ve zenginlik benim ellerimdedir ve bunları ben, âdemoğullarından hak edenlere veririm. Dünyaların yönetimi, çağların arka arkaya gidisi, vekillerimin her çağda değişmesi, sonsuza dek benim yetkimdedir. Her kim oraya dürüstçe yürümezse, ben, kendim belirleyeceğim bir zamanda onu cezalandıracağım ve başladığı yere geri göndereceğim.

Dördüncü Bölüm

Mevsimler dört tanedir, unsurları da (Dört unsur = Adem' in bedenini oluşturan toprak, hava, ateş, su) dört tanedir; bunları ben, yarattıklarımın, gereksinimlerini gidermeleri için bağışladım. Yabancıların kutsal kitapları, ancak benim yasalarıma uygun oldukları, karşı çıkmadıkları ölçüde tarafımdan kabul görürler; yine de bunlar, çoğunlukla saptırılmışlardır. Üç tanesi bana karşıdır ve ben, üç addan nefret ederim. Benim gizlerimi açığa vurmayanlar için, ödüllendirme konusundaki sözümü tutacağım. Benim uğruma acı çekmeye katlananları, kuşku duyulmasın ki, dünyalardan birinde ödüllendireceğim. Benim yolumdan gidenler, kendilerine düşman olanlara ve yabancılara karşı, cemaat hâlinde yaşasınlar. Ey siz, benim yasalarıma uyanlar, benim tarafımdan iletilmeyen düşünceleri kafanıza sokmayın. Yabancıların yaptığı gibi sakin adimi ya da bana yakıştırılan adları ağzınıza almayın, yoksa günaha girersiniz; çünkü bu konular, sizin kavrayışınızın,üzerindedir.

Beşinci Bölüm

Beni simgeleyen şeylere ve resimlere saygılarınızı sunun; çünkü onlar size, benim yasalarıma aykırı olan davranışlarınızı anımsatacaktır. Yardımcılarımın buyruklarına uyun, sözlerine kulak verin ki benden aldıkları öte dünya bilgisini size iletsinler

(Alıntıdır)

 

Cumartesi, August 30, 2008

Satanizm...(Alıntıdır) Mutlaka Okuyun

Türkiye'de de kanlı ayinler gerçekleştiren ve işledikleri cinayetlerle gündem oluşturan Satanizm inancı her ne kadar artık manşetlere yansımıyor olsa da internet üzerinden propagandaya devam ediyor.

 

Chat sitelerinde özellikle gençler arasında büyük rağbet gören Satanizm tartışmaları özellikle İngilizce'de yapılırken Türkçe yapılan tartışmalar da azımsanamaz.

 

Haber7.com olarak internet üzerinde yapılan bu tartışmaların kökenini araştırdık ve 'Türk Halkina Hitaben' kaleme alınmış bir sözlükle karşılaştık. İllegal yollardan Satanizm inancının propapagandasını yapan bir sitede yer alan bu sözlük Satanistlerin gerçekte neye inandıklarını bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

 

Satan in Turkey (S.İ.T) adlı grubun sözlüğü kaleme alan üyesi Darkmoon9 adını taşıyor. Karanlık ay anlamına gelen bu nick de Satanistlerin kullandığı kod adları konusunda bir fikir oluşturmaya yetiyor. işte geocities.com üzerinden yayın yapan illegal yayın organında yer alan Satanzm sözlüğü:

 

***

 

Ruhani (Spiritual) Satanizm

 

Satanizm nedir? Kaça ayrılır? Ne zaman doğmuştur?

Satanizm, Şeytan' ı Tanrı olarak benimsemektir. LaVey' in yaratısı değildir. Ruhani/Gelenekçi Satanizm, LaVeyan Satanizmi (Church Of Satan/Şeytan' ın Kilisesi) olarak ikiye ayrılır. İblis-tapar grupların Satanizm ile alakası yoktur. Tarihin başından beri birçok değişik isim ile varolmuştur. Tamamen bilimin gerçekleri ile hareket eder.

 

Şeytan kimdir?

Şeytan' ın diğer adları Enki/EA (Sümer/Kalde/Babil/Asur - Suların ve bilgeliğin efendisi), Ptah (Mısır - Yaratıcı Tanrı ), Lucifer (Roma - Işık getiren,Sabah yıldızı ) ve Melek Tavus (Yezidiler)'dur. 3 Kitapta bahsedildiği gibi ateşten yaratılmamıştır. Bir Melek değildir. Bir diğer adı Melek Tavus' tur. Ama Melek, Kral anlamına gelmektedir. Extra-Terrestial' dır. Nordic' tir. Nefilimlerin başıdır. Kırmızı ve boynuzlu değildir. 7 Oğlu vardır: Thoth, Set, Marduk, Osiris, Amon, Adapa, Zuisudra.

 

Demon nedir?

Demonlar, Nefilimlerdir. Yeni Tanrılar tarafından lanetlenmişlerdir. İnisiyelere yardımcı olurlar. Bunun için Goetia Demonları vardır. Çoğu Eski Tanrılardır.

 

Enochian nedir?

Enochian, Demonların dilidir. İnisiyeler haricindekilerin kullanması tehlikelidir.

 

Cehennem nedir?

Lucifer, Beelzebub/Enlil, Azazel, Astaroth/Ishtar, Nergal tarafından yönetilir. Dante' nin Cehennemi ile bağdaştırılamaz. Etrafı alevlerle çevrili ve kazanlar, yanan insanlarla dolu değildir. Mavi aura ile çevrilidir. Briçok eski yapı vardır. İnisiyeler, Astral Projeksiyon ile Gardiyan Demonu ile ulaşabilir.

 

Büyü nedir? Kaça ayrılır?

Büyü, metafiziksel bir olgudur. Büyü yaparken söz söylemeye gerek yoktur. Ama bazı durumlarda yardımcı olur. (Örnegin, telekinezi ile çalışırken Zavec (Enochian dilinde kalk) gibi sözcükler söylenebilir.) Wiccan ve Cadıların Satanizm ile alakası yoktur. Çok farklı yöntemlerle birbirlerinden ayrılırlar. Demonlar yardımcı olabilir.

 

Satanistler ne yapar? Satanizm de şiddet var mı?

Satanistler, kişisel gelişime önem verir. Günlük meditasyon önemlidir. Levitasyon, Telekinezi, Astral Seyahat, Lucid Rüya gibi birçok alanda çalışırlar.

 

Satanizm' de şiddet yoktur. Türk medyasında adı geçen kişilerin Satanizm ile alakası yoktur. Her Satanist Metal dinlemez. Satanistler kendilerine zarar veren maddeleri kullanmaz.

 

İblis-tapar ne demektir?

Bu grup, 3 Kitabın İblis' ine tapar. Onu kötülerin babası görür. Ona hizmet için çalışırlar. Satanizm in hiçbir kolunda yer bulamazlar.

 

Türkiye de Satanizm var mı? Satanizm korkulacak bir olgu mudur?

 

Türkiye' de Satanizm yok denecek kadar azdır. Bilinen tek kuruluş S.I.T. dir. Diğerleri kendini gizler. Ve hiçbir kötü amaca hizmet etmez. Satanizm ve Satanistler korkulacak şeyler değildir. Hiçbir kötülük barındırmaz. Kendini kötü diye ifade eden birinin Satanizm ile alakası yoktur.

 

Satanistler kedi keser mi?

 

Kedi ve hiçbir hayvana zarar verilmez. Zarar verenler Satanist değildir.

 

Ayin nedir?

Türkiye' de bu sözcükten çok korkulmaktadır. Namaz kılmak ve kiliseye gitmek de bir ayindir. Satanistler, çeşitli ritüeller gerçekleştiri ve hiçbirinde kan kullanmaz (Sadece inisiyasyonda-inisiye olurken 1 damla kan kullanılır). Satanizm ile alakalı günlerde (Örn. 21 Aralık, 30 Nisan), ritüeller yapılır. Ayrıca kişisel ihtiyaçlarda ve Demonlarla iletişim kurarken ritüel yapılır. Şiddet yoktur, iddia edildiği gibi çıplaklık yoktur, seks yoktur, uyuşturucu, kokain ve bağımlılık yaratan maddeler kullanılmaz.

 

666 Nedir?

6x6x6=216 yapar. Her çağ 2160 yılda bir atlanır. Şu an Balık Çağı'ndayız ve 2100 yılında Kova Çağı'na gireceğiz.

 

Balık Çağı-Kova Çağı

Balık Çağı M.ö 60 - Ms. 2100 dür Balık Çağı' na Eski Ahit' in gelişiyle yani Yeni Tanrıların gelişiyle girilmiştir, 2100' de Enki' nin dönüşüyle bitecektir. Kova Çağı, Enki' yi sembolize eder. Enki, suların efendisidir.

 

2012 Nedir?

2012, Marduk' un geliş tarihidir. 12. Gezegen' in diğer adı Nibiru'dur. Eski Tanrıların tahtı. Marduk, Enki' nin oğludur. Bu da şu an anlama geliyor ki 2012, 2100 ün habercisidir. Nostradamus' un kehaneti için bakınız: link Ona gore tüm kötülük yükseldiğinde iyiliği getirecek biri gelecekti. Ve numarası 666 olacaktı.

 

Tanrı nedir?

Tanrı, (Satanizm' e gore) Evreni yaratmamıştır. Evren, doğal olarak birçok depreme, volkanik patlamalara ve çeşitli felaketlere uğramıştır ve doğal olarak şekillenmiştir. Tanrı, Homo Sapiens' i yarattı. Homo Sapiens, Enki' nin kreasyonudur. Dünya' ya Enki ve Nefilimlerin adım attığı zaman Homo Erectus gezmekteydi. Nefilimlerin altını çıkaracak işçiye ihtiyacı vardı ve genetic manipülasyon ile Homo Sapiens yaratıldı. Birçok kişi Yeni Tanrılar yüzünden Ateist olmuştur.

 

Gardiyan Demon nedir?

Her inisiyenin bir Demon'u vardır. Günlük hayatta yardımcı olurlar. Ama saygılı olmak gereklidir.

 

Grimoriler

Bunların çoğu yalandır Demonlardan korunmaya lüzum yoktur zira İnisiyelere zarar gelmez.

 

Enki/Şeytan neden kaybetti? Neden geri geliyor?

Jehova/JHV/Allah, Gri'dir. (Gri ve Nordicler için linke bakınız : http://www.geocities.com/llfptfu/aliens.html ) Kaybedişin nedenini görebilirsiniz. Enki, tahtını geri almak için geliyor. Bunun 3 dinin yolu gibi fiziksel savaşla değil ruhani yönden yapılacağını biliyor. Bunun için kişisel yönden gelişmeyi öğretiyor.

 

 

Eski bilgiler ne oldu?

Eski bilgiler yok edildi. Tüm tarih değiştirildi.

 

Satanizm' in kutsal kitabı var mı? Peygamberi var mı?

Hayır, eskiden Tanrılar, Yeni Tanrılar eski inanışları yok edene kadar, İnsanlar ile iç içeydi. Yeni Tanrılar gibi ihmalkar değildiler. Ölüm ve yıkım istemiyorlardı. Barış vardı. Sadece öğütler verilirdi. Şeytan, Melek (Kral) Tavus olarak Şeyh Adi' ye 12. yüzyılda göründüğünde ona öğütler verdi. Bu öğütler, Şeyh Adi tarafından kitaba dönüştürüldü (kitap için bakınız: http://www.angelfire.com/empire2/serpentis666/Al-Cilva.htm) Kitapta şiddet yoktur. Şeyh Adi, Peygamber değildir. Anton Szandor LaVey' in yazdığı Şeytan' ın İncili, LaVeyanlar içindir. Bazıları kutsal kitap olarak görmektedir. Kitapta şiddet yoktur.

 

Kötü müsünüz?

Kötülük, hiçbir şeye zarar vermemek, kendini geliştirmek, kendini korumak, bilgilenmek, aydınlanmak ise Satanizm kötüdür.

 

Ruhu Şeytana satmak?

Bu, Faust' un Mephistopheles' inden gelen bir inançtır. Ruh kimseye satılmaz.

 

Inisiyasyon nedir?

İnisiyasyon, kendini Enki/Şeytan' a adamaktır. Ritüelde eski inançlar bırakılır ve Enki' ye sonsuza dek sadık kalmak üzere yemin edilir.

 

İmana gelin. Şeytan da kim? Allah' ın yarattığı Melek' e mi inanacağız.

Son 2000 yılında yeterince savaş ve yıkım görüldü. Bütün kötülükler yaşandı. Geçmiş yılların bilgisi yok edildi. Dünya' nın şekli 2000 yıl öncesine kadar bilinirken (Bakınız Sümer Tabletleri) gün geldi tepsi şeklinde olduğuna inandırdınız. Deprem oldu Allah bizi cezalandırdı dediniz. Tüm insanları yıkıma sürüklerken Eski Tanrıları karaladınız. Şeytan' ı melek diye etiketlediniz. Ona insanların inanmamasını sağladınız. Bunun sonu geldi. Eğer yukarıdaki cümleyi sarf etmiyorsanız, bizimlesiniz.

*************************************
Caelo gururla der ki evet sizinleyim! Ve yazı için teşekkürler^^

Cumartesi, August 30, 2008

30 Ağustos Zafer Bayramınız Kutlu Olsun

Kanal B muhabiri, Afyon'daki Zafer Yolu üzerinde oturan çok saygın vatandaşlarmızdan birine soruyor.
Muhabir-Burada oturmakla ne hissediyorsunuz?
Vatandaş-İyiyik, iyiyik.Herkeş geçiyo burdan....(yazım yanlışı yoktur)

Caelo-.......................  -____-

Evet 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.Ne dersiniz sizce hainler amaçlarına ulaşmadılar mı?Atatürk'ün ve ordusunun geçtiği bir yolda oturan, 86 yıl sonra vatandaşın ağzından dökülen sözlere bir bakın! Lanet olsun bunlara...

****************************************
Sakarya Meydan Muhaberesini  kazandıktan sonra padişah, ingiliz büyükelçisini çağırır;

-Bana bir yardım edin de, şunun kazandığı zaferi hiçe sayalım!

İngiliz büyükelçisi bile şaşırır, bir ülkenin kendi komutanı zaferi kazanır ama kendi padişahı tarafından ne tür dalaverelere maruz bırakılır.

Acaba bu yazıyı okuyanlar kimin torunları merak etmeden duramıyorum.Atatürk'ün ve onun yanındakilerin mi yoksa padişahın çürümüşz yobaz torunlarının mı? Dincilerin mi yani malum onlar tarafından yönetiliyoruz ya!

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun....

**************************************
Hala uzak doğu sanatı heykellerine put diyen ve bana bunları attırmaya çalışan cahil bir halkın içinde yaşıyoruz.İstersen kırk saat onun put değil, bilmem kaç dolar verilip! alınmış bir sanat eseri olduğunu anlat, bir dinci o "put" desin kesinlikle o puttur.Haşa! Biz mi bilcez doğruyu eğriyi, neresinden tutup düzeltelim ki her şey boktan gidiyor.İşte böyle tüm oylar da bu pisliklere gidiyor...

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun....



KAHRAMANLIK


Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık: saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık: İçerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir kahramanlık;
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık:
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir.
Ne de güneşler gibi parlayıp sönmemektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerektir.
Atıldıktan sonra da bir daha dönmemektir...

 

Hüseyin Nihal ATSIZ


KOCATEPE


Boz kalpağıyla kar yağmış
Altın saçıyla gün vuran
Bir ulusta kan kaynamış
Bir canlı Kocatepe O.

Ağustos'un sıcağından.
Duruyor tarih içinde...
Nabzı odur, gündüz gece
Vuruyor tarih içinde.

Ay-yıldızı gökte doğmuş
Yerde al kanla yuğrulan
Çaldıran'dan Yavuz ağmış,
Bayrağı öpe öpe O.

Malazgirt'ten de Alpaslan.
Sarıyor tarih içinde.
Alnından onlar öptükçe
Yürüyor tarih içinde.

 


Behçet Kemal ÇAĞLAR


AKDENİZ'E DOĞRU


Eğilmez başımız taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti...

Sakarya'dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,

"Hedef Akdeniz, asker!" diyen parmağa koştuk;
Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk.

Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız,
Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız;

Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa,
Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa...

Vahşetlere dikilmiş gözlerimiz dumanlı,
Hürriyete susamış yanık bağrımız kanlı;

Çılgınca atılarak şanlı Dumlupınar'a,
Süngümüzden şan verdik coşkun yıldırımlara...

Sakarya'dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,

Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti...

 

Ömer Bedrettin UŞAKLI




Evet Atatürk ve şehitlerimiz, sizler rahat uyuyun.Bizler çok iyiyik merak etmeyin.Herkes geçiyor üstümüzden ama biz iyiyik.Elbet bir gün tüm bu çabalarınızı boşa çıkaracaklar, elbet bir gün hain emellerine ulaşacaklar, bakınız yavaş yavaş derinden gelmediler mi? Çok yakında...  

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun....

*****************************************

"Destansı istiklal mücadelemizi taçlandıran ve Misak-ı Milli hedefinin gerçekleştirilmesine yol açan bu zaferle Türkiye Cumhuriyeti'nin de temelleri atılmıştır. (Dincilere rağmen, tüh ya bak o zaman başaramadınız!)Sayıca kat kat üstün bir ordu karşısında kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, milletimizin birlik ve beraberliğinden, hürriyet ve istiklalinden asla vazgeçmeyeceğini bir kere daha bütün dünyaya göstermiştir.(birlik ve beraberlik mi? Evet padişah başta olmak üzere tam bir bütün içerisindeydik, yahu ingiliz büyükelçisi bile bence daha bir birlik içerisindeydi sen ne diyorsun be?) Milletimizin ortaya koyduğu bu yüksek ruh ve şuur inanıyorum ki her zaman canlı kalacak, yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.(Yok merak etme o ruh çoktan öldü.Yolumuzu aydınlatan şey malesef Atatürk'ün saçtığı, o parlak güneşimizin güçlü ışıkları değil, sizin saldığınız cılız ampul ışığı ile aydınlanıyor.Bu yüzden değil önümüzü görmek, geçtiğimiz yollar bile karanlığa gömüldüler.Devam edin, az kaldı tamamen karanlığa gömülmemize)

Bizler de imkansızlıklar içerisinde büyük fedakarlıklarla kazanılan bu zaferin verdiği güç ve cesaretle demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi koruyarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşımak için çalışmaya devam edeceğiz.(o muassır medeniyetler seviyesine gelmek için ülkeyi bile satarsınız,  eminim bundan.Ne fedakar insanlarsınız! Helal olsun!)
Ne mutlu bizlere ki bugün bu hedefimize her zamankinden çok daha yakınız.(Evet dedim ya yukarda hakkaten çok yakınsınız.) Bu inançla, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman mensupları ve bütün vatandaşlarımızın 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu zaferi bize armağan eden İstiklal mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmet ve şükranla anıyorum." (Umarım bir gün ben de sizleri anma onuruna erişirim, amanasıl anacağım konusunu çok ilri tarihlerde kitaplar zaten yazacak bana ne gerek var)

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun....



Daha yazacağım çok şey var ama her şeyin de sırası ve zamanı var...Çok yakında!

Yukardaki sözler RTE'ye ait olup, daha ben Türk'üm diyememiş birinin ağzından çıkarsa bana hiç bir şekilde samimi gelmez.Kim bilir içinden neler geçiriyordu da ağzından bunlar döküldü.Öncelikle Atatürk'ün ne kadar şükranla andığını her fırsatta söz eden RTE tabii ki çok samimidir bu laflarında ona bir şey diyemem-_- Fakat boğazlar Anlaşmasını bile hiçe sayıp gemileri geçirtip boğazları açarak bu doğrulara ve Atatürk'e ne kadar sadık ve ne kadar amerikan düşmanı olduğu göstermiş oldu! (eh bu yazıyı okuyup da içindeki ironiyi anlayamayacak kadar küçükler varsa bilin ki bunun adı hainliktir.Bir elli yıl sonra tarih kitaplarında bu zaten yazılacaktır.Fakat o zaman Türk tarih kitaplarında mı yer alır yoksa yabancı devletlerin mi bilemem.Belki ülke yok olmuş bile olabilir.)

Cuma, August 29, 2008

Unutma

Giderken arkana bakmayı sakın unutma,
Ben olduğum için değil,olmasam bile
Ve sakın önüne bakma,
Arkanda ben olduğum için değil..
Adımlarını sayma sakın giderken,
Etrafına bak ve gülümsemeyi bil
Ve gözünü kapat muhakkak gülerken
Sen sadece hep hatırlandığını bil
Gülme haline bunları yaparken
Sen yeterki güldüreni bil
Ve unutma birgün güldürdüğünü
Sadece bunları hatırlamayı bil..
Birşeyi daha bil,unutmamayı
Ve her akşam gökyüzüne bakmayı
Hani çok parlak bir yıldız vardır orda
Herkesten önce çıkıverir meydana
Ama herkes anlayamaz varlığını
Çünkü ancak bakılınca anlaşılır parlaklığı,
Aslında o yıldızdır hep seni hatırlayan,
Ve sana hep yanında olduğunu hatırlatan,
İşte o yıldız benim
Ve sakın sen o yıldıza bakmayı unutma...

Cuma, August 29, 2008

Solace

Pearl Harbor'u hatırlarsınız. . Bilmeyenlere de geçen yıllarda filmi öğretti. Japon uçakları Amerikan donanmasını bir sabah ansızın bastılar ve tam 96 zırhlıyı batırdılar.. Oysa Hawaii'deki bu limanda, 97 donanma gemisi vardı..

 

Birine dokunmadılar. . Niye?.. Çünkü o geminin tepeden bakılınca bembeyaz görünen güvertesinde bir kızıl haç vardı.. O hastane gemisi idi.. Bombalar ve kamikazelerle dalan Japon uçakları hastane gemisine dokunmadılar. Çünkü o gemi orada, öldürmek değil, yaşatmak için demirliydi.. Adi Solace.. Türkçesi Teselli.. Üzüntü azaltan.. Solace savaş boyu Amerikalı annelerin üzüntüsünü azalttı. Tam 25 bin genci ölümden kurtardı, Amerika'ya taşıdı..

 

Ülke limanlarına her gelişinde, umutla umutsuzluk karmaşasındaki kafaları ile anneler iskeleye koştular.. "Benim oğlum da geldi mi?.."

 

Savaş sonrası hayatlarını Solace sayesinde kurtaran gençler bir dernek kurar ve bir madalya yaparlar.. Üzerinde Solace'nin kabartması olan bir madalya.. Ve bunu gururla takarlar.. Devlet rahatsız olur.. İkinci Dünya Savaşı'ndan böyle savaş karşıtı bir sonuç çıkar mı?.. Solace gemisini yok etmeye karar verirler.. Gemi sapasağlam.. Pırıl pırıl.. Jilet olur mu?.. Savaş sonrası yere serilmiş ekonomi her dolara muhtaç.. Uzak bir ülkeye satarlar.. Makyajını değiştirip bambaşka bir amaçla kullanması için..

 

O uzak ülke Türkiye.. Yok yahu!.. O gemi, ünlü Ankara!.. Hastane gemisinden transfer gezi gemisi Ankara.. Vay canına!.. Türkiye, bugün Amerikalılar için belki de hac yeri olacak, Gelibolu'nun Anzaklar'ı çektiği gibi bir turizm anıtına dönüşecek Solace'nin kıymetini bilmez.. Şefik Kaptan'la yaptığı Avrupa seferleri dillere destan olan Ankara sonunda ihtiyarlar ve jilet yapılmak üzere hurdacılara teslim edilir..

 

1980'li yılların başında Ankara, İzmir'de sökülürken, yılların söktüğü bir eski anıt da İstanbul'da dikilmektedir. Haliç Tersanesi'ndeki Çorlulu Ali Pasa Camisi'nin şadırvanı.. Restorasyon gelir çatıda takılır.. Çatı kurşun.. Kıtlık yılları.. Kurşun yok.. Etibank dahi geri çevirir.. "Kurşun yok.." Şadırvan çatısız kalacak.. Dört bir yana duyururlar.. "Kimde kurşun varsa.." Aliağa'da Ankara'yı söken hurdacılardan haber gelir.. "Gelin bizde var, alin.." Bre aman.. Gemide kurşun olmaz.. Ankara'da niye olsun.. Çaresizler ya... Gider bakarlar..

 

Gerçekten Ankara'nın sayısız kamaralarından biri, tamamen kursunla kaplı.. Niye?.. Çünkü burası Solace'nin röntgen odası.. Radyasyonun dışarı sızmaması lazım..

 

Simdi yolunuz Haliç'e düşerse, Çorlulu Ali Pasa şadırvanından bir tas su içerseniz, ya da yüzünüze iki avuç su atarsanız serinlemek için, unutmayın.. Çatısına da bakın.. Orada, ikinci Dünya Harbi'nde, Pearl Harbor'da Japonların batırmadığı tek gemiden bugüne kalan son izleri göreceksiniz. .  

 

Sunay AKIN

Cuma, August 29, 2008

Uzaklık, Yakınlık

İncitmeyecek kadar uzak,üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş,büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. 

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.

Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.

Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına,  birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.


İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya.

Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

Daha sonraki gece, yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de  donmalar meydana gelmiş. 

Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın,

ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.



KISACA ; Bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. 

Bazen faydalı, bazen de  zararlı. Çoğu zaman kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. 

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza. 

Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. 

Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında  üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.
Aynen kirpiler gibi..

***************************
Caelo der ki, aman bana yaklaşmayın daUykugerisine karışmam

Cuma, August 29, 2008

Aynaları Kırmak

Siz küçük bir çocukken, ''çok büyük''tür büyükleriniz.
Her şeyi bilirler,
Her şeyin üstesinden gelirler,
En güçlü,
En kuvvetli,
En akıllı,

En becerikli,
En başarılı,
En yenilmezdirler.

Yıllar önce, küçük bir çocuğun limanda gördüğü transatlantik karşısında ''Babamdan bile büyük'' diye dehşete düştüğüne tanık olmuştum. Bütün çocuklar yaşarlar benzer duyguları.
Hayran olurlar,
Gurur duyarlar,
Övünürler,
Özenirler,

Taklit ederler.

Zaman geçer, çocukluktan çıkılır. Büyüklerin aslında ''en büyük'' olmadığı fark edilir. Onların da:
Zaaflari,
Zayifliklari,
Bilmedikleri,
Beceremedikleri,
Eksik Yanlari,
Anlamadiklari,
Korkulari,
Yenilgileri Vardir.
Yani Kisaca ''İnsan''dirlar.

Bunları fark etmek, biraz içini acıtır büyümüş çocukların;
Hayal kırıklığına uğratır,
Biraz öfkelendirir,
Biraz üzer,
Isyan ettirir,
Kabul etmekte zorlanılır.

Oysa onlar hep aynıdirlar. Hiç değişmemişlerdir. Değişen sizdeki ''ayna''dir. ''Dev aynasi'' yerini, herkesi olduğu gibi gösteren ''normal ayna''ya birakmiştir.

Aşık olursunuz. O mükemmel biridir.
Çok başarılı,
Çok yakışıklı,
Çok yetenekli,
Çok enteresan,

Çok güçlü,
Çok akıllı,
Çok dürüst,
Çok merttir,
İyi giyinir, güzel konuşur,
Sizi en iyi o anlar,
Sizi en çok o sever,
Size en uygun odur.
Dünyada böyle birinin var olduğuna inanamazsınız;
Daha önce tanımadığınıza yanarsınız,
Kimseyi yerine koyamazsınız.
Zaman geçer, ''aşk'' biter.

 

Bir bakarsınız onun da;

ZAAFLARI,
ZAYIFLIKLARI,

BILMEDIKLERI,
BECEREMEDIKLERI,

EKSIK YANLARI,
ANLAMADIKLARI,
KORKULARI,
YENILGILERI VARDIR.
YANI KISACA ''INSAN''DIR.

Yıkılırsınız,
Nefret edersiniz,
Pişmanlık duyarsınız,
Hem kendinize, hem ona kızarsınız,
Geçip giden yıllarınıza yanarsınız.

Oysa o hep aynıdır. Hıç değışmemıştır. Değışen sızdekı''ayna''dır. 'Dev aynası'' yerını, herkesı olduğu gıbı gösteren ''normal ayna''ya bırakmıştır.

Bir ''kahraman''a ihtiyacınız vardır. O kahraman sizin:

''Kurtuluş''unuz olabilir,
''Model''iniz olabilir.
Sizin için ''umut'' olabilir.
O, partinizin genel başkanı olabilir,
O, işyerinizdeki müdürünüz olabilir.
O, inandığınız bir davanın önderi olabilir.
O, herhangi biri olabilir.
Peşine takılırsınız.
O karızmatiktir,
O vizyon sahibidir,
O misyon sahibidir,
O marjinaldir,
O liderdir,
O korkmaz,
O yılmaz,

O kaçmaz,
O başarır,
O becerir,
O yücedir.

Gün olur devran döner. Bir bakarsınız onun da
zaafları,
zayıflıkları
bılmedıklerı,
beceremedıklerı,
eksık yanları,
anlamadıkları,
korkuları,
yenılgılerı vardır.

Yanı kısaca ''ınsan''dır.

Şaşırırsınız,
İnanamazsınız,
Anlayamazsınız,
Hoş karşılayamazsınız,
Kızarsınız,
Boşlukta kalırsınız.

Oysa o hep aynıdır, hıç değışmemıştır. Değışen sızdekı''ayna''dır. 'Dev aynası'' yerını, herkesı olduğu gıbı gösteren ''normal ayna''ya bırakmıştır.

Bu hayal kırıklıkları yorar insanı, bu ''gel-git''ler yıpratır.

En iyisi, hiç kimsenin ''masal kahramanı'' olmadığını peşinen kabul etmektir.

En iyisi, ''dev aynaları''nı kırmaktır.

Cuma, August 29, 2008

Sevgili Günlük.....

Eh ünlülerin günlükleri bizimkisinden farklı oluyor.Bir bakalım neler yazmışlar>>



Sevgili günlük,

Herkes, herşey altüst oldu, güvenebileceğim dostlarımdan  sadece Brütüs
kaldı.

Julius Sezar, IO 40


---------------------------------
Sevgili günlük,

Bizim imparator iyice sapıttı, "Ülkenin etrafına duvar örün!" diye
tutturdu. Yok artık ebenin...
Bu adam ya ülke sınırlarını bilmiyor ya da bizimle kafa buluyor.

Mimar Wung-zu, IO 200

-------------------------------------

Sevgili günlük,

İçimden bir ses Ay'a gidilecek, Roma bölünecek falan diyor. Hatta İkiz
Kuleler yıkılacak da diyor da, ben bu "İkiz Kuleler" nedir onu çıkaramadım,
haydi hayırlısı...

Nostradamus, 1550

-------------------------------------

Sevgili günlük,

Senden başka derdimi anlatabileceğim kimse yok! Alt tarafı bir elma ya ! Bir elma kadar değerim yokmuş iyi mi...

Adem

-------------------------------------

Sevgili günlük,
Kraliçe'nin sponsorluğunda aylarca okyanuslarda dolandım, bula bula
Hindistan'ı buldum.Şansımı...
Ben şimdi Kraliçe'ye ne dicem ya?
Dalga geçmez mi benimle, "Kristof Efendi Hindistan'ı mı buldun, tebrik
ederim!" diye?

Kristof Kolomb, 1492

-------------------------------------
Sevgili günlük,

Bir yemin ettim ki dönemem.

Hippokrat IO 400

-------------------------------------
Sevgili günlük,

Aramızda kalsın ama, bizim stajer Monica var ya, !

Şeytan diyor ki, at sunu Oval Ofis'e,  kim nereden duyacak ki!

Bill, 2000