Ben, Lucifer ~ Glen Duncan

Karanlıklar Prensi’ne “doğru yol’u” bulması için son şans verilir.Yeryüzünde masum bir yaşam sürmesi gerekmektedir.Aksi takdirde sonsuza dek yok olacaktır.”Eski Pazarlıkçı”, tüm bedensel zevkleriyle birlikte dünyada bir aylık deneme süresi için anlaşmaya varır.Lakin bir tuhaflık söz konusudur: Ödünç aldığı bedenin eski sahibi intiharın eşiğinde bir yazardır.
Lucifer dünyaya iner.Ama dünya, onun tahmin ettiği gibi dğildir.Tuzaklar, dolambaçlı yollar, hile ve düzenbazlıkla doludur.Yazarın bedeninde gece hayatına, alkole ve uyuşturuculara kapılır.Onun için yepyeni bir şey olan bedensel zevkler alemine dalar.Sonunda kendi yaşam öyküsünden bir film çekmeye karar verir.Ama hiç beklemediği bir şekilde yazarın vicdanı ve anılarıyla karşı karşıya kalır.
Lucifer, bize Şeytan olmanın nasıl bir şey olduğunu öğretmeyi umarken, insan olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayacaktı.
“Dil kullanımı öyle yerinde, kadın-erkek duyguları üzerine teşhisleri öyle doğru ki, soluğunuz kesiliyor.Cinsiyet konusunda inandırıcılığı Tolstoy’a eşdeğer.” ~Time Out
“Lucifer büyüleyici, seksi ve çok eğlenceli.Glen Duncan çok fazla şeyi biliyor ve bildiklerini fazlasıyla anlatıyor.Ruhu için endişeleniyorum.” ~Stella Duffy
"İyi yazarlar sıradan olanı çarpıcı hale getirmeyi başaran yazarlarsa, Duncan gerçekten de iyi bir yazar." ~The Times
---------------------------------
---------------------------------
Muhtemelen öfkenin ne olduğunu bildiğinizi düşünüyorsunuz: soğuktan donmuş ayaklarınıza basılması, başparmağınıza çekiçle vurmak, şakacı mı şakacı bir patron, karınız ve en iyi arkadaşınızı yatak odanızda soixante-neuf yaparken yakalamak, kuyruklar.Muhtemelen gözünü kan bürümenin ne olduğunu bildiğinizi sanıyorsunuz.İnanın bana, bilmiyorsunuz.Siz daha pembeyi bile görmediniz.Öte yandan ben…Safi kızıl.Vişne çürüğü.Şarap rengi.Nar çiçeği.Galibarda.Özellikle kötü günlerde kan kırmızısı.Peki bunun kabahatlisi kim, diye sorabilirsiniz.Kaderimi ben seçmedim mi?Cennette her şey dört dörtlük değil miydi, ta ki ben…o isyan gösterisiyle İhtiyar’ı üzene kadar? (işte size önemli bir bilgi.Ama bu sizi biraz afallatabilir.Tanrı uzun beyaz sakallı ihtiyar bir adama benzer.Dalga geçtiğimi sanıyorsunuz.Dalga geçmiş olmamı dileyeceksiniz.Kötü huylu bir Noel Baba’ya benzer o.) Evet, ben seçtim.Ve, of, bu anlata anlata bitirilemedi. Şimdiye kadar.Şimdi masaya yeni kartlar dağıtıldı.
İsyan özgürleştiren bir deneyimdir –öfke ve acıya rağmen- fakat geriye bir yığın eski elektrik devresi kalır.
(Tanrıdan bahsediyor) Ne kadar çok üstün yanı olursa olsun, O’nun kesinlikle hiç mizah duygusu yoktur.Mükemmelik buna meydan vermez.
Cennet bizim burada aşağıda alaylarımıza kıs kıs güldüğümüzü ve ettiğimiz nükteli sözlere kıkırdadığımızı duyuyordu; o bakışları, bu gülünesi saçma sözleri duyma şansını kaybettiklerine dair o şüpheyi görüyordum.Fakat onlar hep başlarını çevirirler, Cebrail boynuz üfleme çalışmasına, Mikail ise ağırlıklarına.Gerçek şu ki onlar pek sıkılgandırlar.ğer aşağıya inen güvenli bir yol olsaydı -bir yangın çıkışı (bum-bum)- parmaklarının ucuna basarak kapıma gelen bir avuçtan çok daha fazla kaçak olurdu.
Meleklere özgü deneyim bir olgu rönesansıdır, İngilizce ise bir sürtüğün el çantasıdır.Birincisi ikincisinin içine nasıl tıkılabilir ki?Mesela, karanlığı ele alalım.Karanlığın içine adım atmanın benim için nasıl bir şey olduğuna dair en ufak bir fikriniz yoktur.Bunun hala, hem boğazlanan bir hayvanın ruhunu, hem de pahalı sürtüğün tekinin atomlara ayrılmış kokusunu yayan bir mink paltonun içine kaymaya benzediğini söyleyebilirim.Bunun mukaddes olmayan bir kutsanmış yağın içine dalmak olduğunu söyleyebilirim.Bunun içkiye ağzını değdirmeden geçen beş ıstıraplı yıldan sonraki ilk içki olduğunu söyleyebilirim.Bunun uzun bir ayrılıktan sonra eve dönüş olduğunu söyleyebilirim.Vesaire.Bunların hiçbiri yeterli olmaz. (Caelo'nun notu: Bu belki benim için bloğa yeniden yazabiliyor olmak gibi bir şey..yani hemen hemen sayılır)
Bir kez posta güvercini olan ilelebet posta güvercini kalır. (Burada Cebrail kast ediliyor
)
Ben kiliseye girdiğim zaman hiçbir şey olmaz.Çiçekler solmaz, heykeller ağlamaz, sandalyelerin yanındaki koridorlar sallanıp çatırdamaz.Mabedin soğuk halesine pek hevesli değilimdir ve "pain et vin" ayininden sonra beni hiçbir yerde bulamazsınız, fakat bu antipatiler dışında, Tanrı'nın Evi'nde muhtemelen çoğu insan kadar rahatımdır.
Eğer her şey siz iseniz, hiç bir şey de olabilirsiniz.
Diz kapakları sadece çekiçle vurulmak için vardır; gözdelik de sadece gözden düşmek için.
...Tanrı olmadan var olmanın özgürlüğü.Bu düşünce bir fark yaratmıştı ve bu düşünce, bu özgürleştirici, devrimsel, çığır açıcı düşünce benimdi.Benim için ne derseniz deyin.Baştan çıkarıcı olabilirim, işkenceci, yalancı, itham edici, kafir ve her bakımdan çiğeri beş para etmez olabilirim, fakat meleklerin özgürlüğünü keşfetmenin itibarı başka kimseye ait değildir.Bunu keşfeden, benim dünyevi dostlarım, Lucifer'di.(Günah'tan sonra bana Lucifer, Işık Getiren demeyi bırakıp, Şeytan, İblis demeye başlamaları da tabii pek iroik.Tam bu ismi hak ettiğim anda benden melek ismimi almaları pek ironik doğrusu.) Bu düşünce bir virüs gibi yayıldı.Bazılarından, bir özgürlük masonluğundan belli belirsiz sinyaller geliyordu.Utana sıkıla bana kendilerini gösterdiler, ne idüğü belirsiz bir profesörün karşısındaki ergenlik çağındaki çocuklar gibi ortaya çıktılar.Pek çoğu ortaya çıkmadı.Cebrail benden uzaklaştı.Mikail kendini uzak tuttu.Beni neredeyse İhtiyar'ı sevdiği kadar seven, ne yapacağını bilmeyen, zavallı, muhteşem İsrafil titrek bir kararsızlıkla bir süre daha şarkı söylemeye devam etti.Fakat ben ne yapmıştım ki? (Hele O'nun benim yapacağımı bilmediği ne yapmıştım ki?)
Gerçek şudur ki Cehennem iyidir.Benim mekanımdaki ruhların çoğu sırf sigara tüttürerek, içki içerek ve çene çalarak takılırlar.Ve okunacak her şey vardır.
************************************
-Gülmek korku karşısında verilen bir refleks bir tepkidir.Bunu biliyorsun.Sen güldüğünü duyuyorsun, bizse çığlık attığını duyuyoruz.
-'Ve eğer gülüyorsam ağlayamadığımdandır' çok daha iyi olurdu.Yukarda hala okumaya pek zaman yok değil, ha?
***********************************
Meleklerin ruhu yoktur.Hepiniz ruhlarla tek başınasınız.Ben kendi zamanımda milyonlarcasını satın aldım, fakat onlarla ne yapacağımı biliyorsam, canım çıksın
Karanlıkta yıkandım ve ışığın altında gevşeyip uzandım
Hayvanlar hep benden kaçtılar, hatta onlardan biri olduğum zaman bile.Onlar yalnızca...sezdiler.Benden uzaklaştılar o kadar.Ben ve hayvanlar asla arkadaş olamazdık.Milenyumlar boyunca onlardan zaman zaman yararlandım, fakat aramızda hiç bir zaman ilişki olmayacak.Üç nedeni var: onların bir ruhu yok, bir seçim yapamazlar ve Tanrı'ya bağlılar- işte bunlardan ötürü benim için bir ehemmiyetleri yok.....ruhun varlığı bir yolu bulunup kurtulunması gereken gerçek bir karın ağrısıdır.
Havva, Adem'in kolları kendisine sarılı ve başı onun göğsünde uyandı.Birbirlerinin gözlerinin içine bakıp gülümsediler."Erkek" dedi Havva ona."Kadın" dedi Adem ona."Çocuklarım" dedi Tanrı her ikisine."Ay, Lütfen" dedim (şey aslında tısladım, o sabah bir pitonun bedenini seçmiştim de) yılanlara özgü o metaneti fırlatıp atacak özel bir yer aramak için kıvrılarak uzaklaşmadan önce.
O meleksi acının yokluğuna o kadar alışmıştım ki sonuna kadar günlerimi Gunn'ın şiş bedeninde geçirmek bile bedensizliğin alevlerine ve bombalarına tercih edilebilirdi.Tanrı'nın zaferi: Lucifer'in Clerkenwell'deki züğürt bir yazar bozuntusunun hayatına razı olması; belki de Eski Dost artık bir mizah duygusu geliştiriyordur.Asla bıkmadığım bir şey de (ölümsüz süper varlıkların sorunlarından biri de bıkkınlıktır), O'nun ne denli aptal olduğumu düşünmesi karşısında duyduğum hayrettir.Bu kadar kibirli mi? Gunn'ın ıslak, tangırdayan bir çuvalı andıran bedeninde...
Eğer ahlaki açıdan iyi olsalardı, onları yozlaştırma umuduyla hayatta kalmalarına izin veridim.Eğer ahlaki açıdan kötü olsalardı, dünyanın becerilmesine yaptıkları katkıdan dolayı yaşamalarına izin verirdim.Fakat o denli ben merkezci ve sefillerdi ve o denli yavanlardı ki açıkçası tam bir can sıkıntısıydılar. (Caleo ~ sanırım insanlardan bahsediyor, hoş düşünceler)
Lucifer, dedim kendi kendime, işbirliği yapan kalçaların, açılan burun deliklerinin, kendinden geçmeyle kalkan kaşların memnuniyetle farkına vararak, Lucifer, oğlum sen kesinlikle gerçek bir dahisin.Kurtuluş, yıkım, güç, isyan, gurur -Tanrı'nın bile bir Golden Elma içine bu kadar şeyi sıkıştırabileceğini sanmazdınız.
Yeryüzünde iktidarsız bir ay mı? Bana bir iyilik yapın.
***********************************
...Yine Uriel aptalca sırıtacak gibi oldu, ama odun gibi ruhsuz Cebrail gerçeklere yapıştı. "Senin de bildiğin gibi, Lucifer, bu meselelerde O'nun iradesi yadsınmaz."
"Çok sevgili Cebrailela, kendi tarihini unutmuyor musun? Ben buün bulunduğum yere O'nun iradesini yadsıyarak geldim.Ne yapacak? Bir East End sürtüğü için savaş mı açacak?"
"Eğer gerekiyorsa.Mikail'in uyuduğunu mu sanıyorsun, Lucifer?Ya da Cennet'in zırhının paslandığını mı sanıyorsun?"
"Sana şunu sormalıyım Dostum: Neden kursalllık taslayan bir pezevenk gibi konuşuyorsun?"
"Gerçekten eve dönmek istiyor olamaz" diyor Zaphiel."Eğer eve dönmek isteseydi, bu tür şeyler söylemezdi."
"Lütfen! O diye söz ettiğin burada.Elbette eve gelmiyorum.İçinizden herhangi biri ciddi ciddi bunun benim için bir tatilden fazla bir şey olduğunu mu düşünüyor? (Caelo ~ neden bu diyaloğu yazdım çünkü muhteşem ya! )
**********************************
Kimse anlamıyor.Sence onu en çok hangisi kızdırır?Cehennem'de acı çeken ve keşke iyi olsaydık diyen ruhlar mı? Yoksa Cehennem'de parti yapıp "Şükür ki sağlam ahlaklı davranışlar saçmalığıyla kendimi yormadım" diye düşünen ruhlar mı?Şüphesiz mantığı anlıyorsun, değil mi?
Hakkımda yanlış bir anlama var.Kilisenin yaydığı bir iftira bu, öyle ki benimle anlaşma yaparsanız sizi aldatırmışım.İpe sapa gelmez zırvalıklar, tabii.Ben asla aldatmam.Asla aldatmak zorunda kalmam...
Siz Lucifer'i 'çağırmazsınız', canım.O lanet olası bir kahya değil.Lucifer sizi ziyaret eder.Hepsi bu.Eğer sizinle doğrudan ilişki kurmanın benim çıkarıma olacağını hissedersem (hissetmememi ummanız daha iyi olur) o zaman beni 'çağırmaya' kalkışın veya kalkışmayın, ben gelirim.
Ben olmanın kötü yanlarından biri de dilimin ucuna gelen, çabuk ve zekice verilecek ters cevapların çokluğu karşısında zaman zaman suskunlaşmamdır.
Ona baktım.Gunn'un içinden ona baktım. (Ki kaybedilen bir şey yok, zira Gunn'ın korkutucu bakışı seksenlik bir ihtiyarı bile korkutmazdı.) Kısaca ayaklarını yerden kesmeyi düşündüm, fakat Gunn'ın teçhizatı -işten kaçan kollar ve pazılar, kaderin sertleştirdiği kanatlar ve beleşçi boyun kasları- gerçekten buna hiç uygun değildi.İnsan gözlerinin içinden bile olsa, bir bakışa neler sığdırabildiğim hayrete şayan.Size sürekli, benim yaşadığımı ve sizin yaşamadığınızı gösterebilmem hayrete şayan.
"Bunu yazdım, çünkü kadınlarla erkekler arasındaki tüm bu çekişmenin...bu seks savaşının, bu cinsiyetler politikasının...tüm bu diyalektiğin atıllaşmaya başladığını gerçekten çok net görmeye başladım."
**********************************
-Bu çok saçma, biliyor musun, bütün hayatını insanların seni dinlemesini sağlamaya çalışarak geçiriyorsun, sonra nihayet bu gerçekleşip biri önüne bir mikrofon uzattığında...
-Gunn?...
-...basmakalıp sözler edip duruyorsun -ha?
**********************************
Pornografi dergilerinin sahibi olan şirket bulaşık deterjanı yapan şirketin sahibidir.Savaş teçhizatlarına sahip olan şirket, muhabbet kuşu yemi üreten şirkete de sahiptir.Nükleer atık üreten şirket çöpünüzü toplayan şirkete sahiptir.Bugünlerde, benim sayemde, pılınızı pırtınızı toplayıp bir mağarada yaşamaya gitmediğiniz sürece, kötülüğe ve pisliğe para yatırıyorsunuz...Ve hadi gerçekçi olalım, eğer ahlakın bedeli bir mağarada yaşamaksa...
Yüzde seksene yaklaşacağıma asla inanmazdım.O kadar değil.Elbette bunu Cehennem'de söylemek kolaydı, elbette bu kulağa muhteşem geliyordu -"Her on kişiden sekizi.Beni duyuyor musunuz?Bundan azını kabul etmiyorum.Bahçede çalışmalıyız, canlarım, bahçede çok çalışmalıyız..." Fakat gerçek şu ki yüzde elliye razı olmuştum.Yüzde yirmiyle bile mutlu olurdum.Aslında gerçek rakamım buydu, yüzde yirmi.Onda iki.İhtiyar'ın damarına basmak için yeterliydi.Günümüzdeki rakamlar onu canından bezdirmiş olmalı.Layığını buldu.Bu O'nun kendi hatası.Evet, öyle.Şu Emirler.Ya şu Emirlere ne demeli, ha?Anne ve babana hürmet edeceksin.Ee...peki.Komşunun karısına göz dikmeyeceksin.Pardon - komşumun karısını gördün mü? Komşunu kendin gibi seveceksin...O sırada, ciddi olamaz, diye düşündüğümü hatırlıyorum.Ciddi olamaz, elbette.Öldürmeyeceksin. (Sırf buna bile uysaydınız!Çarmıha Gerilme -Yeni Ahit imkansız olurdu!Bütün işim görülmüş olurdu.) Yalancı şahitlik yapmayacaksın.Ah, dur, diye düşündüm, beni öldürüyorsun.Bu şu demekti: kimse bilfiil Cennet'e gitmeyecekti.
Kurbanın umutsuzluğu, Kanter içinde belli bir noktayı geçtikten sonra, işkence görenin ölümü yaşama tercih edişi.Elbette işkenceci için ideal ama olanaksız olan, kurbanın ölümün-şiddetle-arzulandığı- fakat-verilmediği bu halde ebediyen yaşamasıdır.Biz buna Cehennem'de olanaksız bir ideal demiyoruz.Biz buna rutin diyoruz.Evet evet evet, umutsuzluk iyidir ve bunu yaratmanın en garantili yolu işkencedir -fakat onlara durmadan hatırlatmalıyım ki -bu noktada ayyaşların başı önüne düşüyor, ahmaklar hülyalara dalıyor veya dişlerini karıştırıyorlar - bu hapishane hücresi bölümleri çok lezzetli olabilse de esas mükafat, umutsuzluğun kendiliğinden gelişmesi, onu kendi kendilerine ve kendileri için hissetmeleri, umutsuzluğun dünyanın genel hali olmasıdır.
Başka bir zamanda ve başka bir mekanda Martha ısınma için mangala yaklaşırdı.Bu zamanda ve bu mekanda mangaldan olabildiğince uzak duruyor.Sorunun saçmalığı çok açık, okuması yazması olmayan bir çiftçi karısı için bile.
Cadılığa inanıyor musun?
Hayır dersen, kilise doktriniyle çelişirsin; evet dersen, bilfiil okült bilgiyi kabul etmiş olursun.
Ne kadar zamandır Şeytan'ın hizmetindesin?
Ben Şeytan'ın hizmetinde değilim.
Onunla nasıl anlaşma yaptın?
Ben anlaşma yapmadım.
Doğmamış çocuğunun babası bir Şeytan mı?
Hayır, kocam.
Cinsel ilişkiye girdiğin Şeytan'ın ismi ne?
Şeytan değil, efendim.
Bu Şeytan tarafından gebe bırakıldığın gibi, onunla ters ilişkiye de girdin mi?
Asla yenilgiyi kabul etme, bu benim düsturumdur.Ve hiçbir şeyi atma, bu da bir başkası.
Bugüne kadar çok teolojik zırva duydum, fakat karşılaştığım en aptalca teorilerden biri Kurtarıcı'ya ihanet etmesini sağlamak için Yahuda'yı ele geçirmiş olduğumdur.Biri bana bunu açıklayabilir mi? Aslında zahmet etmeyin.Açıklamasını biliyorum. (Ben bütün açıklamaları bilirim.) Bunun açıklaması tüm dünyada milyonlarca insanın, tam tekmil işleyen bir beyne sahip olmalarına rağmen, İsa'nın çarmıha gerilmesini istediğinmi düşünmesidir.Şimdi biraz açık konuşmama izin verirseniz: bu insanlar geri zekalı mı? İsa'nın çarmıha gerilmesi günahların affedilmesi mekanızmasını yeniden başlatacaktı.Ki bu da ne anlama geliyor? Kimsenin Cehennem'e gitmesi gerekmeyecekti.Şimdi bana bunun olmasına yardım etmek için herhangi bir şey yapacağımı nasıl söylersiniz?
Firavunun yüreğini Tanrı sertleştirdi...Evet, O yaptı (yıllar boyunca pek çok yüreği sertleştirdi.) Yahuda'nınkini de sertleştiren O'ydu.
Eğer bir adam ulaşmak istiyorsanız, kadından geçmelisiniz.Cennet Bahçesi asırlar öncesinden kalmış gibi görünüyordu (çok kötü tenkli, 8 mm.lik karlı bir film) fakat orada aldığım dersleri unutmadım.Kendinden memnuniyet hiçbir zaman benim kötü alışkanlıklarımdan biri olmamıştır ve o sabah Judea'da da olmadı, fakat, anlarsınız ya, kendimi iyimser hissettim.
...bir insanı kaderinden uzaklaşması için baştan çıkarmanın ne kadar zor olduğu hakkında hiç fikriniz var mı?Kavramsal aykırılığı görüyorsunuz, değil mi?
Şüphelenmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Bilmenin ve hiçbir şey yapmamanın utancı.Fakat en iyisi, kat kat iyisi bunun kendini haklı gören suçlular güruhuna verdiği fırsattır.
*************************
"Mikail" dedim, "Sevgili ihtiyar.Yıllar geçti."
...
"Korkuyorsun," dedi usulca.
Gülümsedim."Olağanüstü," dedim "siz çocuklar bana bunu söylemeyi görev sayıyorsunuz.Önceki gün de Cebrail saldırdı.Acaba neden bunun o kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Kışkucular hüsnükuruntularını homurdanıp duruyorlar, herhalde."
O da gülümsedi."Onun fanilere öğüdünü biliyorsun" dedi." düşmanlarını sevmen gerek, böyle bir talimata gerek duymalarına yazık."
"The Empire Strikes Back'i gördün mü?" diye sordum.
"Çünkü düşmanlarımızı bize yakınlıkları oranında sevmek bizim için doğaldır.Birbirimize o kadar benziyoruz ki, şeytan.Birbirimize o kadar yakınız ki."
"Çok yakın ve çok uzak" dedim "Yaltaklanma işi nasıl gidiyor?Ha bu arada, filmde senin rolün için Bob Hoskins'i düşünüyorum.Sana uyar mı? Eminim beni Joe Psci için ikna edebilirsin."
"Bizi şaşırttın" dedi.
"Ah, şaşırttım, öyle mi? Ne düşünüyordun?HArrison Ford'u mu?"
"Dikkat menzilinin kısalığına bakılırsa, şmdiye dek orta yaş melankolisine gireceğini sanıyorduk.Yine de sen...kendini ergenlik egoizminde tutmayı becerdin."
"Ergenlik egoizmini küçümseme, ahbap.Ergenlik egoizmi ve bir yığın parayla tüm dünya yönetilebilir - tabii, zaten dünyayı yönettiğim için buna gerek yok....Bu sana kabalık gibi gelebilir, dostum ama, tam olarak neden buradasın, hı?"
"Sana yardım etmek için" dedi.
"Öyle mi? Hı-hı?Ve?
"Lucifer, sen son zamanlarda..."
"Baksana, neden ağzındaki baklatı çıkarmıyorsun? O zaman belki ikimizde kendi işlerimizle uğraşabiliriz.Dikkatinden kaçmışsa diye söylüyorum, Kilisede sessiz bir yarım saat geçirmek için gelmiştim."
"Buraya çağrıldığın iin geldin."
"Of, bu hiç de uygarca değil. -Senden beklediğim belli bir standart vardı Mikail-"
"Korkuyorsun" Bu defa bu sözü hakikaten güçlü bir gerçeğe sahip birinin edasıyla söylemişti.Eğer sözüne devam etmemiş olsaydı, hemen oracıkta dünyanın sonunu vahiy etmeyeceğimden emin değildim. "En çok arzuladığın şeyden kokruyorsun.En çok korktuğunu arzuluyorsun.Bunu bir düşün, kardeşim."
"Düşüneceğimden emin ol"
*********************************
"Bir hıristiyan ülke hakkında ne diyor, Nigel...kiliselerinin Müslümanlara satılıp camilere dönüştürülebileceğini mi? Yani eğer hatalıysam beni düzelt, eğer tarih bilgim yanlışsa beni düzelt -yıllar önce Haçlı Seferleri denilen küçük bir operasyon yapılmadı mı? O halde bu akademik bir çalışmaydı, öyle mi? Ha? ...Britanya'nın bazı kesimlerinde şimdilerde on yaşın altında çocukların -Kuran okumaya zorlandığını biliyor musun, Nigel? Bilirsin, insanlara bunu söylersin, onlar da uydurduğunu sanırlar."
Küçücük bir mezarlık.Oraya vardığımda gökyüzünde bir nebze mavilik kalmamıştı.Yüzden az mezar taşı, tıpkı...tıpkı ne? Korkunç dişler gibi mi? Zafer işaretleri gibi mi? Lanet olsun, bu dil sabrımı taşırmaya başlıyor.Her neyse ölülerin, bazıları beyaz ve yepyeni, bazıları cüzamlı gibi mahvolmuş yatakları.Silinmiş tarihler.Yeni Zaman'ın bile kim ve ne zaman olduğunu gösteren satırları kirletmeye etkisi olmuştur.Bu pek uzun zaman almaz.
...Bu da o tuvaletteyken onu cüzdanından kurtarmak için bir başka nedendi.Gülünecek mir miktar, 63.47 pound, NatWest çek defteri ve bir Switch kart, ölmüş anne ve babasının fotoğrafı, ölü olduğum sürece istediğiniz organı alabilirsiniz kağıdı ve eski müsvedde kağıtlarına ve biletlere karalanmış bir sürü telefon numarası -fakat asıl mesele bu değildi.İnancı sarsan ihanet, asıl mesele buydu.
...Onun için son zamanlarda içten gülmüyor.Bunun yerine, her metalik nidanın kendi etrafında parlak bir zırh oluşturmasını sağlayarak stratejik olarak, yüksek sesle gülüyor.
Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, beyler, kaderimizin bizi bıçak sırtında hassas bir dengede tuttuğudur...Evet, ama o zaman iki ateş arasında imgesini kaybedersin.
Tehlike gerçekten çok büyük, zira iki ateş arasında, değer verilmesi gerektiği zaman artık hayata değer veremeyen kalpleri buz tutmuş zalimler haline gelmekle, beyler, yumuşak, mecalsiz, asabi bir şekilde güçten düşmüş veya zihinsel çöküşün eşiğinde olan insanlar haline gelmek arasında son derece ince bir çizgi vardır.
...(Cehennem'i nasıl tarif etmeli? Istırapla, sonu gelmeyen bir sıcaklıkla, hiç bitmeyen kızıl bir alacakarnlıkla, döne döne yağan küllerle, acının pis kokusu ile dolu karnı deşilmiş bir panorama...Keşke.Cehennem iki şeydir: Tanrı'nın yokluğu ve zamanın mevcudiyeti.Bir tema üstüne sonsuz çeşitlemeler.O kadar kötü görünmüyor, değil mi?Gerçekten, güvenin bana.)Ben bu işi istemedim -yani zamandan bütün geri kalanı Tanrı'ya karşı çalışarak harcama işini, kötülüğe şahsiyet verme işini- fakat buna benim açımdan bakın: O söz konusu olduğu sürece aramızda her şey bitti.Şişman garsonun yardımsever nezareti altında uzlaşmak için cappucino'lar içmek yok.İlişki yok.Şunu gördüm ve aklıma sen geldin.Rutin nasıldır, bilirsiniz.Ayrıldınız, öyle mi? Külütler değişir, CD'ler bölüşülür ve kutulara konulur, yüzükler geri verilir, sevimli oyuncak köpecik bağırsakları çıkarılıp parçalanır.
Ne kaybetmiş olursam olayım, hala güzel konuşma yeteneğine sahiptim.Bunun onları nasıl galeyana getirdiğini görmeliydiniz.Sonuna geldiğimde heyecanlanmıştım.Fakat içim hala karanlıktı.Düpedüz kötü olmanın nasıl bir şey olacağını seziyordum.Bunun çok emek gerektireceğini seziyordum.Fakat tekrarlıyorum: Başka ne seçeneğim vardı ki ?
...kötülük, kendi içinde ve kendiliğinden, bana iyilik gibi geliyor.
Mesele, canlarım, iyilik ya da kötülük değil -mesele bağımsızlık.Bir melek için tek bir gerçek bağımsızlık vardır ve o da, bunu söylediğime gerçekten üzgünüm ama, Tanrı'dan bağımsız olmaktır.Bağımsızlık neden ve sonuçtur.Bu özel Yaradılış içinde, eüer peşinde olduğunuz Tanrı'dan (Tanrı'ya ibadetten, Tanrı'ya dayanmaktan, Tanrı'ya itaatten) bağımsız olmaksa, o zaman korkarım oynayacağınız tek koz kötülüktür.İsterdim ki, gönlüm isterdi ki keşke Tanrı'yı hiç bilmeyen bir doğam olsaydı -ötedeki dünyayı, çimenleri, evi, şehri, ülkeyi, dünyayı bilmeyen, göldeki bir balık....Sizin düşünürleriniz şu saf kötülük ya da dile getirmeyi o pek sevdikleri şekliyle, kötülük adına kötülük fikriyle cebelleşip duruyorlar.Bunu neden yapıyorlar, bilmiyorum.Kötülük adına kötülük diye bir şey yok.Bütün kötülükler motive edilmiştir -benimkiler bile.İşkenceci, zalim, katil, yalan ustası -hepsi de bunu bir şey için yapıyorlar, bunu tek yapma nedenleri zevk olsa bile.Kötülük adına kötülük deliliktir -veya eğer olsaydı delilik olurdu; ve kaçıklar bile yaptıklarını kaçık bir neden yüzünden yaparlar.İhtiyar'a en çok acı veren benim kötülük yapmam değil, bana dayanılmaz acı veren şeyler yapmamdır.O'na acı veren, sürekli ve dayanılmaz acının kendimi O'ndan kurtarmak için ödemeye değer bulduğum bir değer olmasıdır.Meselenin can alıcı noktası budur.O'nun dayanamadığı budur.
Ahlaksız yaşama yakınlığın uyandırdığı merak başka hiç bir şeye benzemez elbet.Seks suçlularıyla çalışan aynasıza, çocuklarla cinsel ilişkiye girenlerle uğraşan polise, tecavüzlerle ilgilenen dedektife sorun.Onlara bu merakın onları ele geçirmesinin ne kadar zaman aldığını sorun.Deneyin.
(Kabul etmelisiniz ki şu duygulara sahip olma, birbiri için önemli olma meselesi nahoş derecede pis bir iş.Bunu hep sürekli tekrarlanan kanlı bir yol kazası gibi düşünüyorum -herkes çok hızlı gidiyor, çok yakın, gereken dikkat ve özeni göstermeden ya da çok fazla...)
******************************
"İsrafil," dedim. - sonra kişiliğime uygun bir şekilde ekledim, "İsrafil, İsrafil, İsrafil." Nedense, istediğim etkiyi yaratamadım.Yine de lafıma devam ettim. "Sana bir şey sormama izin ver, oğlum.Sence ben umudumu kaybediyor muyum?"
"Lucifer-"
"Sence ben bir umutsuzluk içinde miyim?"
"Elbette öylesin.Elbette, öylesin, dostum, fakat benim söylemek istediğim şu ki-"
"Ben umudumu kaybetmiyorum."
"Ne?"
"Beni duydun."
"Fakat-"
"Umutsuzluk, tüm zafer ümitlerinin ötesinde yenilgiyi gördüğün zamandır."
"Ah, Lucifer, Lucifer."
"Tekrarlıyorum: Ben umudumu kaybetmiyorum.Şimdi lütfen, şu lanet yatağına git."
******************************
Bundan sonra Lucifer'in yazıları son buluyor.Kitapta yani.İsrafil O'nun yerine yazıyor.
******************************

Neyse.Zaten epeyce yazmışım.Neden bu kadar yazdığım konusunda pek de emin değilim.Ya da belki de eminimdir.Uzun zamandır yazmadığım (yazmak derken hikaye oluşturmak, roman yazmak anlamında değil, sadece klavye üzerinde gezinmek.Hiç değilse msn gibi saçma bir iletişim alteinde enerji harcamaktan daha yararlı geliyor bana) için olsa gerek, bu kadar uzattım kitabı.Yalnız sonu hakkında alıntı yapmayacağım.Kitabı alanlar okurlar zaten.Benden şimdilik bu kadar.Yalnızca şunu eklemeden edemeyeceğim, Duncan harika bir iş çıkarmış.Üslup konusunda şapka çıkarılacak bir yazar.


gerisine karışmam